ABD » Kafkasya » Orta Asya » Samet Zenginoğlu

2012’ye 1 Kala: Rusya'da Putin Döneminin Analizi

Nisan 30, 2011   ·   1 Comments

Ruslar, önce sahip oldukları coğrafi konum ve demografik dağılımla, ardından da bulundukları coğrafyada yer alan enerji kaynaklarıyla dikkatleri üzerlerine çekmişlerdir. 1917 yılında gerçekleştirilen devrim ve II. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan gelişmelerle, iki kutuplu Soğuk Savaş döneminde Doğu bloğunun baş aktörü olmuşlardır.

Soğuk Savaş döneminin sona ermesinin ve Sovyetlerinin on beş bağımsız ülkeye bölünmesinin ardından tartışmalar iki noktaya odaklanmıştır. Birincisi, Sovyetlerin neden yıkıldığına yönelik bir dizi analiz ortaya konulmuş ve bu duruma sebep olan etkenler belirlenmeye çalışılmıştır. İkincisi, Batı’nın soğuk savaş sonrası ileri sürdüğü tezlerde Rusya’nın yeni konumu tanımlanmaya çalışılmıştır. Fukuyama(1), soğuk savaşın hemen ardından fiili bölünmenin getirdiği fiziki yenilginin yanında ideolojik yenilgiyi de açıkça ortaya koymuştur. Ardından Huntington da(2), (Meksika ve Türkiye’nin yanında) Rusya’yı da bölünük ülke (torn country) kategorisine koymuştur.

Gorbaçov döneminde ideolojik olarak da yenilginin kabul edildiği, Yeltsin döneminde ülkenin bölünük bir imaj sergilediği tartışmalı bir biçimde kabul edilebilirse de Putin dönem(ler)i Rusya’sının çok farklı bir görünüm sergilediği inkâr edilemez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. 2000 yılında Putin’in devlet başkanlığı görevine gelmesinin ardından gerek iç politikada gerekse de dış politikada Rusya’da çok şey değişmiştir ve şu anki Başbakanlığı döneminde de bu değişim rüzgârı esmeye devam etmektedir.

Çalışmamızın amacı, bu süreçte Putin dönemi Rusya siyasal gelişmelerini ve değişimlerini ele almaktır. Dış politika çok farklı ve aynı oranda geniş bir konu olduğu için konunun kapsamında yer almamaktadır.

1. Rus Devlet Yapısı

Rus devlet yapısının daima bir ikilemde kaldığı söylenebilir. Bu ikilem merkezileşme ve bölgeselleşme arasındadır. “Merkezileşmeye direnen ve bölgeselleşmeye destek olan birçok etken Rusya’nın bölgesel, birbirinden özerk parçalar şeklinde gelişmesini öngörmektedir. Fakat tarihi süreç dolambaçlı bir yol izlemiş farklı bir sonuca ulaşmıştır. Çünkü bölgeselliği destekleyen etkenlerin yanında merkezileşmeyi destekleyen etkenler de vardır. Bölgeselleşme ile merkezileşmenin dayandığı etkenler bir bakıma aynıdır ama Roma Tanrısı Janus gibi ikiyüzlüdürler.”(3)

Çalışmamızın bu kısmında ilk olarak 1993’ten 2000’e kadar bölgeselleşme yüzü, ikinci olarak ise, 2000’den günümüze merkezileşme yüzü ele alınacaktır.

1.1. 1993’ten Putin Dönemine Rusya Devlet Yapısı

Rusya Federasyonu, 7 federal bölge altında 89 idari birim’den -21 cumhuriyet, 49 idari bölge, 6 vilayet, 11 otonom bölge ve 2 şehir idaresi- oluşmaktadır.(4) 1993’te kabul edilen Anayasaya göre, Rusya iki meclisli parlamentodan oluşmaktadır: (a) Federasyon Konseyi, (b) Devlet Duma’sı.

