AB » Makale Analiz » Manşet » TR

Türkiye'de Yasadışı Göç ve Değişen Güvenlik Algısı

Ağustos 31, 2012   ·   0 Comments

Türkiye’de ve Uluslararası göçe[1] baktığımızda genellikle ekonomik sebeplerin tetiklediği, ama güvenlik, baskı, iç karışıklık, iç savaş, güvensizlik ortamı, hayat standartlarının çok düşük olması, ailesel ve bireysel başka boyutları da olan bir konudur. Bir ülkeden başka bir ülkeye doğru gelişen göç hareketleri kimi zaman düzenli ve yasal, kimi zaman da düzensiz ve yasadışı olarak gerçekleşmektedir. Her ne türde ve sürede olursa olsun, başka bir ülkeye yerleşen yabancıların o ülkede karşı karşıya kaldıkları birçok sorun ve bilinmeyen bulunmaktadır.

 Yabancılar bilmedikleri bu yeni coğrafyalarda kimi zaman kurallara ve normlara uyum sağlamakta, kimi zaman da bu kurallara aykırı davranışlar sergilemektedirler. Bu çalışmada Türkiye’de gerçekleşen yasadışı göçleri, göçmenlerin profilini ve suç arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamıştır. Bu çerçevede geçmiş araştırmalardan yararlanılmış, Türkiye’deki yasadışı göç ve diğer ülkelerin yasadışı göçü ile ilişkisi resmi verilere ve kaynaklara da dayanarak incelenmiş, yasadışı göç suçu işleyen Türk vatandaşları ile yabancılar karşılaştırılmıştır. Türkiye’de yasadışı göçün nedenlerini, sonuçlarını, bu göçün engellenmesi için yapılması gerekenler, suçun yaptırımı, yasal düzenlemeler, yürütülen çalışmalar tartışılmıştır.

Yasadışı göç ve suç bağlamında devletlere düşen sorumluluklara dikkat çekilmiş ve bundan sonra yapılabilecek çalışmalar hakkında öneriler getirilmiştir.

Yasadışı göç, özünde, ülkelerin topraklarına girişe ilişkin belirledikleri yöntem ve kurallara uyulmadan, bir başka deyişle sınırların yasa dışı yollarla geçilmesini ifade etmektedir. Başka tanımlama yapılırsa; Yasa dışı göç; bir kişinin, yasal olarak bulunduğu ülkeyi terk ederek başka bir ülkeye yasa dışı yollardan girmesi, yasal yollardan girdikten sonra süresi içinde ülkeyi terk etmemek suretiyle, o ülkede, yasal izin sahibi olmaksızın uzun süreli olarak yaşaması ve/veya çalışmasıdır.

 Bu tanımlamalara baktığımızda bir ülkenin ekonomik, siyasal, kültürel, mali vb. unsurların yanında önem arz edebilecek bir sorun olarak yasadışı göç karşımıza çıkmaktadır. Çünkü yasadışı göç ile hem ekonomik hem de siyasal ve sosyo-kültürel açıdan sorunları da beraberinde getirmektedir.

Yasadışı göçlerin genellikle üçüncü dünya ülkeleri ve gelişmemiş fakir ülkelerden yaşam standartlarının yüksek olduğu veya mevcut yaşanılan yerden daha iyi şartlara sahip ülkelere doğru gerçekleşmektedir. Türkiye jeostratejik konumu sebebiyle önemli ölçüde yasadışı göçe ev sahipliği yapmaktadır. Bu sorun, büyük ve uluslar arası sevide olup, çözümleri muhtemelen Türkiye veya tek başına herhangi bir ülkenin olanaklarının ötesindedir. Aynı zamanda bu göçler yapılan ülkeye çeşitli unsurlarda zararlar(sosyo-kültürel dengenin bozulması, yasa-dışı suçların artması, insan haklarının ihlali, siyasi sorunların oluşumu, güvenlik endişeleri vb.) ve dolaylı olsa da yararlar (ucuz iş gücü, insan emeğinin fazla ve teminin hızlı olması vb.)getirmektedir.

