Gün Taş » Makale Analiz » Manşet » Orta Doğu

Ortadoğu’nun Temelini Oluşturan Argüman

Nisan 23, 2013   ·   2 Comments

Orta Doğu Zafer

Ortadoğu’nun Temelini Oluşturan Argüman

“Yaşam Üçgeni: Din – Siyaset – İdeoloji”

Ortadoğu; coğrafyasıyla, sınırlarıyla, fikirleriyle ve akımlarıyla, kaynakları ve kültürüyle, dini yapısıyla, siyasetiyle, ideolojileriyle dünya üzerindeki diğer bölgelerden farklı bir konuma sahiptir. Bu farklı konumlarından dolayı da özellikle Batı devletleri tarafından daima bölgede hâkimiyet savaşları ve “kendinden olan” birilerinin iktidara yerleştirilmesi, işgallerin gerçekleşmesi vb. olayların yaşanmasına sebebiyet vermiştir.  Ortadoğu’nun kendi kaynaklarının, kendi halkı tarafından günümüze kadar ki süreçte hiçbir zaman meşruluğu üzerine alamamış, hatta Ortadoğu’da yer alan milletler devletleşme sürecini kendi rızalarıyla gerçekleştirememiştir (Tabi ki burada İsrail’i daha farklı bir konuma oturtmak mümkündür).

Ortadoğu’nun sınırlarının günümüzde dahi hala değişkenlik arz edebilecek durumda olması, Ortadoğu’nun sınırlarının ‘yapay’ bir sınır olduğu ortaya çıkmaktadır. Bölge yapay sınır olarak yani kendi dışındaki güçler tarafından masa başında cetvelle, kalemle sınırları çizilen Ortadoğu, Batı devletlerinin ( sınırları çizen ülkeler, sömürgeci devletler) daima hâkimiyet alanı dâhilinde olmuştur.

Dünyanın beyni Batı ise, Dünyanın kalbi de Ortadoğu’dur. Çünkü dünyanın yaşamasına yani, Batı ve Doğu diye nitelendirdiğimiz dünya coğrafi alanlarının yaşam ihtiyacının büyük bölümünü Ortadoğu sağlamaktadır. Bu yüzden geçmişten günümüze kadar ayakta kalmak bağlamında Ortadoğu’ya kalp masajları uygulanır hale gelmiştir. Uluslararası güç dengelerinin değişimine yol açabilecek kaynak ve enerjiye sahip olan bu bölge, aynı zamanda ülkelerin güç dengesi stratejilerinin uygulanır alanı haline dönüşmüştür. Burada sorulması gereken en önemli soru şudur:  Dünya için Ortadoğu bu kadar önem arz eden bir bölge durumundaysa, peki Ortadoğu kendi içinde veya kendisi için ne kadar önem arz etmekte? Ortadoğu kendine has bir yapısı bulunmakta ve dünya sisteminin içindeki hareketleri ve mevcut durumları bu has özellikleri çerçevesinde gerçekleştirmektedir. Ortadoğu ülkelerinin din olarak (azınlık olarak farklı din unsurları olsa da ) İslam dininin olması ve genelde Arap etnik temelinde toplumların çoğunluğu elinde bulundurması; Ortadoğu siyasetinde, sosyo-kültürel yapısında, uluslaşma ve devletleşme sürecindeki ideolojileri, fikirleri, ekonomileri, kaynakları ve yaşam anlayışları daima etkileşim içinde olması kendine has bir yapıyı ortaya çıkarmıştır.

Ortadoğu’nun can damarını oluşturan bu kendine has yapının temelini üç unsur oluşturmaktadır. Din, Siyaset ve İdeoloji. Ortadoğu ülkelerinin bu üç argüman üzerinden hareket ettikleri görülmektedir. Aynı zamanda Ortadoğu devletlerinin yanı sıra Ortadoğu halklarının da bu üç prensip çerçevesinde düşünce sistemlerini oluşturduğu görülmektedir.

