Makale Analiz » Manşet » Okan Yüksel » Orta Doğu

İslamcılar Demokrasiye İhanet Edecek Mi?

Ocak 22, 2013   ·   1 Comments

Arap Baharı’yla Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da Müslüman Kardeşler’in ve bir anlamda da siyasal İslamın etkisini arttırması geleceğe dair farklı öngörülere neden olmaktadır. Kimileri iktidara gelen İslami siyasal partilerin zamanla radikalleşeceklerini ve baskıcı bir yönetim olacaklarını öne sürseler de Arap Baharı’nın ardından iktidara gelen bu partilerin verdikleri ilk mesajlar genellikle daha ılımlı olmuştur.

Arap Baharı’nın fitilinin ateşlendiği Tunus’ta önceleri yasaklanan ve İslami bir arka planı olan El-Nahda partisi, serbest ve nispeten adil seçimlerin ardından iktidara gelince tüm Dünyaya ülkede şeriat kurallarına göre bir revizyona gidilmeyeceği mesajını vermiştir. Seçimlerden sonra açıklamalarda bulunan En-Nahda’nın lideri Raşid Gannuşi, “Tanrının, peygamberin, kadınların, erkeklerin, dindarların ve dindar olmayanların haklarının korunduğu; özgür, bağımsız, ilerleyen ve refah içinde bir Tunus’a ulaşabilmek için bu devrimi devam ettireceğiz çünkü Tunus herkesin” diyerek amaçlarının bir şeriat devleti kurmak olmadığını vurguladı. [1]

Mısır’da da benzer bir durum söz konusu. Uzun yıllar sonra Mısır’da iktidara gelen Müslüman Kardeşler örgütüne mensup isimlerden de ardı ardına ılımlı mesajlar geldi. 30 yıllık Hüsnü Mübarek rejimin ardından ülkede yapılan ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminden gelip çıkan Muhammed Mursi, ilk olarak ordu ve yargıyı överek, “Mısır’daki seçimleri tüm şerefleri ile korudular” dedi.

Seçim zaferinin resmen ilan edilmesinin ardından ilk açıklamasını Twitter’daki hesabından yapan Mursi, “Mısır’daki seçimleri demokratik bir şekilde koruyan şerefli Mısır yargısı ve askerlere selam olsun. Tüm Mısır halkını kutluyorum” ifadesini kullanarak ülkedeki seküler kesimlere yakın olan ordu ve yargıya mesaj göndermeyi tercih etti.[2]

Libya’da ise durum biraz daha farklı oldu. Arap Baharı’yla birlikte Muammer Kaddafi’nin sonunu getiren isyan hareketi sonrasında 7 Temmuz 2011’de  yapılan ilk demokratik seçimlerden Liberal İttifak galip çıktı. Ana hatları ile ‘liberal’ olarak nitelenen ittifak 200 sandalyeli mecliste, siyasi partilere ayrılan 80 sandalyelik kontenjanın 39’unu kazandı. Bu ülkede Müslüman Kardeşler ise ikinci sırada yer alarak, 17 sandalyenin sahibi oldu.

Bugüne kadar “laik” bir görünüm sergileyen Suriye’de ise Siyasal İslam’ın ne kadar etkili bir konuma geleceği belirsiz. İki yıla yakın süredir çatışmalara sahne olan ülkede Beşar Esad hala iktidarını korurken müzakereler yapılmaya başladı. Bu noktada Beşar Esad, ve arka planındaki Rusya ve Çin, muhaliflerle bir uzlaşmaya varırsa ülkede Müslüman Kardeşler’e ayrıcalıklar tanımak zorunda olabilir. Eğer iktidarını kaybeder ise bu ülkede de muhtemelen İslami gündemi olan bir siyasi parti en önemli iktidar alternatifleri arasında yer alabilir.

