Okan Yüksel » TR

Monşerlerden Başbakana Cevap Var

Haziran 18, 2010   ·   0 Comments

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan monşer kelimesini sıklıkla ve Dışişleri Bakanlığı‘nda görev yapmış emekli diplomatları eleştirirken kullanıyor. Monşer, Cumhuriyet öncesi dönemde, Osmanlı‘da görev yapan diplomatlar için sıklıkla kullanılan ve diplomatlarca da benimsenen bir kelime. Kelimeninin Fransızca orjinali, mon cher, “azizim, dostum” anlamına geliyor. Fakat Türkçe sözlüklerde argo anlamları da var: örneğin “hanım evladı” anlamına da gelebiliyor bu kelime.

Dışişleri Bakanlığı bünyesinde büyükelçilik ve başkonsolosluk yapmış ve emekli olmuş 72 diplomat, Başbakan’ın emekli diplomatlara yönelik son zamanlardaki çıkışlarından rahatsız olmuş olacaklar ki kamuoyuna ve Başkakana yönenlik bir metin hazırlamışlar. Metin oldukça bilgi dolu, Cumhuriyet sonrası Türk Dış Politikası‘nın kısa bir özeti gibi adeta. Bu çerçevede Siyaset Bilimi ve Türk Dış Politikası alanında çalışmalar yürüten genç araştırmacılar için iyi bir kaynak olduğunu düşündüğüm, metin şöyle:

Başbakan Erdoğan, son zamanlarda konuşmalarına yabancı dillerden ibareler serpiştirmeyi adet haline getirdi. Davos’ta “one minute(s)”le İngilizce ibarelerle başladı. Derken ’monşer’ sözcüğünü son zamanlarda pek sever oldu. ’Mon cher’deyimi Fransızca ’azizim, dostum’ anlamına gelen bir tekerleme. Buna bugünkü Türkçemizde ise argoda, ’hanım evladı’ anlamı yüklenmiş. Askerlik ve polislik mesleklerinin yanında en çok hayati tehlikeyle karşılaşılan devlet memurluğu, her unvandaki Dışişleri memurluğudur. Dünyanın en tehlikeli bölgelerinde, kriz alanlarında geçici ya da sürekli görev yapan, ülkemizi temsil eden, insani yardım sağlayan, siyasi temaslar yürüten temsilcilerimizle onlara idari, teknik ve haberleşme desteği sağlayan her rütbe ve düzeydeki genç-yaşlı Dışişleri mensuplarımızın hangileri bu alaycı yaklaşımı hak etmektedirler?

 

Bizim çok eskilerden gelen diplomasi geleneğimiz hem ’hiçbir tehlikeden kaçınmamayı’, hem de uluslararası topluluklar içinde başkalarından altta kalmayarak başını dik tutmayı öngörür. Ömer Seyfettin’in ’Pembe İncili Kaftan’ öyküsündeki Türk Elçisinin davranışı bugün de diplomatlarımızın sahip olmakla iftihar ettikleri bu birikimin hikayelerinden birisidir. Diplomatlarımız arasında seçkincilik de yoktur. Tahsil hayatını burslu okuyan birçok diplomatımız Bakanlık içinde en yüksek mevkilere yükselebilmişlerdir. Bunların arasında Dışişleri Müsteşarları da bulunmaktadır.

Monşer terimini Cumhuriyet dönemi Dışişleri mensupları hiç kullanmadı. Osmanlı dönemi memurlarının bazılarının bu ifadeyi kullandıklarını eski hikaye ve roman türü belgelerden gözlemliyoruz. İnsan ’Acaba Sayın Başbakan, hükümetinin izlediği dış politika ekseni gibi dilde de bir yeni Osmanlılık hevesine mi kapıldı?’ demekten kendisini alamıyor…

 

Cumhuriyetimizin dış politikadaki büyük kazanımları, Cumhuriyet nesli Türk diplomatları sayesinde gerçekleştirilmiştir. Türk diplomatları Atatürk’ün dış politikamız için öngördüğü ’yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesinin sadık uygulayıcıları olmuşlar ve Devletimizin temel ilkelerine bağlı kalmışlardır.

 

Türkiye Cumhuriyeti diplomatları çok zor sınavlarla mesleğe kabul edilir. Meslek içi eğitimleri de özenle sürdürülür. Önemli terfileri de yine sınavla gerçekleşir. Bu sınavlarda iltimas etkili olmamıştır. Bu nedenle tüm dünya diplomatları arasında Türk diplomatları özel bir takdirle anılırlar.

Bu başarıları, ülkemizin etrafında bir güvenlik ve işbirliği kuşağının sağlanmasına yönelik Balkan ve Sadabad Paktlarının kurulmasından başlayıp; Montreux Anlaşması’nın imzalanmasında, Hatay sorununun çözümlenmesinde, 2’nci Dünya Savaşı’nın dışında kalarak ülkenin yeni bir savaş felaketinden kurtarılmasında, NATO üyeliğimizin gerçekleştirilmesinde, Ortak Pazar/AB üyeliğmiz için son 50 yıldır sürdürülmekte olan görüşmelerde, Kıbrıs sorununun ulusal çıkarlarımız doğrultusunda sonuçlanması için Londra ve Zürih Anlaşmaları’yla başlatılıp BM çerçevesinde devam ettirilen görüşmelerin çeşitli aşamalarında tescil edilmiştir.

