3. Dünya » ABD » Orta Doğu » Remzi Durmuş » TR

Yeni Dünya Düzeninde Türkiye-İsrail Çatışması

Eylül 8, 2011   ·   0 Comments

Türklerin, Yahudiler ile olan ilişkisi, Osmanlı’dan günümüze çok köklü bir geçmişe sahiptir. Devlet bazında ise: “Türkiye 14 Mayıs 1948’te kurulan İsrail Devleti’ni ilk tanıyan devletlerarasında (28 Mart 1949) yer almakta olup, İsrail’le 1950 yılında Elçilik düzeyinde diplomatik ilişki tesis etmiştir.”[1]

İlişkiler gerek siyasi gerek ekonomik gerekse sosyo- kültürel olarak artarak devam etmiştir.  Nitekim gelinen son süreçte Özellikle Dökme Kurşun Operasyonu ile başlayıp, Başbakan Erdoğan’ın‘’One Minute’’ kriziyle devam edip, 31 Mayıs 2010 tarihindeki Mavi Marmara Baskını ile bitme noktasına gelen bu ilişkiler Ahmet Davutoğlu’nun İsrail hükümetine yönelik yaptığı çok sert açıklama ile daha da bir çıkmaza girmiştir. İsterseniz gelin bu süreçlerin nasıl geliştiğini inceleyelim; Ama isterseniz bundan önce geçmişten günümüze İsrail- Filistin sorunun gelişimine bakalım.

OSMANLI HİMAYESİNDE Kİ FİLİSTİN

Filistin bölgesi, Haçlı Seferlerinin ardından yaklaşık iki asır boyunca Memlük hâkimiyetinde kaldı. Yavuz Sultan Selim döneminde, Mercidabık Savaşı’ndaki Osmanlı galibiyeti sonucu 24 Ağustos 1516’da bir kısmı Osmanlı topraklarına katıldı. Bölgenin tamamı ise Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı hâkimiyetine geçti.  Osmanlı Devleti, Filistin’i Suriye sınırları içinde Şam’a bağlı Kudüs, Gazze, Nablus ve Safed olmak üzere dört sancağa ayırdı. Daha sonra bu sancaklar Kudüs’e bağlı birer eyalet oldu. 1877 tarihinde Kudüs Osmanlı merkezine bağlı bir Mutasarrıflık oldu. Bir yıl sonra ise Nablus ve Akka Kudüs Mutasarrıflığı’na bağlandı. Böylece Filistin’in kuzeyi Beyrut Valiliği’ne güneyi ise Kudüs Mutasarrıflığı idaresine bırakıldı. I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu Filistin’deki 402 yıllık hâkimiyetini kaybederken çok değer verdiği Kudüs’e zarar gelmemesi için şehri askeri bakımdan boşaltarak tarihe ve kültüre olan saygısını göz önüne alarak şehir dışında savunma yaptı. Bugünkü Birleşmiş Milletler’in temelini oluşturan Milletler Cemiyeti (İng: League of Nations) Filistin’i İngiliz himayesine (manda) verdi.[2]

İSRAİL – FİLİSTİN SORUNUNUN KRONOLOJİSİ

19 Eylül 1918 Filistin, İngilizlerin eline geçti.

29 Kasım 1947 BM Filistin’i bölme planını kabul etti.

11 Mayıs 1949 İsrail BM’ye kabul edildi.

14 Mayıs 1948 İsrail devletinin kurulduğu ilan edildi.

15 Mayıs 1948 Araplar, İsrail devletinin kuruluşunu kabul etmeyerek Filistin’e girdi.

24 Nisan 1950 Barı Şeria Ürdün’e katıldı. Mısır da Gazze’yi kontrol altına aldı.

28 Şubat 1955 İsrail Gazze’ye saldırdı

2 Kasım 1956 Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın Süveyş Kanalı’nı millileştirmesi üzerine İsrail, Fransa ve İngiltere Mısır’a saldırdı.

7 Ekim 1959 El-Fetih’in kuruluş kongresi Kuveyt’te yapıldı.

5 Haziran 1967 İsrail Mısır, Suriye ve Ürdün’e saldırdı. 6 günde İsrail, Sina yarımadası, Golan tepeleri, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü işgal etti. Doğu Kudüs’te ilk yerleşim yaz aylarında başladı.

