Makale Analiz » Manşet » Okan Yüksel » Orta Doğu » Tuğrul Sarıkaya

Hediye Levent'le Suriye Röportajı: Artık Sona Gelindi

Nisan 1, 2013   ·   3 Comments

Suriye Gerçekleri 1

Suriye’deki iç savaş iki yılı geride bıraktı… Bu süreçte binlerce insan hayatını kaybederken, iki ateş arasında kalan yüz binlerce Suriyeli de ülkelerini terk etmek zorunda kaldı. Oysa hemen herkes, krizin tıpkı Tunus, Libya ya da Mısır’daki gibi hızla aşılacağını sanıyordu. Hatta “Beşar Esad’ın devrilmesi an meselesi, en fazla bir iki haftası var” deniliyor, Suriye için gün sayılıyordu…

Bir iki hafta değil, aradan 2 yıldan fazla zaman geçti… Ancak ne Esad devrildi ne de Suriye’de akan kan durdu. Biz de Politik Akademi ekibi olarak, Suriye’deki süreci en yakından izleyen ismi bulduk ve sorduk: Suriye’de neler yaşanıyor, önümüzdeki günlerde neler yaşanacak?

Beş yıldır Suriye’nin başkenti Şam’da gazetecilik yapan Hediye Levent‘le Bursa’da biraraya geldik ve Suriye geçrkelerini ortaya koyan bir röportaj gerçekleştirdik. Hediye Levent, çarpıcı ve oldukça aydınlatıcı açıklamalarda bulundu…

“Türkiye’yi ABD ve İsrail’le İşbirliği Yapmakla Suçluyorlar”

Hükümetlerarası ilişkilerden önce Türkiye ve Suriye halklarıyla başlayalım istiyoruz. Suriye halkının Türkiye’ye bakış açısı nasıl? Son üç yılda Suriye sokaklarındaki Türkiye algısı nasıl değişti?

Suriye halkını üçe ayırarak bu soruyu cevaplandırabiliriz. Hükümete, devlete yakın kesimlerde bugüne kadar “Türk halkı ile Türk hükümetini ayrı tutuyoruz” üslubu kullanıldı. Türkiye’yle kapıları kapatmamak için yapılan bir politikaydı bu. Olur da hükümet değişir ya da politikaları farklılaşırsa ilişkileri güçlendiririz diye düşünüyorlardı.

Ayrıca, Türkiye’de yapılan ve hükümetin dış politikasının desteklenip desteklenmediğini sorgulayan anketler vardı. Bu anketlerden çıkan “Türk halkının hükümetin dış  politikasını desteklemediği” sonucu Suriye basınında çok geniş yer buldu. Resmi söylem itibariyle “Bu politik bir süreçtir, aslında Türk halkı bunu desteklemiyor” diye bir algı oluşturulmaya çalışıldı.

Suriye’de hükümete ya da devlete yakın duranların “Türk halkı neden bu kadar tepkisiz” diye bir sitemleri de var. Öte yandan hükümete karşı da çok ciddi tepkileri var. Türkiye’yi İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte hareket etmekle suçluyorlar. Yeni Osmanlıcılık hayaliyle suçluyorlar.

Bunun yanı sıra Suriye’deki birçok silahlı ve bombalı eylemde Türkiye’nin resmi birimlerinin parmağı olduğu yönünde de iddiaları var. Örneğin Halep’te kimyasal silah kullanıldıktan sonra, ki hangi tarafın kullandığının bilinmemesine rağmen, olay yerindeki görüntü ve röportajlarda Türkiye hükümetine yönelik beddular, serzenişler yapıldığını gördük.

Toplumun daha mantıklı, makul düşünen, sürece duygusal değerlendirmeyen ikinci kısmı ise “Evet, Suriye’de birşeylerin değişmesi gerekiyordu ve Türkiye ile Suriye’nin arası çok iyiydi. Türkiye ilişkisini daha da sıkılaştırarak Suriye’deki değişimi gerçekleştirebilirdi” görüşündeler.

Türkiye’nin Suriye’nin değişimi noktasında yanlış bir yola girdiğini düşünüyor olmalılar?

Evet, Türkiye çok güçlüydü o zamanlar Suriye’de. Diplomatik yollardan bir takım kurumların anlayışları değiştirilebilirdi, hatta yönetim bile değişebilirdi zaman içinde. Yani doğrudan taraf olmak hem Suriye’ye zarar verdi, savaş uzadıkça uzadı; hem de Türkiye’nin Suriye ve Orta Doğu’daki kredisini düşürdü.