Çevre ülkelerde yaşanan savaş, iç dinamikleri kötüleşmesi, karışıklık, güvensizlik ortamı, yaşam mücadelesi, ekonomik nedenlerin devam etmesi Türkiye’ye yapılan veya Türkiyeden başka ülkelere yapılan yasadışı göçlerin sürekliliğine sebep olmaktadır.

Yasadışı göçün önceden daha çok bölgesel veya dar alanlarda kalmasına karşılık son yıllarda bu durumun içinde bulunan irregal kişilerin daha iyi organize olmaya başlaması ve ağın daha sistemli sürdürülmesi, sorunun bölgesel düzeyde kalmasını engellemiş ve uluslararası sorun haline gelmiştir.

Gelecekte gelişmiş ülkelerin mevcut toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik düzenlerini korumaları ve iç güvenliklerini sağlamaları yasadışı göçle mücadele etmedeki başarılarına bağımlılığı bir nebzede olsa artırmaktadır. Çünkü yasa dışı göç, ulusal ve uluslararası ekonomik ve siyasal belirsizlikler, ülkeler arası çıkar çatışmaları, iç savaşlar, doğal afetler, yoksulluk, salgın hastalıklar, insan hakları ihlalleri gibi sorunlar nedeniyle daha da artacağı düşünülmektedir. Yasadışı göçte transit ülke veya hedef ülke olarak görülen ülkelerde bu sorunlar çözüme kavuşturulmadığı sürece problem devam edecektir.

Ülkemiz, yasa dışı göçe karşı gerek ulusal düzeyde etkin tedbirler alarak, gerekse bu alanda uluslararası düzeyde sorunların tespiti, bilgi alış-verişi, ortak mücadele ve işbirliği şeklindeki çalışmaların çoğuna aktif olarak katılarak bu konudaki kesin tavrını ortaya koymakta, ülkemiz üzerinden yasadışı göçü önlemek ve ülkemizde yasadışı bulunan yabancıları ülkeden çıkarmak için etkin ve kararlı biçimde mücadele etmektedir.

Kaynak ülkelerden hedef ülkelere yönelen çok sayıda yasa dışı göç güzergâhları kullanılmaktadır. Doğu-batı ekseninde gerçekleşen yasa dışı göç hareketlerinde ülkemiz bu yollar içinde sadece birkaç güzergâhın konusu olmakta, bunun yanı sıra çok çeşitli ülkelerden Avrupa ülkelerine doğru seyreden geçiş yolları da bulunmakta, ülkemiz dışında, Kafkasya, Afrika, Rusya Federasyonu, Ukrayna, Güneydoğu Akdeniz, Balkan Ülkeleri, Bosna-Hersek gibi farklı birçok güzergâhı kullanmaktadır.[2]

Özellikle, 2000 ve 2001 yılında Ülkemiz güvenlik güçlerinin kararlı tutumunun sonucunda, göçmen kaçakçılarının geçiş yolları güney rotasına (Irak-Suriye-Lübnan); ayrıca kuzey rotasına (İran-Kafkaslar-Ukrayna) doğru kaymıştır.

Bunun yanı sıra yasa dışı göçmen taşıyan gemilerin de güzergâhlarında değişiklik olmuş, son dönemde yoğunlukla Afrika ülkelerinden İtalya ve Fransa’ya; ayrıca Sri Lanka, Hindistan tarafından gelen gemiler de, Süveyş Kanalını takip ederek, GKRY, Yunanistan ve İtalya yolunu tercih etmeye başlamışlardır.