4 Şubat 1969 1-4 Şubat tarihleri arasında 5. Filistin Ulusal Konsey Toplantısı yapıldı. Toplantı sonucunda Yaser Arafat FKÖ Yürütme Kurulu başkanı oldu.

6 Ekim 1973 Mısır ve Suriye orduları İsrail tarafından işgal edilen toprakları geri almak için savaş açtı (Yom Kipur Savşı).

17 Eylül 1978 Mısır, İsrail ve ABD arasında Camp David anlaşması imzalandı. Bu anlaşma Arap Birliği Zirvesi’nde kınandı.

12 Kasım 1988 Cezayir’de toplanan Filistin Ulusal Konseyi, Filistin Devleti’ni ilan etti.

13 Eylül 1993 İshak Rabin ve Yaser Arafat arasında Washington’da imzalanan “Filistin Özerklik İlkeleri Deklarasyonu” ile 5 yıllık bir süre içerisinde Gazze ve Eriha’da “Özerk Filistin Devleti” kurulması kararlaştırıldı.

25 Şubat 1994 Yahudi yerleşimci Baruch Goldstein Halil İbrahim Camii’nde 29 Filistinliyi öldürdü.

4 Kasım 1995 İsrail Başbakanı İzak Rabin aşırı sağcı öğrenci Yigal Amir tarafından öldürüldü. İzak Rabin’in yerine Şimon Perez geldi.

4 Mayıs 1999- 13 Mayıs 1993 İlkeler Deklarasyonunda Filistin’in özerkliği için verilen sürenin sona ermesi. Başbakan Clinton, Batı Şeria ve Gazze’nin daimi statüsü görüşmelerinin bir yıl içinde sonuçlanacağı garantisini bir mektupla Yaser Arafat’a bildirdi. Clinton’ın tüm sorumlulukları üstlenmesi üzerine, Filistin Merkez Konseyi bağımsız Filistin Devleti’nin ilanını ertelemek konusunda Clinton’la görüş birliğine vardı.

1 Kasım 2001 İngiltere Başbakanı Tony Blair ”Filistin devleti olmalı” yolundaki görüşünü tekrarladı. Blair, İsrail Başbakanı Ariel Şaron ile görüşmesinin ardından, bölgede barışın anahtarının İsrail’in güvenliğinin sağlanması ve İsrail ile yan yana bir Filistin devleti olduğunu söyledi.

3 Aralık 2001 Kudüs ve Hayfa’da gerçekleştirilen bombalı saldırılara misilleme için harekete geçen İsrail, Gazze ve Batı Şeria’ya saldırdı. Batı Şeria’da birçok eve füze isabet ederken, Gazze’deki hedef Filistin lideri Yasser Arafat oldu.[3]

27 Aralık 2008 İsrail Dökme Kurşun Operasyonu adında bir saldırı başlattı. Yüzlerce Filistinli Hayatını kaybetti.

23 Temmuz 2011 Filistin Lideri Abbas, Filistin’in BM nezdinde tanınmasın yönelik çalışmalarına İstanbul’dan başladı.

İSRAİL’İN TUTUMU VE GELİNEN SÜREÇ

27 Aralık 2008 tarihinde yerel saat ile 09.30 sıralarında, Hamas’ın İsrailli sivillere ve askeri birimlere karşı kassam roketli saldırılar yaptığı gerekçesi ile başlattığı savaş. İsrail’in saldırıları nedeniyle 1000’den fazla insan hayatını kaybetmesi ile sonuçlandı. Bu olay üzerine Başbakan Tayyip Erdoğan, İsrail’in “insanlık yaşamına kara bir leke düşürdüğünü” söyledi. Erdoğan ayrıca, İsrail’in Birleşmiş Milletler üyeliğinden çıkarılması gerektiğini savundu.