Üçüncü olarak muhalifler kısmında ise bir kesim Türkiye’yi destekliyor: topraklarını açtı bize, kamplarda bizi ağırlıyor diye bakıyor. Müteşekkirler. Ama muhaliflerin bir kısmı da Türkiye’yi verdiği sözleri tutmamakla suçluyor. Örneğin Türkiye’yi Suriye’ye asker sokmamakla, elini ağır tutmakla, yavaş hareket etmekle suçluyorlar.

“Türkiye Suriye’nin İç Dinamiklerini Fazla Dikkate Almadı”

Peki, Türkiye Suriye’de halkın önemli bir bölümünün beklediği gibi süreci demokratik olarak yürütmektense neden bu kadar sert bir taraf oldu? Türkiye’yi bu noktaya iten motivasyon sizce neydi?

Türkiye neden böyle bir işe girişti? Açıkçası görünen şu: Muhtemelen Suriye’nin iç dinamiklerini çok da fazla dikkate almadan hareket edilmiş olabilir. Genel dış manzaraya baktığımız zaman: Evet, çok kötü bir yönetim var, herşey çok kötü. Yani bu halkın ayaklanması için bütün şartlar hazır aslında. İşte böyle birşeyden yola çıkarak, uzun vadede artısı eksisi, ülkenin iç dinamikleri hesaba katılmadan hareket edilmiş olabilir.

Yine o dönemde Libya’da Muammer Kaddafi düştü, Tunus’ta Bin Ali düştü… Mısır’da çok kısa bir sürede ciddi gelişmeler yaşandı. Suriye’de de kısa sürede Beşar Esad gider mantığıyla hareket edilmiş olabilir ama göz ardı edilen Esad’ın ülkedeki Sunniler tarafından da destekleniyor olması. Bugün bu ortaya çıkmış durumda.

Öte yandan Suriye ordusu bölünür mü acaba, sorusu da önemliydi. Ordu bölünür mü, bölünmez mi hesabı biraz yanlış yapılmış olabilir. Çünkü Suriye’de devletin üzerinde kurulu olduğu iki kurum var: Birincisi Savunma Bakanlığı ve ordu, ikincisi Dışişleri Bakanlığı…

Türkiye’nin hesabını mezhep üzerinden yaptığına da dair iddialar var. Bu iddialara göre Türkiye, Suriye’nin nüfusunun %70’i Sünni, yönetim Alevilerden oluşuyor mantığı üzerinden hareket etmiş olabilir. Ancak Suriye’de bütün hantallığıyla, kangrenleşmiş unsurlarıyla da olsa bir devlet var. Yani iktidar olmakla muktedir olmak aynı şey değil, Esad Alevi ancak Suriye’de devlet Alevi, Sünni ve Hristiyanlardan müteşekkil. Belki burada bir ihtimal hesabı tam anlamıyla yapılmamış olabilir.

Muhaliflerin silahlı ve sivil kanatlarının çabalara rağmen organize olamaması da krize taraf olan ülkeleri sıkıntıya sokmaya devam ediyor.

“Beşar Esad’ı Silahlı Muhalefet Güçlendirdi”

Suriye’de yaşanan süreç Beşar Esad’ı, Baas rejimini güçlendirmiş olmadı mı? Bugüne kadar silahsız muhalefet yapan isimler, silahlı muhalefet başladıktan sonra Beşar Esad’a ya da devlete daha yakın durmaya başladılar. Yanılıyor muyum?

Evet, hatta silahlı muhalefet bile, ki İslamcı militanları ayırıyorum bunlardan, hükümetle bir orta yol bulabilir. Şu anda karşılıklı böyle bir çaba var.

Evet, yönetim güçlendi. Yani şu anlamda güçlendi: muhaliflere karşı güçlendi.

Ancak öbür taraftan da şu da bir gerçek: ordu Suriye’nin her yerini kontrol edemiyor.  Yani böyle bir durumları var. Ordu çok yorgun, iki yıldır sahada aktif olarak savaşıyorlar ve ciddi bir ilerleme kaydedemiyorlar. Ki bu ordu dış savaşa yönelik eğitilmiş olmasına karşın içeride bir savaş var.

