Uncategorized

Tarım Devrimi ve 21. Yüzyılda Tarım

Ekim 27, 2010   ·   0 Comments

İnsanın dünya ortamında göründüğü yaklaşık iki milyon yıl öncesinden bugüne değin, tam anlamıyla bir “ekmek kavgası” verilmiştir. M.Ö. 10.000 yılına kadar Paleolitikum adı verilen dönemde insanlar öncelikle doğada mevcut yenebilir bitkileri toplayarak, hayvanları avlayarak; mağaralarda, dağların kenarındaki doğal kaya balkonlarının altlarında doğal korunaklar arayıp bularak yaşamışlardır. İlerleyen süreçte, bundan önceki dönemlere göre iklimde belirgin bir soğuma ve kuraklaşma yaşanmıştır. Bu değişim sonrasında değişime ayak uydurabilen canlılar varlıklarını sürdürebilmiş ve diğerleri doğal olarak ayıklanmışlardır: nitekim bu süreçte Neandertal insanın yerini Homosapients insanın aldığı tespit edilmiştir. Sonrasında ise insanın tarihinde ilk kez gıda maddelerinin üretimi başlamıştır.

Gıda maddelerinin üretilmeye başlanması, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerden bir tanesi ve belki de birincisi olmuştur. Bu devrim, “tarım devrimi, çok kısa olarak, insanoğlunun bazı bitki ve hayvan türlerini denetleyip, genişletme ve geliştirme süreci olarak tanımlanabilir.”[i] Bu süreç günümüze kadar sürmüş ve tarım, insanlık tarihinin ana belirleyicilerinden bir tanesi olmuştur. Nitekim ilk uygarlıklar saydığımız Sümerler, Akadlar, Asurlar, Babiller ve Anadolu’da Hitiler verimli tarımsal alanlarda var olabilmişlerdir. Tarımın bu belirleyiciliği ilk uygarlıklarla da sınırlı kalmayacak, günümüze kadar uzanacaktır:  “Tarım alanlarının genişlemesiyle ortaya çıkan ürün fazlası, eski Akdeniz uygarlık merkezlerini çok aşacak olan Batı zenginliğinin, gücünün ve kültürünün de temeli olacaktır.”[ii]
İnsanlık tarihinde tarımın üstlendiği rol, bugün çok daha önemlidir. Tarımsal faaliyetlere başlanılan M.Ö. 8000’li yıllarda 15–20 milyon olan dünya nüfusu, 1650 yıllarında 500 milyona, 1850 yılında 1 milyara, 1975 yılında 4 milyara ulaşmış, 2010 yılında ise 7 milyarı aşacağı tahmin edilmektedir. “İnsan varlığı yeryüzünde bu şekilde artmaya devam ettiği sürece gıda üretimi ile nüfus artışı arasındaki dengede daima sapmalar meydana gelecektir. 1800’lü yılarda İngiliz iktisatçı Malthus’un açıkladığı gibi nüfusun geometrik olarak ve gıda üretimin aritmetik olarak artış göstermesi nedeniyle gıda/nüfus ilişkisi endişe verici boyutlara ulaşacaktır.”[iii] Bugün gelinen noktada; “dünya nüfusunun %10-15’i açlık, %30’u ise yetersiz beslenme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Açlığa bağlı olarak yılda 15 milyon (Günde 41.000, 2 saniyede 1) çocuğun öldüğü dünyada doğal olarak gıda maddeleri uluslararası politikada stratejik silah halini almıştır. Dünya’da insan nüfusu diğer canlılar aleyhine sürekli artış gösterirken, insanın neden olduğu doğal faktörler ekolojik dengeyi bozmakta, doğal seleksiyon sonucu günümüze kadar ulaşan birçok bitki ve hayvan türü her geçen gün azalırken, bazı türler ise yok olmaktadır. Örneğin, Marmara denizinde ticari değeri olan balık türlerinin, 30 yıl içinde 125’den 4’e düşmesi bunun ülkemizdeki kirlilik boyutunun iyi bir örneğidir.”[iv]
Bugünlere kadar insanoğlu olabildiğince fazla besin üretmeyi hedeflemiş, niteliksel değerlendirmelerden ziyade niceliksel değerlendirmeler yapmıştır. Bunun bir sonucu olarak tüm dünyada, özellikle “yeşil devrim” sonrasında, konvansiyonel tarım uygulamalarına geçilmiş, geçilmeye çalışılmıştır. “Konvansiyonel üretimde birim alandan yüksek miktarda ve ekonomik ürün alınması öncelikli olduğu için; ekolojik denge ve ürün kalitesinde sağlık kriterleri ikinci plana atılmıştır. Bunun bir sonucu olarak da, günümüzde artık konvansiyonel bitkisel üretim gibi konvansiyonel hayvansal üretimin de çevreye, hayvan ve insan sağlına zararlı etkileri kendini göstermeye başlamıştır.[v] Bu etkiler Marmara denizi örneğinde vermiş olduğumuz gibi kaygı verici ve çok daha geniş bir coğrafyada hissedilir durumdadır: “Bugün dünyamız, 65 milyon yıl önce dinozorların yok olmasından bu yana en büyük sayıda türlerin yok olmasının eşiğindedir. Bazı uzmanlar, günümüzdeki eğilim devam ettiği sürece, en azından dünyanın yabani bitki ve hayvanlarının %25’inin bu yüzyılının ortalarına doğru yok olacağını veya ciddi şekilde azalacağını belirtmektedirler. 1.1 milyardan fazla insan, ekolojistlerin en fazla tehdit altında olarak tanımladıkları türlerin çok bulunduğu 25 biyoçeşitlilik ‘sıcak nokta’sında yaşamaktadır.”[vi] Tüm bu ve bezeri sebeplerden ötürü konvansiyonel tarım politikalarının yanlışlığı dünyanın dört bir tarafında kabul görmüş ve buna bağlı olarak 20. yüzyılın başlarında konvansiyonel tarım yöntemine alternatif tarım arayışları başlatılmıştır.