29 Ocak 2009 tarihinde Davos’ta düzenlenen bir oturumda Erdoğan ile Peres karşı karşıya geldi. Erdoğan, İsrail’in Gazze’de yaptığı operasyon sonucu öldürülen Yüzlerce insan için Peres’i ağır bir dille eleştirerek, “Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” dedi ve oturumu terk etti. Bu olay tarihe “One Minute” krizi olarak geçti.

İsrail Kendisine yeni müttefik arayışını hızlandırdı. Bu nedenle Başta Yunanistan olmak üzere bir kısım bölge ülkelerine ziyaretler gerçekleştirdi.

İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mizrahi’nin Erdoğan’ın “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” ifadesini “Erdoğan aynaya baksın” sözleriyle değerlendirdi. Mizrahi sert üslubunu daha da ileriye taşıyarak, Türkiye’nin uzun yıllar önce Ermenilere dünyanın en büyük katliamlarından birini yaptığını öne sürerek, aynı politikanın bugün de Kürtler üzerinde sürdürüldüğünü iddia etti. Bu sözler Türkiye’nin sert tepkisine neden olurken, General’e yanıt da ordudan geldi. Genelkurmay Başkanlığı, “gerçekleri saptıran, maksadını aşan, talihsiz, hiçbir şekilde kabul edilemez” olarak nitelendirdi.[3]

Heron’lar geciktirildi. Bunun neticesinde Türkiye almaktan vazgeçeceği sinyallerini verdi. İsrailli şirket Türk tarafını sorumlu tuttu. Nihayet görüşmeler neticesinde projenin devamına karar verildi. İsrailli şirket gecikmeden dolayı tazminat vermeyi kabul etti.  Gelen 10 Heron’lardan 6 tanesi bozuk çıktı.

Konya’da Ekim ayında yapılması planlanan “Anadolu Kartalı Tatbikatının İsrail’in de katılacağı uluslararası bölümü iptal edildi. Ancak İsrail ve ABD bu iptale sert tepki gösterdi.[4]

TRT, Gazze’deki Dökme Kurşun operasyonu sırasında geçen olayları anlatan bir diziyi yayınlamaya başladı. Bu dizinin devlet televizyonunda yayınlanmasına İsrail basını ve dışişleri sert tepki gösterdi.

Türkiye’nin geçmişteki itiraz ve uyarılarına rağmen, İsrail Doğu Akdeniz’de Rum Yönetimi ile karşılıklı deniz hudutlarını belirleyen bir sınır anlaşmasına imza attı. Böylece Akdeniz’in Kıbrıs adasının güneyindeki bölümü resmen paylaşılmış oldu.

2010 yeni bir krizle başladı. Bu kez İsrail, Kurtlar Vadisi Pusu dizisi nedeniyle Türkiye’yi sert bir dille eleştirdi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un Türk Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’a yönelik alçak koltukta oturtma tutumu, hem İsrail’de hem de Türkiye’de sert tepkilere yol açtı.

Gazze filosu saldırısı, İHH İnsani Yardım Vakfı ve Özgür Gazze Hareketı’nın organize ettiği ve Gazze’ye insani yardım taşıyan 6 gemiye; Akdeniz’de, İsrail’den 70-80 mil (130-150 kilometre) açıktaki uluslararası sularda 31 Mayıs 2010’da İsrail Savunma Kuvvetleri’nin yaptığı müdahale sonucunda gemilerde bulunan aktivistlerden bir kısmının öldürülmesi, bir kısmının yaralanması ve gemilerin yolcularıyla birlikte rehin alınması ile sonuçlanmıştır.

İsrail Birleşmiş Milletleri raporunun ertelenmesi için BM nezdinde sürekli girişimlerde bulunmuş ve bundan da olumlu sonuçlar almıştır.  Neticede rapor 15 ay gecikmiştir.

