Makale Analiz » Orta Doğu » Yrd. Doç. Dr. Ferhat Pirinççi

Suriye'de Beşar Esad'ın Ayakta Kalmasının Nedenleri

Nisan 11, 2012   ·   0 Comments

Tunus’ta Zeynel Abidin bin Ali protestolara iki aydan daha az bir süre dayanabildi ve koltuğunu bıraktı.

Mısır’da Hüsnü Mübarek, bir aydan kısa süren protestolara dayanamadı ve iktidarı bırakmak zorunda kaldı.

Libya’da Muammer Kaddafi protestoları sert bir şekilde bastırma yoluna gitti ancak uluslararası müdahalenin de etkisiyle konumunu en fazla altı ay koruyabildi.

Yemen’de Ali Abdullah Salih, aynı şekilde gösterileri sertlikle bastırma yoluna gitti ancak fiilen altı ay, resmen de birinci yılın sonunda görevini bırakmak zorunda kaldı.

Suriye’de ise rejim aleyhtarı gösterilerin başlamasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti ve Esad rejimi hâlâ ayakta…

Esad rejiminin son bulacağı artık kaçınılmaz olmakla beraber, sürecin uzaması şüphesiz en fazla Suriye halkını olumsuz etkiliyor.

Artık uzatmaları oynamaya başlayan Esad iktidarında geçen her bir gün Suriye’deki sivil kayıplar artmakta, mezhepsel ve ideolojik farklılıklar daha fazla gündeme gelmekte ve Suriye’nin yanı sıra bir bütün olarak Orta Doğu istikrarsızlaşmaktadır.

Suriye’de Esad rejiminin her geçen gün daha fazla güç kaybetmesine rağmen hâlâ ayakta kalmasının nedenleri, içsel ve bölgesel ve küresel nedenler olmak üzere üç farklı çerçevede analiz edilebilir.

Bu yazı, Esad rejiminin devam etmekte olan protestolara ve artan uluslararası baskılara rağmen iktidarını nasıl koruyabildiğini içsel nedenler üzerinden açıklamakta.

Suriye halkı, 2000 yılında Beşar Esad yönetimine umutlu bir şekilde başladıysa da 2011’e kadar yaşanan süreçte Suriye gerek ekonomik açıdan gerek temel hak ve özgürlükler açısından arzu edilen seviyeden oldukça uzaktaydı.

Ekonomik açıdan kişi başına düşen milli gelir 2000’de 3,100 dolar civarındayken 2011’de 5,100 dolara çıksa da gelirin adaletsiz dağılımında ve yolsuzluklarda artış söz konusuydu ve görünürdeki ekonomik kalkınmadan asıl payı Esad’ın yakın çevresi almaktaydı.

Temel hak ve özgürlükler açısındansa durum çok daha kötüydü.

Suriye, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen hâlâ 1970’lerin Baas Partisi mantığıyla yönetilmekteydi.

Farklı siyasal partilerin yasak olması, muhalefete örgütlenme hakkının tanınmaması, en küçük bir muhalefete bile tahammül gösterilmemesi ve Muhaberat’ın halk üzerindeki yoğun psikolojik ve fiziksel baskısı bu mantığın önemli örnekleriydi.

Bu noktada Suriye halkının ezici çoğunluğu, yönetimden ve siyasal sistemden memnun değildi. Ancak bu memnuniyetsizliğin sokak hareketlerine ve yerel silahlı direnişe dönüşmesi geç gerçekleşti. Zira Muhaberat’ın baskısından çekinen halk, ancak rejimin uygulamalarının katlanılamayacak bir hâl almasından sonra sokak gösterilerine başladı.

Suriye’deki silahlı direnişi de farklı bir kategoride değerlendirmek gerekir. Esad her ne kadar olayların çıkış noktasını “silahlı gruplar” olarak nitelendirdiği kişilere dayandırsa da ne ilk aylarda ne de günümüzde Suriye’de böylesine organize bir grubu bulmak zordur. Ayrıca protestoların ilk aylarında göstericilerin Suriye güvenlik güçlerine ateşle karşılık vermesi gibi bir durum söz konusu değildi. Yapılan gösteriler tamamen Esad rejimine yönelik tepki ve talepleri dile getiren sivil hareketlerdi.