Federasyon Konseyine Rusya Federasyonu’na dâhil olan birimlerin her birinden, bir kişi temsil, bir kişide yürütme organından olmak üzere ikişer temsilci girmektedir. Duma ise, 450 milletvekilinden oluşmaktadır. Ülke barajı yüzde 7’dir ve Duma üyelerinin yarısı ortalama 500 bin seçmenden oluşan 225 seçim bölgesinden çoğunluk esasına göre, diğer yarısı da parti ve blokların aldıkları oy oranına göre nispi temsil sistemiyle dört yılda bir yapılan seçimlerle gelir. Rusya’da yasama yetkisi 628 sandalyeden oluşan iki meclisli parlamentoya aittir. Duma adı verilen alt kanat dört yılık bir dönem için seçilen 450 sandalyeden oluşmaktadır. Üst kanat Federasyon Konseyi’nin ise 178 sandalyesi bulunmaktadır.(5)

Bunun yanında Başkan geniş yetkilerle donatılmıştır. Başkan 4 yılda bir halk tarafından seçilmektedir. Birçok alanda sadece kararnamelerle ülkeyi yönetebilir. Başkan yardımcısı yoktur. Başkan, Başbakan’ı atar. Başkan ölürse ya da yetersiz hale gelirse, başbakan üç ay içerisinde yapılacak seçimlere kadar başkan vekili olarak görev yapar.

Egemen parti sistemi bu dönemde yavaş yavaş ortadan kalkmış ve diğer partilerin kurulmasına da izin verilmiştir. Ancak, Putin döneminde yapılacak olan değişiklikler bu genel yapıyı büyük oranda değiştirmiştir.

1.2. Putin Dönemi Rusya Devlet Yapısı ve Değişimler

Şu bir gerçek ki, en başından beri Putin’in aklında, Rusya’nın gücünü ve prestijini yeniden inşa etmek vardı.(6)

Putin, göreve gelmesinin ardından merkezi bir yapı oluşturmaya çalışmıştır. Ülkenin yedi mega bölgeye ayrılması bunun bir göstergesidir. “Putin tarafından tayin edilmiş ve sadece ona karşı sorumlu olan tam yetkili temsilcilerin başkanlık ettiği yedi federal bölgede bu tam yetkili temsilcilerin ana görevi, bölgesel liderler tarafından federal hükümet politikalarının yürütüldüğünden emin olmaktı.”(7)

“13 Mayıs 2000 tarihinde Putin, Rusya’yı sadece 7 federal bölgeye bölmekle kalmamış aynı zamanda bu bölgelerde başkanlığı temsil eden kurumları reforma tabi tutan bir kararname yayınlamıştır. Kararnameyi, 19 Mayıs’ta Federasyon Konseyi’nin seçim yönetimini değiştiren, Başkan’a federal yöneticileri görevden alma yetkisi ve bölgesel liderlere yerel hükümetlerin görevlerini azletme yetkisi veren reformlar paketi içeren kanun tasarısı takip etmiştir.”(8)

1 Eylül 2000 tarihinde de Devlet Konseyi kurulmuştur. Devlet Başkanı Konseyin başıdır. Dolayısıyla doğrudan devlet başkanına bağlıdır. Bu kurumda devletin yapılanması, ekonomik, sosyal reformlar ve toplumsal önemi haiz konular müzakere edilmektedir. Konseyin toplantıları yılda dört kez yapılır, kararları ise danışma görüşü şeklindedir.(9)

Bunlarla birlikte, seçim sistemlerine ve partilere yönelik değişimler de yaşanmıştır. “Anayasa başkana aşırı güç vermektedir ve yasama kurulunun başkanı kontrol etme kabiliyeti son derece sınırlandırılmıştır. Aralık 2004’te kanun haline gelen hususlar Putin’in politik sistem üstündeki hâkimiyetini kuvvetlendirici bir etkiye sahiptir. Atanmış bölgesel liderlerin başkana karşı koyması olası değildir. Bağımsız üyelerin kaldırılması bağımsız milletvekillerinin, özellikle küçük, Putin karşıtı partilerden olanların, uzun süre seçilemeyeceği anlamını taşımaktadır.”(10)

Ayrıca Putin, Mart 2004’te yönetim vasıtalarının miktarını düşüren bir kararname yayınlamıştır. Önceden altı olan başbakan yardımcısı sayısı bire indirilmiştir. Başkan; 5 bakanlığın, 5 federal servis ve 2 federal dairenin faaliyetleri ile sorumlu hale getirilmiş(11) ve bu sayede bürokratik işleyişin hızlandırılması ve bürokrasi üzerinde daha sağlıklı kontrolün sağlanması amaçlanmıştır.