Ülkemizin yasadışı göç ile ilgili olarak uyguladığı düzenlemelere baktığımızda ise;

1) Yasal Düzenlemeler

a) Göçmen kaçakçılığı ile mücadele çalışmaları, Türkiye’de yasal çerçevenin uluslararası standartlara ve normlara uyarlanması şeklinde gelişmekte ve öncelikler arasında yer almaktadır. 2000 yılının Aralık ayında Palermo’da imzalanan Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi’nin ve ek protokollerin TBMM tarafından 30 Ocak 2003 tarihinde onaylanmasından önce, 9 Ağustos 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla göçmen kaçakçılığı suçunun TCK’na eklenmesi bunun bir göstergesidir.

b) Uzun yıllar, suç olarak tanımlayan özel bir yasal düzenleme bulunmaması nedeniyle çeşitli kanunlarda öngörülen yaptırımlar para cezası ya da paraya çevrilebilen hapis cezaları ile sınırlı kaldığından caydırıcılık gücü bulunmamaktaydı.

03.08.2002 tarih ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun[3]  2. Maddesiyle, Ceza Kanunu’na 201. maddeden sonra gelmek üzere eklenen 201/a maddesi ile göçmen kaçakçılığının cezalandırılmasına ilişkin yasal düzenleme getirilmiştir.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Yeni Türk Ceza Kanununun[4]  79. maddesi ile bu suçu işleyenler için öngörülen cezalar ağırlaştırılarak göçmen kaçakçılığı suçu yeniden düzenlenmiştir.

Buna göre; doğrudan veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek amacıyla, yasal olmayan yollardan, bir yabancıyı ülkeye sokan ya da yabancının ülkede kalmasına, Türk vatandaşı ya da yabancının yurt dışına çıkmasına olanak sağlayan kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek cezalar yarı oranında artırılır. Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ise tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır.

c) Ülkede kalmak için gerekli koşulları taşımayan yabancıların kullandıkları bir yöntem de anlaşmalı evlilik yaparak aile bütünlüğünün korunmasına yönelik güvenceler kapsamında ikamet izni alınmasıdır. 403 sayılı Türk Vatandaşlık Kanununa göre, Türk vatandaşı erkekle evlenen yabancı kadın, Türk vatandaşlığına geçmek istediğini, evlenme akdinin yapıldığı sırada, yetkili makama bunu yazılı olarak belirtmesi durumunda Türk vatandaşlığına alınmaktaydı.

3 Haziran 2003 tarih ve 25127 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni düzenleme ile; kadın ya da erkek Türk vatandaşları ile evlenen yabancılar, evliliğin tescil tarihinden 3 yıl sonra vatandaşlığa alınma başvurusunda bulunabilecektir. Bu süre içerisinde de evliliğin aile birliği içinde sürüp sürmediğinin tespiti yapılacaktır.

d) Yasa dışı göçün sosyal ve ekonomik ayandaki olumsuz yansımalarının başında kaçak çalışma gelmektedir. 4817 Sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun[5]  ve bu kanunun uygulama yönetmeliği 6 Eylül 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yabancıların kaçak çalışmalarının ve düşük ücretle istihdamının önüne geçilmesi, çalışma amaçlı göçün yasal olarak kontrol ve düzenlenmesi olanağına ulaşılması hedeflenmiştir.

e) Kara Ulaştırma Yönetmeliği[6]  uyarınca, Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, kaçak insan taşımacılığı ve ticareti suçları ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar nedeniyle yargı organları tarafından verilmiş ve kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunması halinde, yetki belgesi sahiplerinin yetki belgeleri iptal edilir. Yetki belgeleri iptal edilenlere üç yıl geçmedikçe yetki belgesi verilmez. Ayrıca, taşıma kooperatiflerinde, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile kooperatif temsil ve imzaya yetkili yöneticilerin, söz konusu suçlardan hürriyeti bağlayıcı ceza ile hükümlü bulunmaması şartı aranması hüküm altına alınmıştır.

f) 5237 sayılı kanunun 79. maddesi Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan; bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasına imkan sağlayan, Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkan sağlayan,

Kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 22/7/2010 – 6008/6 md.) Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

(Ek fıkra: 22/7/2010 – 6008/6 md.) Suçun, mağdurların; hayatı bakımından bir tehlike oluşturması, onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi, hâlinde, verilecek ceza yarısından üçte ikisine kadar artırılır.