Ancak rejimin bu hareketleri bastırmak için hedef gözetmeksizin sivillere ateş açması ve akabinde tanklar, havan topları…vb. ağır silahlarla göstericilerin bulunduğu yerleri ortadan kaldırmaya çalışması, kaçınılmaz olarak küçük silahlara sahip olan iki farklı kesimin ortaya çıkmasına neden oldu.

Bunlardan birincisi, Esad rejiminin saldırılarına karşı ailesini, mahallesini, köyünü veya aşiretini korumak amacıyla gösteriler sırasında çevre güvenliğini alan ve herhangi bir askeri tecrübesi olmayan kişilerdi.

İkinci grupta ise önceden Esad’a bağlı güvenlik güçlerinin bir üyesi olup, verilen “göstericilerin öldürülmesi veya gösterilerin şiddetle bastırılması” gibi emirlere karşı çıkarak Ordudan ayrılan askerler.

Bu grubun ilk gruba göre belirli bir seviyede askeri tecrübesi bulunmakla beraber, her iki grubun da elinde Esad’a bağlı güçlerle mücadele edecek herhangi bir donanımı bulunmamaktadır.

Her iki grubun, etkili silah gücüne sahip olduğunu varsaysak bile, iletişim, koordinasyon ve örgütlenme en büyük sorun olarak karşılarına çıkmaktadır. Zira yukarıda bahsedilen her iki grup ortak bir amaca sahip olsa da kendi içlerinde birbirinden bağımsız unsurlardan oluşmaktadır.

Genel anlamda Suriyeli muhaliflerin bu durumu, esasında Esad’ın ayakta kalmasının en büyük içsel nedenidir. Geçmişte rejimin uyguladığı baskılar nedeniyle herhangi bir örgütlenme ve ortak hareket etme kültürüne sahip olmayan muhalifler, her ne kadar sayısal anlamda artsa da aynı oranda örgütlendikleri söylenemez.

Dolayısıyla çember daralsa da Esad’ın iktidarını hâlâ muhafaza etmesinin içsel anlamda en büyük nedeni, muhalefetin yaşadığı örgütlenme sorunudur.

Öte yandan Esad karşıtı gösterilerin bütün kentlerde gerçekleşmediği, örneğin Şam veya Halep’te gösterilerin yok denecek kadar az olduğu iddiası da bulunmaktadır. Hatta zaman zaman Şam’da Esad’a destek gösterilerinin görüntüleri yayınlanmaktadır.

Bu noktada, halkın baskı altında olduğu kesin olan bir ortamda yapılacak olan destek gösterilerden sonuç çıkarmanın yanlış olacağını düşünüyorum.

Halkın Esad’ı destekleyip desteklemediğinin kesin kanıtı, şüphesiz Esad’a alternatif rakiplerin de katıldığı, demokratik, şeffaf ve halk üzerindeki baskının sıfırlandığı bir ortamda yapılacak olan seçimlerin sonuçları olacaktı.

Ancak bu seçenek, Esad yönetimi için artık çok geç.

Son söz olarak, Orta Doğu’da her bir ülkenin kendine özgü bir dinamiği bulunmakta ve dolayısıyla bu farklı dinamikler, Tunus, Mısır, Libya, Yemen ve Suriye örneklerinde görüldüğü gibi süreçlerde ve sonuçlarda farklılıklar ortaya çıkarmaktadır.

Suriye’deki sürecin uzaması yukarıda ifade edilen içsel unsurların yanı sıra bölgesel anlamda İran’ın ve Irak’ın; küresel anlamda ise Rusya, Çin, ABD ve AB ülkelerinin tutumlarından kaynaklanmaktadır. Ancak Esad’ın iktidarda geçen her günü ve kayıpların artması, özelde Suriye’nin genelde ise Orta Doğu’nun istikrarı açısından oldukça olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

Yrd. Doç. Dr. Ferhat Pirinççi

Uludağ Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü

Politik Akademi (130 Posts)

2007'den bu güne "Değiştirmek için anlamak, anlamak için Politik Akademi" sloganıyla "Dünya"nın haber ve analizini veriyoruz...


By


Readers Comments (0)