Son olarak ise, “Devlet başkanlığı seçimleri 2008’de alınan kararla 2012 sonrasında geçerli olmak üzere dört yıldan altı yıla çıkarılmıştır.”(12)

2. Rusya’da Putin Dönemi

Öncelikle şunu belirtmek lazımdır ki, “Rusya tarihi bir bütün olarak ele alındığında her devirde, Rusya için önce devlet, yer kalırsa millet olmuştur. Bunun neticesinde tarihte birçok ayaklanma ve devrim yaşanmış, ‘Devletçilik’ uğruna çok rahat şekilde birkaç milyonun üstüne çizik atılmış, bir tarafta devlet uzaya gemi yollarken, diğer tarafta halk yiyecek ekmek bile bulamamıştır.”(13) Burada dikkat çekici olan Rusların bu tür sıkı denetim ve acımasız kontroller olmazsa bir süre sonra kendilerinin kanun tanımaz insanlar olacaklarını iddia etmeleridir.(14)

Bu tezat Putin’i ön plana çıkaran faktörlerden biridir. İzlemiş olduğu sıkı politikalara ve denetimlere rağmen Putin’in halk nezdinde demokratikliğini tartışma konusu bile olmamaktadır. Roskin’in o döneme ait söylemiyle, “Rusya şimdilerde, etkili biçimde vergi toplayamayan, yasaları geçiremeyen, adaleti yönetemeyen ve yurttaşlarına yardım edemeyen bir zayıf devlet örneği durumundadır. Latin Amerika için tipik olan zayıf devletin bir özelliği de, suçun devlet içine nüfuz etmesidir. Rüşvet, yasa dışılık ve güvensizlik norm halindedir. Böyle bir iklimde, yurttaşlar güçlü bir tarzda yöneten bir liderin etrafında toplanırlar: Putin.”(15)

Putin’in cumhurbaşkanlığına uzanan yolu, 1975 yılında KGB ajanı olması ile başlamıştır denilebilir. Bir süre Almanya’da görev yapan Putin, 1998-99 yıllarında Rus İç İstihbarat Servisi (FSB) başkanlığı ve Rusya Güvenlik Konseyi Sekreterliği görevlerini yürütmüştür. Putin, Yeltsin tarafından geçici başbakan olarak atandığında çoğu kişi onun da ‘geçici’ olacağını düşünmüştür. Çünkü Putin, on yedi ay içerisindeki beşinci başbakandı. Ancak beklendiği gibi olmamıştır. Yeltsin, O’nu varisi olarak göstermiştir ve Aralık 1999’da istifasının ardından Putin, anayasaya göre başkan vekili olmuştur. Yani, Rusya 2000’lere Putin ile adım atmıştır.

Göreve gelmesinin ardından sert açıklamaları ve uygulamaları, ulusal aşağılık kompleksi ile mücadelesi(16) Putin döneminin farklı bir Rusya inşa edeceğinin ipuçlarını vermiştir.

Putin, kontrollü dönüşüm modeli ile bu inşayı gerçekleştirmeye başlamıştır. “Model temel olarak Rusya’nın karşılaştığı iç ve dış sorunları öncelikle devletin bekasını ve büyük devlet geleneğini tehdit eden unsurlar olarak değerlendirmekte ve bu tehditleri bertaraf ederek Rusya’yı tekrar büyük güç statüsüne kavuşturmak için ülkenin çağdaş gereklere uygun siyasi, ekonomik ve askeri içerikli köklü bir dönüşüm/reform sürecine girmesini öngörmekteydi.”(17)

Putin’in oluşturmak istediği sistem şu şekilde maddelendirilebilir:

  • Güçlü ve etkin merkezi devlet,
  • Güçlü ekonomi,
  • Nüfus sorununun aşılması,
  • Güçlü ordu,
  • Uzlaştırıcı ve pragmatist aktif dış politika.