Bu suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek cezalar yarı oranında artırılır.

Bu suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

2) Yürütülen Çalışmalar ve Elde Edilen Sonuçlar:

Yasal düzenlemelerin yanı sıra kolluk kuvvetlerimiz bu düzenlemelerin uygulanmasında etkin tedbirlerle yasa dışı göçle mücadele çalışmalarında en önemli rolü oynamaktadır.

Bu kapsamda deniz yolu ile gerçekleştirilen yasa dışı göç girişimlerinin engellenmesi maksadıyla, çeşitli yollardan Sahil Güvenlik Komutanlığına ulaşan istihbari bilgiler risk analizi çerçevesinde değerlendirilerek “yasa dışı göçe karışması muhtemel gemiler listesi” oluşturulmuştur. Söz konusu gemilerin karasularımıza girmesi halinde, Sahil Güvenlik Komutanlığı yüzer unsurlarınca takibi yapılmaktadır. Ancak bu listenin güncel olarak idame ettirilebilmesi için doğru ve zamanında bilgi akışı önem arz etmektedir.

Bu kapsamda, Yunanistan Hükümeti ile yasa dışı göçe karışması muhtemel gemiler hakkında istihbarat ve bilgi paylaşımı yapılmasına gerek olduğu değerlendirilmektedir.

Mücadele çalışmalarının odağında güvenlik güçlerince yapılan kontroller ve operasyonlar bulunmaktadır. Bu çalışmaların hedefinde yasa dışı göçmenler ve göçmen kaçakçıları bulunmaktadır.

a) 1995 yılında 11.362, 1996 yılında 18.804, 1997 yılında 28.439, 1998 yılında 29.426, 1999 yılında 47.529, 2000 yılında 94.514, 2001 yılında 92.365, 2002 yılında 82.825, 2003 yılında 56.219 ve 2004 yılında 61.228, 2005 yılında 57.428, 2006 yılında 51.983, 2007 yılında 64.290, 2008 yılında 65.737, 2009 yılında 34.345, 2010 yılında 32.667 olmak üzere toplam 829.161 yasa dışı göçmen yakalanmıştır. [7]

b) Göçmen kaçakçılığı örgütlerine ilişkin operasyonlar sonucunda, sayıları yüz binlerle ifade edilen yasa dışı göçmenlerin bu geçişlerini organize ederek kolay yolla büyük miktarlarda para kazanan çok sayıda göçmen kaçakçısı yakalanmıştır. 1998 yılında 98, 1999 yılında 187, 2000 yılında 850, 2001 yılında 1.155, 2002 yılında 1.157, 2003 yılında 937, 2004 yılında 956, 2005 yılında 834, 2006 yılında 951, 2007 yılında 1.242 ve 2008 yılında 1.305, 2009 yılında 1.027, 2010 yılında 750 olmak üzere 11.449 göçmen kaçakçısı kolluk kuvvetlerince yakalanarak adalete teslim edilmiştir.

c) Yasa dışı göçle mücadelenin ilk adımı hudut kapılarında alınan önlemlerdir. Pasaport Kanunu hükümlerine göre yasa dışı göçe karışacağından şüphe duyulan ya da sahte belgelerle giriş yapmak isteyen yabancılar, ülkeye girişine izin verilmeyerek, geri çevrilmektedir. 1999 yılında 6.069, 2000 yılında 24.504, 2001 yılında 15.208, 2002 yılında 11.084, 2003 yılında 9.362, 2004 yılında 11.093, 2005 yılında 8.818, 2006 yılında 8.107, 2007 yılında 14.265, 2008 yılında 11.046, 2009 yılında 12.804, 2010 yılında 15.227 olmak üzere toplam 147.587 yabancının ülkeye girişine izin verilmemiştir.