Ekonomi de çok kötü. Halk devlet bütünlüğü elden gider diye dişini sıkıyor ama içerde çok ciddi bir yolsuzluk var. Devlet birimlerindeki adamların göz yummasıyla, ortak olmasıyla çok ciddi bir rüşvet çarkı dönüyor.

Beşar Esad’ın muhalifler için ne ifade ettiğini biliyoruz? Peki, içeridekiler için Esad neyi sembolize ediyor?

Nasıl dış muhalefet için Beşar Esad, sembol isim, kırmızı çizgi ise içeride yönetimin yanında duran, devletin yanında duran insanlar için de Esad kırmızı çizgi. Eğer Esad giderse, suikasta uğrar ya da istifa ederse bu kitle “Biz kaybettik” diyecek. Bu nedenle bu aşamada, şu üç beş aylık süreçte Esad’ın gitme kararı kendisini aşan bir şey.

“Suriye’de Son Savaş’ın Hazırlıkları Yapılıyor”

Süreci en yakından takip eden isimlerden birisi olarak öngörünüz ne? Beşar Esad için bir hafta ömrü var dediler, aradan iki yıl geçti… Peki, Beşar Esad iktidarını ne kadar daha koruyabilir? Sizce Suriye’de yakın gelecekte neler yaşanacak?

Açıkçası Suriye’de son iki, iki buçuk aydır bir “son savaş” hazırlığı var. Yani taraflar artık son kozlarını paylaşmaya hazırlanıyorlar, çünkü iki taraf da yorulmuş durumda. Ayrıca sahada üçüncü bir grubun varlığı, El Kaide’nin varlığı her iki tarafı da çok rahatsız ediyor.

Muhalifler en azından masaya eşit şartlarda oturmak istiyor. Bunun için de son koz paylaşımı olacak. Son bir savaş olacak, muhtemelen çok şiddetli, çok kanlı da olacak, öyle görünüyor.

Bu “son savaş”ın ne zaman başlayacağını öngörüyorsunuz?

Belki birkaç hafta, belki birkaç ay ama çok uzun sürmeyecek gibi görünüyor. Her iki taraf da son kozlarını paylaşacak.

Tabii biz bunu Suriye için söylüyoruz. Tabii bunun bir Amerika Birleşik Devletleri safı var, Rusya safı var. İsrail var, Suudi Arabistan var…

Kaybeden Suriye Halkı, Peki Kazanan Kim?

Suriye’de halk kaybederken kazanan kim olacak? Örneğin Rusya mı ya da Amerika Birleşik Devletleri mi bu süreçten kazançlı çıkacak?

Bu aslında ayrıca bir röportaj konusu ama kısaca şunu söyleyelim. Suriye’de yaşanan süreç “Dünya tek kutuplu mu olsun, yoksa çift kutuplu mu olsun?” kavgasının bir uzantısı gibi. Ve Suriye de bu çatışmanın, bilek güreşinin yapıldığı sahne gibi görünüyor dışarıdan bakınca. Çünkü dünyada enerji sevkiyatının güvenliği meselesi var, hava savunma sistemlerinin yerleştirilmesi meselesi var.

Yani Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya ya da Çin arasında, daha doğrusu süper güçler arasında, beni tanı, seni tanımıyorum gibi bir çekişme de söz konusu.

Esad gider mi, kalır mı?

Esad giderse ne olur, kalırsa ne olur? Ya da muhalifler kazanırsa, muhalifler arasından kim kazanırsa ona göre bir şekil alacak Suriye?

Muhalifler arasında da bir çekişme söz konusu, Esad giderse Suriye muhaliflerin kendi aralarında çıkacak bir savaşa da sahne olacak gibi görünüyor?

Özgür Suriye Ordusu açıkça söylüyor zaten, gelecekte savaşımız İslamcılarla olacak diye. Ama onlar çok da İslamcılara karşı bir savaş kazanabilecek durumda değiller.

El Kaideciler kazanırsa Suriye diye bir yer kalmayacaktır muhtemelen. Süreç muhtemelen Lübnan’a sıçrayacak, İsrail’e sıçrayacak ve bir bölgesel savaşın başlaması çok da küçük bir ihtimal değil.

Suriye’ye yönelik bir dış müdahale öngörüyor musunuz?