[i] SANDER, Oral; (1989), Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918’e, İmge Kitapevi Yayınları, 1989, Ankara, Sayfa 32
[ii] SANDER, Oral; (1989), Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918’e, İmge Kitapevi Yayınları, 1989, Ankara, Sayfa 71-72
[iii] TAYAR, Mustafa; (2008), Ekolojik Ürünlerin İnsan Beslenmesindeki Yeri ve Önemi, iç. İbrahim Ak (Ed.), Ekolojik/Organik Tarım ve Çevre, Ekolojik Yaşam Derneği Yayınları, Sayfa 39
[iv] TAYAR, Mustafa; (2008), Ekolojik Ürünlerin İnsan Beslenmesindeki Yeri ve Önemi, iç. İbrahim Ak (Ed.), Ekolojik/Organik Tarım ve Çevre, Ekolojik Yaşam Derneği Yayınları, Sayfa 39
[v] ŞAYAN, Yılmaz ve Muazzez POLAT; (2002), “Ekolojik (Organik, Biyolojik) Hayvansal Üretimin Temel İlkeleri”, Organik (Ekolojik) Tarım Eğitimi Ders Notları, T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü, Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Emre Basımevi, İzmir, Sayfa 239.
[vi] ÖZTÜRK, Münir, Aykut GÜVENSEN, Sezgin ÇELİK ve Serdal SAKÇALI; (2008), Tarım ve Ekoloji İlişkileri, iç. İbrahim Ak (Ed.), Ekolojik/Organik Tarım ve Çevre, Ekolojik Yaşam Derneği Yayınları, Sayfa 21
Okan Yuksel (349 Posts)

1988'de Adana'da doğdu. Uludağ Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler, Anadolu Üniversitesi'nde Medya ve İletişim öğrenimi gördü. 2011'de Olay TV'de dış haber editörü olarak gazeteciliğe başladı. 2014'te Al Jazeera Turk'e katıldı. Blog, makale ve haber dallarında 6 ödülü bulunuyor. Politik Akademi'nin genel koordinatörlüğünü üstleniyor.


By


Readers Comments (0)