Arap Baharı’yla birlikte Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da Siyasal İslam etki ve gücünü arttırırken bölgenin nasıl bir değişim süreci yaşayacağını öngörmek bugün için çok kolay değil. Şüphesiz bu süreçte etkili olacak temel öğeler uzun yılların ardından iktidara gelen İslami partiler ve özellikle de bölge ülkelerinde yaşayan halklar olacaktır. Arap Baharı’nın ardından demokratikleşme umutları yeşeren bölgede halklar eskiye göre çok daha söz sahibi görünmekte ve iktidarları değiştirebileceğinin bilincindedir. Olacak olan mıdır, bilinmez ama olması gereken süreci bölgenin kendi dinamiklerinin devam ettirmesidir.

Bu süreçte tek değişecek olan bölgedeki ülke ya da rejimler olmayacaktır. İktidara gelen Siyasal İslam’ın da değişmesi, evrilme ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Nispeten daha demokratik bir görünüm kazanan bölgede İslami gündemi olan siyasi partiler toplumun dindar olmayan kesimlerinden de destek aramak durumunda kalacakları için söylemlerini ılımanlaştırmak ve daha da merkezileşmek durumunda kalacaklardır. Ancak bu durum ne kadar sürecektir ya da  kalıcı olacak mıdır, bu konuda net bir şey söylemek mümkün görünmemektedir.

Arap Baharıyla iktidara taşınan Siyasal İslam, bu noktada önemli bir de sınav vermektedir. Demokratikleşme süreciyle iktidar olan Müslüman Kardeşler gibi İslami örgütler demokrasiye ihanet edecek mi, bunu göreceğiz. Bu noktada Şerif Mardin, Siyasal İslam’ın çok oynayabilen bir şey olduğu uyarısında bulunuyor. Siyasal İslam’ın iktidara tam sahip olduğu zaman bayağı ağır şartlar yaratan bir rejimi de kurabileceğini vurgulayan Mardin, bunun beğenilmeyecek sonuçlara yol açabileceğini de söylüyor ve ekiyor: “İslam’ın iktidarı tam olarak ele geçirmesi durumunu, liberal bir ortamın devamı ettirilmesi olarak göremiyorum.[3]

 

Okan Yüksel

Politik Akademi Genel Koordinatörü, Uluslararası İlişkiler Uzmanı

Yazarın tüm yazıları için tıklayın. Yazara E-Posta atmak için tıklayın.

 

 


[1] http://bianet.org/bianet/dunya/133697-arap-baharinin-ilk-secimleri-tamamlandi (01.01.2013)

[2] http://www.cnnturk.com/2012/dunya/06/24/misirda.sonuclar.aciklandi/666295.0/index.html (01.01.2013)

[3] Ruşen Çakır, Mahalle Baskısı, Prof. Dr. Şerif Mardin’in Tezlerinden Hareketlerle Türkiye’de İslam, Cumhuriyet, Laiklik ve Demokrasi, İstanbul: Doğan Kitap, 2008, Sayfa 23

Okan Yuksel (349 Posts)

1988'de Adana'da doğdu. Uludağ Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler, Anadolu Üniversitesi'nde Medya ve İletişim öğrenimi gördü. 2011'de Olay TV'de dış haber editörü olarak gazeteciliğe başladı. 2014'te Al Jazeera Turk'e katıldı. Blog, makale ve haber dallarında 6 ödülü bulunuyor. Politik Akademi'nin genel koordinatörlüğünü üstleniyor.


By


Readers Comments (1)

  1. Emre Uğur says:

    Aslında ”siyasal İslam” hareketi,ABD’nin Yeşil Kuşak projesinin devamı niteliğindedir.Siyasal İslam iktidara geçtiği durumlarda,jakoben bir yönetim sergileme ihtimali artar.Bunun nedenleri üzerinde durursak;başa geçen kişininin,sezaropapizm fikrinden hareketle,kendisini düzeni sağlayacak olan Allah’ın yardımcısı görmesidir.