Birleşmiş Milletler raporunun New York Times gazetesine sızdırılmasından sonra Ahmet Davutoğlu İsrail’e yönelik çok sert açıklamalarda bulunup: İsrail’in, artık yaptıklarının hesabını ödeme vakti geldiğini ifade etmiş ve alınan önlemleri 5 madde ile sıralamıştır. Bunlar:

  • Diplomatik ilişkileri ikinci kâtip düzeyine indirilecek
  • Askeri anlaşmalar askıya alınacak
  • Doğu Akdeniz’de seyrüsefer serbestisi için her türlü önlem alınacak
  • Türkiye, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukayı tanımayacak
  • Mavi Marmara mağdurlarının hak arama girişimlerine her türlü destek verilecek

SONUÇ

Gelinen Süreçte İsrail Hükümeti Türkiye’nin hassas çizgilerini sürekli delme girişiminde bulunmuş. Ortadoğu’da son 10 yılda yaşanan değişimleri maalesef ki okuyamamıştır. İsrail hükümeti bu süreci 20-30 yıl önceki politikalar ile idare etmeye çalışmış, kendi üstünde bir gücü kabul etmemiştir. İstediği yere elini kolunu sallayarak girmiş, bölgeye kan ve gözyaşı transfer etmekten öteye geçememiştir. Bölge halklarının vicdanında hiçbir zaman kendini aklayamamıştır. Bu süreçte kendine senelerce destek veren Türkiye ve Mısır’ı kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya gelmiştir. Peki, bütün bu yaşananları bir kenara koyup düşünürsek gelecekte neler yapılabilir:

İSRAİL

  • Netanyahu, Kıbrıs’taki petrol arama girişimlerine son vermelidir. Nitekim burada ki girişimlere Türkiye müdahale etmek için çekinmeyecektir. Özellikle son dönemdeki gelişmeleri değerlendirdiğimiz de. Bu daha net bir şekilde görülmektedir.
  • İsrail, uluslararası hukukun üstünlüğünü tanımak zorundadır. Bu keyfi değil, zaruridir.
  • Türkiye’nin önemini bir kez daha düşünmelidir.
  • Ürettiği yeni silahları masum siviller üzerinde denemekten vazgeçmelidir.
  • İzole olmuş bir İsrail’in gelecekte nasıl bir hal alacağını iyi analiz etmelidir.
  • Devlet ciddiyeti içinde hareket etmelidir.
  • Yeni yerleşim yerlerini durdurmalıdır.

TÜRKİYE

  • Daha itidalli davranmalıdır. Aldığı kararların sonuçlarının Kısa, Orta ve Uzun vadede ne tür sonuçlar doğuracağını çok iyi düşünmelidir.
  • Bölgenin gerçeklerini daha iyi görmelidir.

ABD- AVRUPA BİRLİĞİ

  • İkiyüzlü politikalarından vazgeçmeliler.
  • Eylemi yapana göre, değerlendirme hastalığından vazgeçmeliler.
  • Haklı ile Haksız kavramının ne demek olduğunu bilmeliler.
  • İnsanlığın vicdanını; Doların rengine, Silahın kan kokulu gölgesine değiştirmemeliler.

FİLİSTİN

  • Hamas ile El-Fetih yandaşları birbirlerini öldürmekten vazgeçmeli ve anlaşmalıdırlar. Kendi içlerinde bütün olmak zorundalar.

Şunu unutmamak gerekir alınan kararlar halka yönelik değil Hükümete yöneliktir. Zaten hedef halk olsaydı bu kadar yüz yıl iç içe yaşanmazdı. 31 Mart 1492’de İspanya Kralı Katolik olmayan Yahudileri ülkesini terk etmek için zorladığı zaman II. Beyazıt bunları kendi topraklarına kabul etmezdi.

Kanın ve gözyaşının tarihin her zerresinde oluk oluk aktığı bu kanlı topraklarda umarız taraflar bu süreçte aklıselim bir şekilde hareket ederler.

 

Remzi DURMUŞ

 

KAYNAKÇA

http://www.mfa.gov.tr/turkiye-israil-siyasi-iliskileri.tr.mfa

http://tr.wikipedia.org/wiki/Filistin

http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=31154&p=3&rid=4369

http://www.belgeler.com/blg/csa/filistin-sorunu-kronolojisi

http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=31154&p=5&rid=4369

Politik Akademi (131 Posts)

2007'den bu güne "Değiştirmek için anlamak, anlamak için Politik Akademi" sloganıyla "Dünya"nın haber ve analizini veriyoruz...


By


Readers Comments (0)