Ortadoğu ülkeleri ve halkları faaliyet alanlarında, dünya sistemine ve kendi içyapılarına bakışlarında, uluslararası sistem içindeki manevralarına, politikalarında, adalet ve hukuk, temsiliyet, insani haklar, gelenekler( dini, örfi) vs. çoğaltabileceğimiz unsurların din-siyaset-ideoloji üçgeninde veya bu üç unsurun süzgecinden geçerek hayat bulmaktadır. Ortadoğu’da bu üç yapı birbirine kenetlenmiş ve birbirinden kopmayacak ve biri diğerinin tamamlayıcı olacak şekilde vücut bulmuş durumdadır. Üç unsurdan birinin bağımsızlaşması, Ortadoğu’daki dengelerin yıkılması veya değişmesi anlamına gelebilmektedir. Bu yüzden Ortadoğu’nun değişkenlik içerisindeki “yeni” sınırlarını, dini yapılarını, siyasi, ideoloji yapılarını ve din-siyaset-ideoloji (Ortadoğu’nun yaşam üçgeni) çerçevelerini analiz etmeye çalışacağız.

 

ORTADOĞU’NUN YENİ KONUMU VE YENİ SINIRLARI

Ortadoğu’nun dünya için önem arz etmeye başladığı zamandan bu zamana kadar ne sınırları ne de Ortadoğu’nun tam olarak neresi olduğu belirsizlik içinde süregelmiştir. Tarih, coğrafya, siyasi ve bölge alanında araştırmalar yapan birçok bilim adamları tarafından dahi Ortadoğu’nun coğrafi, jeopolitik konumu üzerinde fikir birliği olmamış ve değişik bakış açılarıyla, farklı tezlerle Ortadoğu’yu tasvir etmişlerdir.

Ortadoğu’nun önemsiz kabul edilmeyecek bir bölge olarak algılanmasının nedeninin altında, doğuyla-batı, kuzeyle-güneyin kesiştiği coğrafi kavşak niteliğinde olmasıdır. Bu sebepledir ki, dünya’da güçlü ve söz sahibi olmak isteyen ülkelerin birincil hedefi durumunda olmuştur. “Yeryüzünün en önemli kara ve su yollarına kumanda etmesinin kendisine kazandırdığı eşsiz jeopolitik değer, Ortadoğu’yu tarihin ilk dönemlerinden bu yana dünya egemenliği peşinde koşan güçlerin – her kim olursa olsun – birincil hedefi haline getirmiştir. Ortadoğu’da etkili bir varlık kuramayan hiçbir güç dünya egemenliği üzerinde iddia ileri süremez. Ortadoğu tarihin her döneminde, dönemin süper devletlerinin çekiştikleri bir arena olmuştur. Daha İsa’dan önceki tarih kesitinde bile dünya’nın kaydettiği ilk ciddi uluslararası çatışmalarda geçit rolünü bu bölge üstlenmiştir[1].

Ortadoğu kavramı daha doğrusu adlandırılışı ise, ulus-devlet yapılarının netleştiği 20. Yüzyılın başlarında İngilizler tarafından kullanılmıştır. İngiliz merkezli bir dünya coğrafyasının bölgeye düşen jeopolitik kavramın adıdır. Yani, dünya tarihinde dönemin süper gücü kim ise dünya coğrafyası o süper gücün bölgesi merkez teşkil edecek şekilde dizayn edilir ve algılanması sağlanır. 20. Yüzyılın başlarında dünyada süper güç olarak İngiltere, kendisini merkez kabul ederek dünya coğrafyasında kendisine göre konumu nedeniyle bu bölgeye “ Ortadoğu” adıyla anılması durumu yaratmıştır. Aynı şekilde, “ Yakındoğu, Uzakdoğu, vs.” bölgeleri de bu zihniyetin ürünüdür.