Dış Politika öyle ’Benden öncekiler hiçbir şey yapmadı. Bizimle onurlu dönem başladı’ gibisinden geçmişteki kazanımları yok sayarak, gelişigüzel yaklaşımlar sergilemek demek değildir. Dış Politika uzun soluklu ciddi bir iştir. Bilgi, birikim, öngörü, soğukkanlı analiz yeteneği gerektiren ciddi bir uğraşıdır. Hükmünü, soğukkanlı bir yaklaşımla, bir satranç oyunun incelikleri ve stratejik derinliği ile geçmişi dikkate alan ve aynı zamanda geleceği hesaplayan bir perspektiften verir.

Dış Politikada dinamizm ve cesaret şarttır. Nitekim, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türk diplomatları canları pahasına Yahudileri Nazi temerküz kamplarından kurtarmıştır. Diplomatlarımızın eşleri ve çocukları da aynı şekilde tehlikeyle iç içe yaşamışlardır. Adadaki Yahudileri kurtaran Rodos Başkonsolosumuz Selahattin Ülkümen bu uğraşı sırasında Nazi uçaklarının bombardımanı altında eşini kaybetmiştir. Madrid Büyükelçisi Zeki Kuneralp’ın eşi Necla Kuneralp, Lizbon Maslahatgüzarı Yurtsev Mıhçıoğlu’nun eşi Cahide Mıhçıoğlu, Lizbon İdari Ataşesi Erkut Akbay’ın eşi Nadide Akbay, Tahran Büyükelçiliği Sekreteri Şadiye Yönder’in eşi Işık Yönder, La Haye Büyükelçisi Özdemir Benler’in oğlu Ahmet Benler ve Atina İdari Ataşesi Galip Özmen’in kızı Neslihan Özmen Ermeni teröristler tarafından katledilerek şehit edilmişlerdir. Başbakanın sadece bizlerin değil ailelerimizin de meslek içi yaşadığı zorluklardan haberdar olmadığı anlaşılmaktadır..

 

Türk diplomatları sadece ’masa başında’ iş yapmaz, Kıbrıs, Irak, İran, Lübnan, Afganistan, Bosna ve Somali gibi savaş alanı olan ülkelerde canları pahasına görevlerini cesaret ve soğukkanlılıkla yürütmüşlerdir. Ancak Dış Politikada cesaret ve dinamizm, maceraperestlik demek değildir. Tarihi iyi bildiğini iddia edenler, ’Kudüs’te toplu namaz kılmak’ gibi maceraperest ve hayalperest ucuz vaatlerin geçmişte ülkemizi hangi badirelere götürdüğünü daima akıllarında tutmalıdır. Böyle bedava kahramanlıkların ceremesinin, masum insanlarımıza canlarıyla ödettirilmesi de ayrı bir üzüntü konusudur.

Şimdiye kadar Türk diplomatlarını sadece Ermeni terörünün ve diğer terör eylemlerinin hedef aldığını zannediyorduk. Son bir yıldır her fırsatta kendi ülkesinin diplomatlarına karşı sözlü saldırı başlatan Başbakanımızın bu tutumunu izahta büyük güçlük çekiyoruz.

 

Dış politika, öyle günü kurtarmaya yönelik, kendisiyle çelişki içinde ’perakende’ açılımlarla, üç-beş yabancı sözcüğü yerli yersiz kullanmakla, diplomatlara karşı küçük düşürücü ifadelerle yürütülmez. Bunun bedeli ağır olur. İşin acı tarafı, bu bedeli de sadece bu hesapsız, kitapsız, yüzeysel tutumları benimseyenler değil, tüm ulusumuz öder. Bu konuda duyduğumuz üzüntüyü merhum bir Büyükelçimizden esinlenmiş olan bir kısa tekerlemeyle bitirmek istiyoruz. İnsaf kalmadı beni-ademde / İşlerine gelince şehit / Gelmeyince monşer sayıldık / Şu bivefa alemde.

Okan Yüksel

Politik Akademi Genel Koordinatörü, Uluslararası İlişkiler Uzmanı, Gazeteci

Yazarın tüm yazıları için tıklayın. Yazara E-Posta atmak için tıklayın.
Okan Yuksel (349 Posts)

1988'de Adana'da doğdu. Uludağ Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler, Anadolu Üniversitesi'nde Medya ve İletişim öğrenimi gördü. 2011'de Olay TV'de dış haber editörü olarak gazeteciliğe başladı. 2014'te Al Jazeera Turk'e katıldı. Blog, makale ve haber dallarında 6 ödülü bulunuyor. Politik Akademi'nin genel koordinatörlüğünü üstleniyor.


By


Readers Comments (0)