d) Türkiye’den Batı Avrupa ülkelerine yönelen yasa dışı göç hareketlerinin bir kısmı deniz yolu ile gerçekleşmektedir. Yasa dışı yollardan çıkış hazırlığında iken yakalanan yasa dışı göçmen taşıyan gemilerin sayıları ve yine yasa dışı yollardan çıkış yapıp Avrupa ülkelerine giden gemilerin sayılarına ilişkin karşılaştırma neticesi Türkiye’nin bu deniz yoluyla yasa dışı göçü durdurmadaki başarısı olarak kabul edilmektedir.

Örneğin Türkiye’den hareket eden ve Avrupa Ülkelerine (İtalya ve Fransa) ulaşan gemi ya da teknelerin sayısı 2001 yılında 17, 2002 yılında 2 tespit edilmiştir. 2003 yılında ise sadece bir geminin Türkiye’den hareket ettiği bilgisine ulaşılabilmiştir. 2004, 2005 ve 2006 yıllarında Türkiye’den yasa dışı yollarla çıkış yaparak Avrupa’ya ulaşan bir gemi ya da tekne bulunmamaktadır. 2007 yılında ülkemizden hareket ederek İtalya kıyılarına ulaşabilmiş yalnızca 1 gemi kayıtlarımıza alınmışken, 2009 yılında 1, 2010 yılında 4 gemi yurt dışında yakalanmıştır.

Bununla birlikte, ülkemizden yasa dışı göçmenlerle birlikte çıkış yapmaya çalışırken 2001 yılında 19, 2002 yılında 70, 2003 yılında 18, 2004 yılında 12, 2005 yılında 28, 2006 yılında 27, 2007 yılında 51, 2008 yılında 379, 2009 yılında 155, 2010 yılında 39 tekne güvenlik güçlerimizce yakalanmıştır.

e) Yasa dışı göçmenlerin barındırılması ve sınır dışı işlemleri için 1999-2009 yılları arasında toplam 27.856.391,00 Türk Lirası harcanmıştır.

Doğu ve Güney Avrupa ülkelerinde giderek yaygınlaşan transit göçmenler göç sistemlerinde yeni bir sayfa açıldığına işaret ediyor. Doğu Batı ve Güney Kuzey koridorunda hareketli bir göç güzergâhında yer alan Türkiye de yoğun bir transit göçmen akınına ev sahipliği yapıyor. AB’nin talep ettiği şekilde coğrafi çekincenin kaldırılması Türkiye’de geçici olarak ikamet eden bu gruplardan bazılarının burada yerleşikleşmesi anlamına gelecek ki, Türkiye’de yetkililerin bu konuda duydukları endişe de bundan kaynaklanıyor. Çekincenin kaldırılmasıyla Türkiye’nin Asya, Afrika ve Avrupa arasında bir tampon bölge haline gelmesi ve AB’nin istemediği mültecilerin yığıldığı bir “mülteci deposu”na dönüşmesinden korkuluyor.

Gelişmiş ülkelerin mevcut toplumsal düzenlerini korumaları ve iç güvenliklerini sağlamaları yasadışı göçle mücadele etmedeki başarılarıyla paralel gidecek gözükmektedir. Uluslararası arenada oluşan köklü değişmeler yasal olmayan göçü arttırmakta; ulusal ve uluslar arası ekonomik ve siyasal belirsizlikler, ülkeler arası çıkar çatışmaları, iç savaşlar, doğal afetler, yoksulluk, salgın hastalıklar, yaygın insan hakları ihlalleri gibi sorunlar, yasadışı göçte kaynak ülke olarak görülen ülkelerde çözüme kavuşturulmadığı sürece sorunun artarak devam edeceğini göstermektedir.