Ortadoğu neresidir? sorusu her Ortadoğu araştırmacısının, analizcisinin Ortadoğu’yu anlatmaya başlamadan önce açıklamaya ihtiyacı olduğu bir sorudur. Bunun nedeni, Ortadoğu’daki sınırların ve dinamiklerin çok hızlı ve olduğundan çok fazla şekilde değişkenlik göstermesidir. Ortadoğu’nun en bilindik ve genel coğrafi tasviri ise şöyledir: Türkiye ile İran arasındaki bölge, Arap yarımadası, Bereketli Hilal diye nitelendirilen bölge ile Afrika kıyısındaki Mısır arasında kalan jeopolitik alanı Ortadoğu olarak nitelendirilmektedir.

Başka bir tasvirde ise; “ Ortadoğu olarak ele alınan bölgeyi, Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan, Irak ile Arap Yarımadasında yer alan devletlerin yanı sıra Türkiye ve İsrail olarak tanımlamaktadır[2] . Çandar’ın daha spesifik tasviri ise, “ Hindistan’ın ortalarından, Kuzeyde Azerbaycan yaylalarından ya da Kafkasya dağlarından başlayıp siyah Afrika sınırlarına; hatta içine kadar varan ve batıya doğru bir çizgi çekildiği zaman, Atlas Okyanusunun kıyılarına kadar, Kuzey Afrika’yı içine alarak dayanan bölge Ortadoğu olarak ifade edilebilir[3]. Bir başka kısa Ortadoğu tasviri ise,  “ … Belirsizliklere rağmen Ortadoğu denilince; kuzeyde Türkiye, batıda Mısır, doğuda İran ve güneyde Yemen ülkelerinin çevrelediği bir bölge akla gelmektedir[4]. Ama günümüzde dünya kamuoyunun ve siyasi düşünce yapılarının Ortadoğu tasvirine bazı ülkeleri de dâhil etmişlerdir. Bu ülkeler; İran, Afganistan, Libya, Filistin ve Tunus’ dur.

Bu tasvirler sonucunda ve Ortadoğu’yu oluşturan “yeni” jeopolitik, coğrafi konumunu şu şekilde izah edebiliriz: Ortadoğu’yu oluşturan yeni jeopolitik konumu ve dâhil olan ülkeler, Türk- İran Havzası (Türkiye, İran, Afganistan), Arap Yarımadası ( Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Umman, Katar, Yemen), Bereketli Hilal ( Irak, İsrail, Filistin, Ürdün, Lübnan, Suriye) ve Afrika kıtasının kuzeyinde ( Mısır, Tunus, Libya) çerçevesinden ibarettir.

Harita Orta Doğu

Kaynak: http://ortadoguhavadis.files.wordpress.com/2011/09/menav2-selected-by-mena-group.jpg(07.02.2013)

Sonuç itibariyle geçmişten günümüze ve gelecekte dahi dünyanın jeopolitik ve jeostratejik konumunu koruyacak olan Ortadoğu, yeni dünya sisteminde veya oluşturulacak yeni sistemde önemini daha da fazla arttıracaktır.

ORTADOĞU’NUN DİNİ YAPISI “İDEOLOJİLEŞEN VE SİYASALLAŞAN DİN”

Ortadoğu’nun uluslararası konjonktürde ve dünya sisteminde önemini sadece jeopolitik veya coğrafi konumuna / kaynaklarına borçlu değildir. Dünya sisteminde önem arz eden bir konumda olmasının diğer nedeni de “ dinlerin coğrafyası” niteliğinde olmasıdır. Üç büyük dinin doğuşuna, yayılışına ve bölgeyi aynı zamanda dolaylı da olsa dünyayı şekillendirmesine hizmet etmiş bir bölgedir. Bu açıdan dünya coğrafyası üzerinde ilahi mistik bir bölge olarak nitelendirilmektedir.