Güçlü ve etkin merkezi devletin oluşturulabilmesi için yapılan idari reformlara değinilmişti. Bu amaçla yapılan reformlar, Putin’in ‘dikey otorite’ oluşturma amacının belirgin örnekleridir. Güçlü ekonomi amacıyla izlenen politikalar, bir sonraki bölümün konusu olacaktır. Nüfus sorununun aşılması önceki dönemlere kıyasla sağlanmıştır. Ülkede, doğum oranının yükseldiği söylenebilir.(18)

Güçlü orduya gelince, “Putin yönetiminin kontrollü dönüşüm modelinin en önemli boyutlarından biri askeri alanla ilgili olmuştur. Kontrollü dönüşüm modelinin askeri alanla ilgili yaklaşımını genel anlamda iki önemli boyutta ele almak mümkündür. Bu yaklaşımın birinci boyutunu Rusya’nın ulusal güvenlik anlayışının yeniden tespiti ve askeri güvenlik alanındaki önceliklerinin belirlenmesi, ikinci boyutu ise bu sorumluluğun yerine getirilmesinde esas faktör konumundaki silahlı kuvvetlerde reform yapılarak profesyonel orduya geçilme sürecinin başlatılması olmuştur.”(19)

Putin dönemi Rus dış politikası, çok daha geniş ve ayrıntılı bir konudur. Fakat konumun çerçevesinde dış politikada Putin dönemine özgü belirgin bir farklılığın belirtilmesinde fayda var. Putin’in izlemiş olduğu dış politika Avrasyacı özellikler göstermektedir.(20) Bu durumun çalışmamız açısından önemi şudur: Avrasyacılık fikriyatı, iç politikada dinin önemine vurgu yapan bir fikriyattır. Buradan çıkarılacak olan da şudur: Putin, ülke içerisinde din faktörünün güçlenmesi için de gayret sarf etmektedir. Moskova’daki Patrikhane’ye verilen destek bunun göstergesidir. Din, Rusya’da arka plana atıldığı vakit, bu durum hem Rus halkı hem de liderleri için olumsuz neticeler vermiştir. Putin, bu dezavantajlı durumu şimdilik ortadan kaldırmış gözükmektedir.

Putin’in iç politikada elini güçlendiren faktörlerden biri de Çeçenistan sorunudur. Özellikle Eylül 2004’te Çeçenlerin Kuzey Osetya’da gerçekleştirdikleri okul baskını (Beslan olayı) ve Putin’in bölgeye yönelik sert müdahalesi ülke çapında geniş kitlelerin sempatisini bir kez daha kazanmasını sağlamıştır.

2.1. Oligarkların Tasfiyesi

Gorbaçov’un ekonomik alandaki perestroyka politikası, yeni bir sınıfın da oluşmasına neden oldu: oligarşi. Kısa zamanda, ekonomik gücü eline almaya başlayan bu sermaye sınıfı, Yeltsin döneminde siyasi alanda da nüfuz sahibi olmaya başlamıştır. Yeltsin’e destek veren bu sınıf, Putin’in başa gelmesi için de destek vermişlerdir. İlk birkaç yıl, Putin oligarklarla uyumlu bir politika izlese de, ardından ekonomik açından da güçlü bir Rusya yaratılabilmesi için, oligarkların tasfiye edilmesi sürecini başlatmıştır.