Sorunun giderilmesine yönelik en önemli araç olarak sınırların denetlenmesi öngörülmekte, ancak bu sorunun çözümüne yönelik herhangi bir kalıcı çözüm getirememektedir. Bunun yerine göçün suç olup olmaması ve hukuki niteliğini gözden geçirmek daha olumlu bir katkı sunabilecektir. Yerleşme amacıyla geçici veya kalıcı bir şekilde yer değiştirme hareketlerine “victimless crime” suçlusu olmayan suçlar, başlığı altında değerlendirebiliriz ve bu kabul barışçıl aktivitelere kısıtlamanın veya yasaklamanın olmamasını gerektirir.[8]

Bu durumda sınırlara yönelik korumanın da gözden geçirilmesi gerekmektedir. Böylesi anlayışta ulusal sınırlar sadece haritada var olan çizgi olarak değerlendirilecektir. Ancak açık sınırların kabulü yeni sorunları getirecektir. Herkes kolay bir şekilde hiçbir kurala bağlı olmadan ülkeye girişi mümkün hale mi gelecek?

Örneğin İsrail, Filistinlileri kabul etmek zorunda olarak mı değerlendirilecek? “Açık sınırın” koşulları nedir? Bu politikayı benimseyenler bütün insanların göçle ilgili iki hakkı olduğu ön kabulünden yola çıkarlar. İlk olarak insanlar herhangi bir ülkeden ayrılma ve herhangi bir ülkeye yerleşme hakkına sahiptir ki bu koşul eğer bu kişiler göçü maddi olarak karşılayabiliyor veya yapabiliyorsa kabulünü içerir. İkinci olarak kişiler kendi ülkelerinden ayrılabilirler ve seçtikleri herhangi bir ülkeye yerleşebilirler.

İkinci kural olmadan, ilk kural oldukça anlamsız görülmektedir.[9] Açık sınırlar önerisi yasadışı göç de tehdidin fırsata dönüştürülmesinde daha yapıcı olmayı kolaylaştıracaktır. Yasadışı göçte yaşanan yasal olmama durumu giderildiği ölçüde, bu göç ile kaybedilen ekonomik kayıp ve toplumsal bütünleşme sorunları tersine çevrilebilecektir.

Değişen güvenlik algılamaları neticesinde yasa dışı göç, günümüz dünyasında bir yumuşak güvenlik tehdidi olarak görülmeye başlanmıştır. Sınıraşan yapısı itibariyle yasa dışı göç tek bir ülkenin sorunu değildir, gerek hedef gerek kaynak gerekse de transit ülkeler yasa dışı göçün etkilerini farklı şekillerde hissetmektedirler. Zira göç alan ve göç gönderen ülkedeki ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel nedenlerin etkisiyle ortaya çıkan bu olgu, söz konusu tüm ülkelerdeki ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yapıları etkilemektedir.

Yasa dışı göçün; ulusal ve uluslararası ekonomik ve siyasal belirsizlikler, ülkeler arası çıkar çatışmaları, iç savaşlar, doğal afetler, yoksulluk, salgın hastalıklar, insan hakları ihlalleri gibi faktörler olduğu sürece daha da artmaya devam edeceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle küreselleşmenin bu süreci daha da hızlandırdığı göz önüne alındığında yasa dışı göçle mücadele devletler için zaruri hale gelmektedir.

Yasa dışı göç ve güvenliğin birbiri içerisinde dinamikler taşımaları ve birbiriyle sebep-sonuç ilişkisi içinde olmaları devletleri bu yeni tehditle mücadeleye itmektedir. Bu amaçla gerek uluslararası gerekse ulusal alanda çeşitli hukuksal düzenlemeler ve politikalar yürürlüğe konmaktadır.

