Engin Özpınar » Makale Analiz » Orta Doğu

ABD ve Avrupa’nın “Suriye” Paradoksu

Mart 3, 2012   ·   0 Comments

Avrupa Birliği, Esad yönetimine savaş açan silahlı muhalefeti Suriye’nin “meşru temsilcisi” olarak tanıdığını açıkladı.

Yani AB için, Suriye denildiğinde artık Esad yok!
Suriye’de, bundan böyle AB üyesi ülkeler, muhalefeti muhatap alacaklar.
Aralarında El Kaide de varmış. Olsun! Yeter ki, muhalefet olsun!
İngiltere Başbakanı Cameron’ın nasıl da güçlü bir sesi var:
“Esad rejimi kendi halkını katlediyor. Humus’un tarihi vatandaşlarının kanlarıyla yazıldı. Humus Ortaçağ barbarlığından bir sahneyi andırıyor.”
Retorik mükemmel!
İyi de, Cameron’ın hemen ardından Sarkozy’nin, “Müdahale için BM Güvenlik Konseyi kararı şart” demesine ne diyeceğiz?
“Rusya ve Çin engel oluyor, Suriye’deki cani rejime destek veriyor” gibi sözler eskisi kadar inandırıcı değil. (Cameron öyle konuşuyor da, Brüksel’de meydanı boş bulmuş, atıp tutuyor. BM’de Falkland Adaları sorunu gündeme gelince göreceğiz İngiltere Başbakanı’nı.)Evet, Sarkozy, BMGK kararı olmadan Suriye’ye, askeri müdahale yapılamayacağını söylüyor.
Ama bu ilk kez söylenmiyor. Daha önce Washington dile getirdi bu şartı. Hem de birkaç kez yineledi.
Son zamanlarda buna bir de El Kaide tehlikesini ekledi.
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, en az iki kez Suriye muhalefetinin arasında El Kaide unsurlarının bulunduğunu doğruladı ve silah yardımının taşıdığı riske dikkati çekti.
İki gün önce de, üst düzey diplomat Jeffrey Feltman, Beyaz Saray’ın görüşünü Senato’da açıklarken “Suriyeli muhaliflere askeri yardım konusunda ihtiyatlı olmalıyız” diyordu.
Amerikalı diplomatın şu uyarısı da anlamlıydı:
“Muhalifleri silahlandırmanın, insanların hayatını koruyacağı ve Esad rejiminin sonunu getireceği açık değil.”

ABD ve Avrupa’nın, Suriye’den yansıttığı vahşet tablosuna bakıldığında, askeri müdahale beklentisine kapılmamak mümkün değil.
Ama, görüldüğü gibi, müdahaleyi ve muhalefetin silah gücünü artırmayı da sanki kendileri savsaklıyor.
Hal ve hareketlerinin bıraktığı izlenim şu: Bir yandan atıp tutuyorlar, diğer yandan frene basıyorlar.
Eğer öyleyse, Wallerstein’ın varsayımına bakalım: (*)
Esad’ı en ağır şekilde suçlayanlar, gerçekte, onun gitmesini istemeyenlerdir.
Suudi Arabistan mı? Esad’dan değil, kendi muhalefetinden ve El Kaide’den korkuyor.
İsrail mi? Esad devrilebilir ama sonra ne olur, meçhul. Esad’ın istikrarlı rejimi daha iyi.
ABD mi? Rusya ve Çin’in vetosunda derin bir “Oh” çektiğini tahmin etmek zor değil.
Fransa mı? Seçim yaklaşıyor. Suriye’ye asker göndermek oy kaybettirir. Üstelik Libya’daki gibi pastadan doyurucu dilim alamamak da var.Türkiye mi? Wallerstein’ın Türkiye için yazdıklarını olduğu gibi aktaralım:
“Türkiye, Arap dünyası ile ilişkilerini son on yılda inanılmaz derecede geliştirdi. Sınırlarındaki iç savaş nedeniyle kuşkusuz mutsuz. Bir tür siyasi uzlaşma görmekten mutlu olur. Ama Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu garanti vererek şunları söyledi: ‘Türkiye taraf değiştirmiş ordu mensuplarına silah ya da destek sağlamıyor.’ Türkiye aslında tüm taraflarla dost kalmayı istiyor. Ve ayrıca Türkiye’nin kendi Kürt sorunu var ve Suriye şimdiye dek yapmaktan çekindiği şeyi yapıp Kürtlere aktif destek verebilir.”
Ve son sözü yine Wallerstein söylemiş olsun:
“Esad, ne olursa olsun [iktidarda] kalacak.”

Bir bilim insanının, bazı somut olayları, dünyanın ve bölgenin gidişatını ve siyasi gelişmeleri tartarak ileri sürdüğü öngörü böyle.
Olabilir, çünkü şu andaki dengeler Esad’dan yana görünüyor.
Olmayabilir, çünkü her şey çok hızlı gelişip değişebiliyor.
Örneğin, Rusya ile Çin’in direnci daha ne kadar sürer?
Ya da Batılılar ve Araplar, Türkiye’ye “gaz vermekten” ne zaman vazgeçer?
Kestirebilmek mümkün değil…

Engin Özpınar

Olay Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

Yazarın tüm yazıları için tıklayın. / Yazara E-Posta atamak için tıklayın.

Engin Ozpinar (90 Posts)

Gazeteci ve Olay Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni.


By


Readers Comments (0)