Putin döneminde medyaya yönelik ciddi baskıların oluşturulduğu söylenebilir. Bu kapsamda ilk önemli olay Rusya’daki medya imparatorları denilebilecek, Boris Berezovski ve Vladimir Gusinski’nin yolsuzluk gerekçeleriyle mallarına el konulmasıdır. Her ikisi de çareyi yurt dışına kaçmakta bulmuşlardır. Sektörde medya patronlarının tasfiyesi haricinde yaşanan gelişmeler de akıllarda soru işaretlerinin oluşmasına sebep olmuştur. 2000 yılından 2006 yılına kadar Eduard Markevich, Valery Ivanov, Paul Klebnikov, Anna Politkovskaya gibi Rusya’nın önde gelen gazeteciler de dâhil olmak üzere, on dört gazeteci öldürülmüştür.(21) Medya kısa zamanda o denli sindirilmiştir ki, 2004’teki Okul baskını gerçekleştirdiğinde uluslararası medya, baskını anbean takip ederken ve uluslararası kamuoyu ile paylaşırken, Rus medyası bir süre olayı yok farz etmiştir. Çünkü olaya yönelik haberler yaptıkları vakit, Rus hükümetinin tepkisini çekebilme ihtimalinden çekinmişlerdir.

2003 yılında patlayan ‘Yukos olayı’ dünya kamuoyunun dikkatlerini Rusya’ya çevirmiştir. Yukos petrol şirketinin sahibi olan Hodorkovski, 25 Ekim 2003’te yakalanmış ve 12 ay süren davanın ardından 9 yıl hapse mahkûm edilmiştir.(22)

“Yukos’un başkanı Mihail Hodorovski’nin hapse atılması aslında Berezovskiy ve Gusinkiy olayının devamı. Yani Rus devletinin milli burjuvasını yaratmak için yabancı tandanslı zenginlere karşı yürüttüğü politikaların bir sonucu. Benzer operasyonlar onlara da yapılarak, siyasi etkinlikleri (23) kırılmak istendi. (…) Putin’in amacının, ekonomik dengeleri elinde tutanların siyasi etkinliklerini kırmak olduğu bilinmekteydi. Aslında Putin pek de haksız sayılmazdı. Ortada bir hizipler savaşı dönüyordu. Paranın patronlarının amacı kendilerine en yakın adamı iş başına getirmekti.”(24)

Enerji ve medya alanında yolsuzluk, rüşvet, kaçakçılık gibi suçlamalara maruz kalan oligarşi sınıfı, çareyi kendilerine yeni alanlar açmakta bulmuşlardır: Futbol. Putin öncesinin birçok enerji ve medya patronu bugün artık, Futbol kulüplerinin patronlarıdırlar: Roman Abramoviç (Chelsea, İngiltere), Aleksey Fedoroviç (Dinamo Moskova, Rusya), Litvanyalı Vladimir Romanov (Hearts, İskoçya).

Rusya’da oligarşi tartışmalarında, aynı dönemde yaşanan bir gelişme, hem Putin’in dini alana yönelik hassasiyetini hem de oligarkların tavsiyesinin yansımalarını göstermesi açısından dikkate değerdir. “2004 yılında Putin, kilise ve dini müesseselerin ihtiyaç duyduğu toprakların kiliselere ücretsiz verileceği kararını imzalamıştır. Mart 2007’de ise Başbakan yardımcısı Dmitriy Medmedev’in başkanlığındaki hükümet komisyonu, ihtilal öncesi kiliselere ait toprak ve mülklerin kiliseye iade edilmesine dair karar tasarısı hazırlamış ve parlamentoya sunmuştur. Böylece kiliseler, durumlarını ekonomik açıdan da güçlendirerek, adeta birer ‘oligark’ konumuna gelmektedir.”(25)

Putin, ülke içerisinde oligarkların tasfiyesinin yaratabileceği boşluğu ülkenin kendi kalkınması ise doldurulmasını amaçlamaktadır. “(…) RF Devlet Başkanı V. Putin ‘2020 Yılına Kadar Rusya’nın Stratejik Kalkınması’ isimli sunumda orta sınıfın 2020 yılına kadar ülke nüfusunun %60, hatta %70’nin oluşturması gerektiğini belirtmiştir.”(26)