Hedef bölge konumda olan Avrupa’nın yasa dışı göçle mücadelede katı bir tavır sergilediği görülmektedir. Birlik bünyesinde yasa dışı göçü engelleyici önlemler arasında sıkı vize politikaları, katı sınır kontrolleri, yasa dışı göçmenlerin gönüllü veya zorunlu olarak geri gönderilmesi gibi uygulamalar göze çarpmaktadır. Bu bağlamda ortak bir göç ve sığınma politikası benimsemeye yönelik çalışmalar da gerçekleştirilmektedir. Ancak Birlik nezdinde ortaya konan politikalar çoğu zaman yasa dışı göç konusunun insani boyutunun göz ardı edildiği eleştirilerine yol açmaktadır.

Yasa dışı göçü tamamen ortadan kaldırmak uzun vadede dahi şu an için mümkün gözükmediğinden bu sorunla mücadelede en uygun yöntem, insan güvenliği konusuna daha fazla eğilerek göçü planlı bir seviyede tutarak ülkeler arasında absorbe ve entegre etmek olacaktır.

Küresel ve bölgesel göç yollarının önemli bir kavşak noktasında bulunan Türkiye’de, bir taraftan yasal göç yönetimi ve uygulamalarının AB Müktesebatıyla uyumu sağlanırken, diğer taraftan da yasa dışı göçle mücadelede caydırıcı düzenlemeler yapılmaya çalışılmaktadır. Türkiye’nin göç ve iltica hususundaki düzenlemelerinde insanilik, uluslararası düzenlemelere riayet, bütüncül yaklaşım, profesyonel kurumsal yönetim gibi prensipleri benimsemesi arzu edilen bir sonuçtur. Ancak tüm bu düzenlemeler yapılırken Türkiye’nin, 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne getirilen coğrafi çekincenin kaldırılması ve AB ile Geri Kabul Anlaşması imzalanması sonrası doğabilecek sakıncaları da göz önünde bulundurması ulusal menfaatleri açısından önem taşımaktadır.

Uluslararası göç akımları açısından Türkiye uzun yıllar bir menşei yani göçe kaynaklık eden ülke konumuna sahip olmuş ve bugün hala bu konumunu sürdürmektedir. Bununla birlikte uluslar arası göç açısından, Türkiye artık he göç kabul eden, yani hedef ülke, hem de transit bir ülke konumuna da gelmiş bulunmaktadır.[10]

Türkiye’ye yönelik bu göç baskısının arkasında yatan bazı temel faktörlerin olduğu söylenebilir (İçduyu , 1996; 139-140).Birincisi,komşu ülkelerdeki politik karmaşalık, çarpışmalar vb. faktörler, göçmenlerin daha iyi yaşam koşulları, güvenlik ve baskıdan koruma amaçlarına ulaşma doğrultusunda bulunduğu ülkeden çıkmaya zorlamıştır.İkinci olarak, Türkiye’nin Doğu ile Batı  ve Kuzey ile Güney arasındaki coğrafi konumu ve bulunduğu bölgedeki göç dinamikleri pek çok göçmen için bir transit bölge haline getirmiştir.

AB’ye üye devletler kendi üzerlerinde hissettikleri göç baskısı azaltmak için kuşak ülkeleri üzerinden gelecek kontrolsüz göç hareketlerini asgariye indirmek üzere bu ülkelerin yasadışı göç kontrol sistemleri kurmalarını veya mevcut kontrol sistemlerini geliştirmelerini telkin ve teşvik etmektedir (Çiçekli , 2003).

Transit konuma sahip olan Türkiye gibi kuşak ülkelerin maruz kaldığı yasadışı göç hareketleri ne kadar az olur ise veya kontrolsüz bu yasadışı göç hareketleri ne kadar sıkı bir şekilde bu kuşak ülkelerde kontrol altına alınabilirse, bu durum AB yasadışı göç kontrol sistemleri için de o derece arzu edilen bir sonuç olacaktır.

GÜN TAŞ – İstanbul Arel Üniversitesi

guntas55@hotmail.com

KAYNAKÇA

Dünyada ve Türkiye’de Yasadışı Göç, Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Hudut İltica Dairesi Başkanlığı, 2004.