Dış müdahale seçeneği uzak görünüyor ancak hatırlarsınız, Amerika Birleşik Devletleri Irak’a kimyasal silah bahanesiyle girmişti. Afganistan’a girerkenki bahanesi de El-Kaide idi. Suriye’deki tabloya bakınca kimyasal silah elde etmiş ya da elde edebilecek durumdaki İslamcılar var. Yani iki faktör de bir arada. Bu uluslararası bir müdahale için bir bahane olarak kullanılır mı?

“Medya, Temennilerini Öngörü Gibi Yayınladı”

Beş yıldır Suriye’de olan ve yaşanan süreci çok yakından takip etmiş bir gazeteci olarak Türkiye’deki medya kuruluşlarının Suriye’de yaşananları ne kadar objektif yansıttığını düşünüyorsunuz?

Aslında söyleyeceklerim Türk medyası için değil, dünya medyası için de geçerli: Suriye sınavı korkunç bir sınav oldu. Gerçekten de hem dünya medyası hem de Türk medyası çok kötü bir sınav verdi Suriye konusunda.

Aslında manipülasyon, dezenformasyon için her iki tarafın da medyayı kullanmak istemesi normal, bilinen ve şaşırılmayacak bir şey… Bu böylesine açıkken medyanın bilgiyi, haberleştirirken gereken süzgeçlerden geçirmemesi ya da şüpheyle yaklaşmaması çok sıkıntılı durumlar da ortaya çıkarttı. Fabrikasyon görüntüler, yalan haberler… Bunlar artık çığrından çıkmış durumda. Ayrıca dünya medyasında, Türk medyasında Arapça bilen insan olmadığı için birçok görüntüyü, açıklamayı görmedik.

Özellikle Türk medyasındaki sorun bence şuydu; temenniler öngörü gibi aktarıldı. Örneğin bir asker Türk tarafına geçtiği zaman, ordu yıkıldı ya da bölündü denildi. Hayır, Suriye’ye baktığınız zaman zaten böyle bir şey olmadığını görüyorsunuz.

Bu noktada garip bir durum da Türkiye’deki ajansların Suriye haberlerinde her gün birkaç generalin taraf değiştirdiğini iddia etmesi. Eğer bu haberler doğru olsa idi geride kalan 2 yılda Suriye ordusunda asker kalmazdı sanıyorum?

Tabii, bir de şuna bakmak lazım. Ordudan ayrılan askerler, tanklarıyla toplarıyla ya da emirlerindeki askerlerle taraf değiştirmedi. Bunların hepsi münferit olaylardı diyebiliriz. Ayrıca ordunun moralini bozacak, popülaritesi yüksek isimler arasından da taraf değiştiren olmadı.

Öte yandan örneğin Suriye Savunma Bakanı öldürüldüğü zaman Türkiye’de ve dünya basınında Suriye ordusu bitti, moraller yerle bir oldu görüşü ortaya atıldı. Ama böyle değildi. Bomba patladığında da, sonraki saatlerde de Şam civarında, Halep çevresinde operasyonlar devam etti. Hiç aralık bile verilmedi.

“Gerçek Tablo Canımızı Çok Fena Sıkabilir”

Türk medyasının temennilerini haber diye sunması ile oluşan sanal tablo gerçeklikle karşı karşıya kalınca ne olacak?

Her ne kadar hoşlanmasak da bazı şeylerden, temennileri öngörü gibi görme eğilimi bir süre sonra gerçek tabloyla karşılaştığımızda canımızı çok fazla sıkabilir.

 

Okan Yüksel

Politik Akademi Genel Koordinatörü, Uluslararası İlişkiler Uzmanı

Yazarın tüm yazıları için tıklayın. Yazara E-Posta atmak için tıklayın.

 

Tuğrul Sarıkaya

Politik Akademi Koordinatörü, Kamu Yönetim Uzmanı

Yazarın tüm yazıları için tıklayın. Yazara E-Posta atmak için tıklayın.

Okan Yuksel (349 Posts)

1988'de Adana'da doğdu. Uludağ Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler, Anadolu Üniversitesi'nde Medya ve İletişim öğrenimi gördü. 2011'de Olay TV'de dış haber editörü olarak gazeteciliğe başladı. 2014'te Al Jazeera Turk'e katıldı. Blog, makale ve haber dallarında 6 ödülü bulunuyor. Politik Akademi'nin genel koordinatörlüğünü üstleniyor.


By


Readers Comments (3)