Sonuç olarak “Putin (…) işadamlarını siyasi açıdan korkuttu. Kremlin’le aralarına mesafe koymuştur. Bu arada fiilen basın özgürlüğünü sınırlamıştır. Ancak şimdi sermayedarları ve basını –onlar Putin’in çizdiği sınırlar içinde kaldıkça- daha fazla sıkmayacağını göstermeye çalışmaktadır.”(27)

3. Sonuç

Putin, Rusya Federasyonu devlet başkanı olarak yaklaşık sekiz yılda Rusya’da pek çok şeyi değiştirmiştir. İdari açıdan hem Sovyet dönemi hem de Yeltsin dönemi kalıntılarını kaldırmayı, yerine de daha dinamik ve daha kontrol edilebilir bir yapı oluşturmayı amaçlamıştır ve büyük oranda da bu amacını gerçekleştirmiştir. ‘Dikey otorite’ inşası olarak adlandırılan bu çalışmaların, ‘kontrollü dönüşüm’ modeliyle uygulanmaya çalışıldığı görülmüştür.

Ekonomik alandan, askeri ve siyasal alana kadar yapılan değişimler halkın takdirini kazanmasını sağlamıştır. Bu teveccühlerin, Rus siyasi kültüründeki lider prototipiyle doğrudan bağlantısı vardır. Şöyle ki, tarihte Rusların en fazla güç kazandıkları dönemler, güçlü liderlerinin varlığı ve bu liderlerinin tavizsiz politikalarının neticesinde ortaya çıkmıştır. Putin dönemini bu dönemlerden biri olarak saymak mümkündür.

Oligarşiye ve medyaya karşı yürüttüğü politikalar bu hususlarla ilintilidir. Yani, oligarşiye karşı yürütülen politikalar bir yandan takdir edilirken diğer yandan da tavizsiz konum ortaya konulmuştur. Mecburi olarak artan medya desteği de imajı olumlu yönde artıran faktör olmuştur.

2007 yılına gelindiğinde, Putin’in görev süresinin son yılına gelinmiştir. Nasıl ki, Yeltsin, Putin’i halefi olarak göstermiştir, aynı şekilde Putin de görevini bırakmadan halefini göstermiştir: Dmitriy Medmedev. Bir süre hükümet kanadında da yer alan Medmedev’i öne çıkaran faktör, Gazprom’un başkanlığını yapmış olmasıdır.

1999 yılında, Putin’i siyasal alanda desteklemek için Rusya Birlik Partisi kurulmuştu. Putin, cumhurbaşkanlığı görevinin ardından parlamento seçimlerinden bir süre önce, partinin başına geçmiş ve Medmedev tarafından başbakan olarak atanmıştır. Bugün Putin başbakan olsa da halen Rusya’da da dünya kamuoyunda da öne çıkan lider o’dur.

Ancak başbakan olarak mı devlet balkanı olarak mı Rus siyasetini etkileyeceği/belirleyeceği son dönem tartışmalarından birisidir.

Mart 2012’de gerçekleştirilecek olan seçiminin ardından devlet başkanlığına kimin geleceğini söyleyebilmek mümkün değilse de, bu seçimin ardından Rusya’da pek çok şeyin değişe(bile)ceğini söylemek mümkündür. Bu noktada merak edilen soru şudur; şayet Putin tekrar devlet başkanlığı koltuğuna geçerse, Rus halkını ve dünyayı nasıl bir Rusya beklemektedir ve şayet Putin’in tekrar devlet başkanlığı koltuğuna geçmesi mümkün olmaz ise, Rus halkını ve dünyayı nasıl bir Rusya beklemektedir?

Samet Zenginoğlu

Uluslararası İlişliler Uzmanı

Yazarın tüm yazıları için tıklayın. Yazara E-Posta atmak için tıklayın.