İçişleri Bakanlığı Strateji Merkezi, (2004), Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Araştırması, Ankara.

Şahin, Zeynep (2003). “Türkiye’ye Yönelik Dış Göçteki Değişim ve Süreklilik”, Stradigma , Nisan, 2003.

İçduygu, Ahmet, Türkiye’de Kaçak Göç, İstanbul Ticaret Odası, Yayın No:2004-65,İstanbul,2004.

Kızıldemir, Güldal, “Kaçakların Geçiş Kapısı Türkiye”, Cumhuriyet, 31 Mayıs 2002 ve “Umuda Son Yolculuk”,  Birgün, 2 Temmuz 2004.

YAZILI MEDYA REFERANSLARI(Gazete ve Dergi)

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=124638 Cumhuriyet , 25.6.2002.

Birgün, 16.07.2004.

“Göç Yolları Kapanıyor”, Cumhuriyet, 25.6.2002.

Resmi Gazete: 6.3.2003/25040

Resmi Gazete: 25.02.2004/25384


[1] Göç ile ilgili olarak yabancı literatürde karşımıza üç farklı kavram ortaya çıkmaktadır. Immigration kalıcı bir şekilde yerleşmek amacıyla yabancı bir ülkeye gelme anlamında; migration hayvanlar da dâhil olmak üzere canlıların bir yerden ayrılarak başka bir yere yerleşme amacıyla eylemde bulunması; emigration bir ülkeden ayrılarak bir başka ülkeye yerleşme niyetini ile mekân değiştirmedir. Kişi gittiği ülkenin kontrolü dâhilinde ise emigration, kontrolü dahilinde değil ise immigration kelimesi ile karşılık bulur (Block,1998:172).

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü, Dışişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığın web sitelerinde bu konuyla alakalı birçok belge ve dergi yazıları, raporlar bulabilirsiniz. Ayriyeten yabancı ve komşu ülkelerin yasadışı göç güzergâhlarını, kaçak göçmen sayılarını ve ülkemizde yakalanılan ve ikamet eden göçmenlerin sayısını da görmeniz mümkündür.

[3] Resmi Gazete: 09.08.2002/24841

[4] Resmi Gazete: 12.10.2004/25611

[5] Resmi Gazete: 6.3.2003/25040

[6] Resmi Gazete: 25.02.2004/25384

[7] Yürütülen çalışmalarda ve elde edilen veriler başlığı altındaki a, b, c,d,e  paragraflarında bulunan sayısal veriler Emniyet müdürlüğü, yasadışı göçle mücadele,2010 raporunda yer almaktadır.Ayrıntılı bilgi için http://www.egm.gov.tr/icerik_detay.aspx?id=125

[8] Bu konuda genel kabulün dışında bir yorum için bak. Walter Block, A Libertarian Case For Free Immigration,

Journal of Libertarian Studies 13/2, Summer 1998, ss.167-186, s.168,172.

[9] John Hospers, “A Libertarian Argument Against Open Borders”, Journal of Libertarian Studies 13:2,

Summer 1998, ss.153-4. (153-165).

[10] Türkiye’nin hem transit hem de hedef ülke konumuna dikkat çeken bir çalışma için bkz. International Organisation For Migration (IOM)  (1996).Türkiye’nin yaşadığı yasadışı göç deneyimi ile ilgili istatistiksel veriler için bkz. Emniyet Genel Müdürlüğü (2001).

 

 

Okan Yuksel (349 Posts)

1988'de Adana'da doğdu. Uludağ Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler, Anadolu Üniversitesi'nde Medya ve İletişim öğrenimi gördü. 2011'de Olay TV'de dış haber editörü olarak gazeteciliğe başladı. 2014'te Al Jazeera Turk'e katıldı. Blog, makale ve haber dallarında 6 ödülü bulunuyor. Politik Akademi'nin genel koordinatörlüğünü üstleniyor.


By


Readers Comments (0)