 

Dipnotlar
(1) Francis Fukuyama, Tarihin Sonu ve Son İnsan, (çev. Zülfü Dicleli), Gün Yayıncılık, İstanbul 1999.
(2) Samuel P. Huntington, Medeniyetler Çatışması, (çev. Mehmet Turhan, Cem Soydemir), Okuyan Us Yayınları, İstanbul 2006.
(3) Harun S. Yılmaz, Rusya’da Devlet Merkezli Sistem ve Bürokrasi, Versus, İstanbul 2006, s. 10
(4) Konya Ticaret Odası, Rusya Federasyonu Ülke Raporu, Etüt-Araştırma Servisi, Haziran 2006, s. 5.
(5) Konya Ticaret Odası, a.g.e., s. 6.
(6) Zbigniew Brzezinski, Putin’s Choice, The Washington Quarterly, Spring 2008, p. 97.
(7) Pınar Özden Cankara, Putin Dönemi Rusya’nın Yeniden Güç Olma Stratejileri ve Politikaları, Gebze İleri teknoloji Enstitüsü, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Strateji Bilimi Ana Bilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gebze 2007, s. 48.
(8) Cankara, a.g.t., s. 48.
(9) Ali Asker, Medmedev’den Anayasa Değişikliği Sinyali, http://www.21yyte.org/tr/yazi5387-MEDMEDEVDEN_ANAYASA_DEGISIKLIGI_SINYALI.html (02.03.2011)
(10) Cankara, a.g.t., s. 52, 53.
(11) Mark A. Smith, Putin’s Nationalist Challenge, Conflict Studies Research Centre, Russian Series, May 2005, p. 2, 3; Cankara, a.g.t., s. 56.
(12) Rusya Hakkında Genel Bilgiler, Siyaseti, Ekonomisi, Güvenliği, Dış Politikaları ve Stratejik İlişkileriyle: Yeni Rusya, Stratejik Düşünce Enstitüsü, Haziran 2010, s. 9.
(13) Mehmet Arslan, Rusya, Devletçilik ve Türkiye, http://www.turksam.org/tr/a1618.html (11.03.2011)
(14) Michael G. Roskin, Çağdaş Devlet Sistemleri, Siyaset Coğrafya Kültür, (çev. Bahattin Seçilmişoğlu), Liberte, Ankara 2009, s. 385.
(15) Roskin, a.g.e., 339.
(16) Elnur Hasan Mikail, Vladimir Putin Dönemi Rusya Dış Politikası 2000-2003 Yılları Arası, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Konya 2004, s. 39.
(17) Nazim Jafarov, Rusya’da Ulusal Güvenlik Anlayışının Dönüşümü, (1991–2006), Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Ana bilim Dalı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2007, s. 183.
(18) Norman Stone, Putin’i Seçen Rusların Bir Bildiği Var, http://www.turksam.org/tr/a1363.html (01.03.2011)
(19) Jafarov, a.g.t., s. 248.
(20) Bkz. Vügar İmanov, Avrasyacılık Rusya’nın Ulusal Kimlik arayışı, Küre Yayınları, İstanbul 2008,  s. 275 vd.
(21) Brzezinski, a.g.m., p. 102.
(22) Sinan Oğan, Hodorkovski 9 yıla Mahkûm Edildi, http://www.turksam.org/tr/a381.html (11.03.2011)
(23) Hodorovski, tutuklanmadan önce, bir sonraki seçimde başkan adayı olacağını belirtmiştir.
(24) Osman Sönmez, Kızıl Çar’ın Uyanışı Tek Kutuplu Dünya Düzeninin Sonu mu?, Karakutu, İstanbul 2008, s.44, 5.
(25) İlyas Kamalov, Putin Dönemi Rus Dış Politikası, Moskova’nın Rövanşı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2008, s. 315, 316.
(26) Ferit Temur, Rusya ve Türkiye Ekonomik İlişkileri ve Yatırım Olanakları, Siyaseti, Ekonomisi, Güvenliği, Dış Politikaları ve Stratejik İlişkileriyle: Yeni Rusya, Stratejik Düşünce Enstitüsü, Haziran 2010, s. 99, 100.
(27) Mikail, a.g.t., s. 59.
Samet Zenginoglu (5 Posts)


By


Readers Comments (1)