Dünya sisteminde söz sahibi olmak isteyen güçler Ortadoğu’nun jeopolitik konumu ve kaynakları sebebiyle bölgede daima bir baskı unsuru olmuş, hegemonik ve sömürgeci bir yapıyı üstlenmiş olduklarını söylemiştik, yalnız bunun yanı sıra bu güçler bölgede hâkimiyet kurmak için meşru zemini oluşturacak olan dini de kullanmaktan veya suiistimal etmekten de kaçınmamışlardır. “Politikanın coğrafyası olarak da adlandırılan jeo-politikanın Uluslararası İlişkiler disiplininin bünyesinde barındığı varsayımından hareketle, disiplinler-arasıcılığın birincil unsurlarını bölgelerin temel karakteristik özelliklerinin oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda Ortadoğu’ya dair yapılan bölgesel bir analizin din-dışı verilerle değerlendirilmesi anlamsız olabildiği gibi, metodolojik hataları da içermektedir. Ortadoğu’nun sosyal-psikolojik dinamikleri açısından dinin iç ve dış politikadaki etkisi yadsınamaz konumdadır[5].

Ortadoğu’daki dinlere ana hatlarını oluşturacak şekilde bakacak olursak;

İSLAMİYET

Üç büyük semavi dinin en sonuncusu olan İslamiyet, getirdiği prensipler ve inanç sistemiyle birlikte Ortadoğu’nun geçmişten günümüze kadar siyaset, sosyal ve kültürel hayat, ideoloji, ekonomi, hukuk, eğitim, bilim, sanat vs. unsurların üzerinde yansınamaz bir etkisi söz konusu olmuştur. Yani bir anlamda bölgeyi şekillendiren, dünya ve yaşam bakış açılarını oluşturan bir temel niteliğindedir. “ Her iki gücü alaşağı ederek yepyeni bir tarih çığırı açmış olan İslamiyet’in de kaynağı bu bölgedir. İslamiyet, burada doğmuş, Sasanileri yıkarak Asya içlerine saplanmışlardır. İslam orduları, buradan yola çıkarak Kuzey Afrika’yı boydan boya katetmişler, İspanyaya geçerek ve Fransa’ya girerek Avrupa içlerine saplanmışlardır. …aşağı sarkarak siyah Afrika’ya İslamiyet’i taşımıştır. Ortadoğu’dan fışkıran İslamiyet Hıristiyan Batı dünyasıyla ilk hesaplaşmasını da bu bölge üzerinde yapmıştır[6].

İslamiyet geçmişten günümüze kadar bölge halkı üzerinde de hâkimiyetini, etkisini sürdürmeye devam etmektedir. Ama İslamiyet’in homojen bir yapı arz etmemektedir. Çünkü İslamiyet kendi içinde çeşitli mezheplere bölünerek, düşünce sistemlerinde farklılıklara neden olmuştur. Bu farklılıkları oluşturan en önemli iki mezhep olan Sünniler ve Şiiler arasındaki itilafları hala günümüzde dahi devam etmektedir.

Günümüz şartlarına bakacak olursak, çatışmaların bölgede tam bir istikrarın sağlamayışının temelinde bu mezhep çatışmalarının yattığı veya önemli nedenlerden birini teşkil ettiği gözlenmektedir. Bu çatışmalar toplumsal tabakada yaşanmasının yanında devlet seviyesinde de yaşanmaktadır. Örneğin;  Irak halkının büyük çoğunluğu Şii mezhebinden olması, devleti yönetme veya kademelerde yer alma meşruluğunu doğurduğu söylenir, lakin Irak devlet yönetiminde bulunan kişilerin uzun süreden beri Şiilere göre azınlık olan Sünni mezhebe dâhil kişilerdir. Çatışma kendi içinde dinsellikten çıkıp, ideolojileşme yönünde eğilim söz konusudur. Bu da hareketlenmelerin kitlesel hale gelebilecek süreci tetiklemektedir.

HIRİSTİYANLIK

Hıristiyanlık veya Hıristiyan dinine mensup kesim, dünya’da 2.1 milyar nüfusa ve dünya nüfusunun % 30.99 oluşturmaktadır. Ortadoğu ülkelerinin toplam nüfusunun ise % 4 ‘ünü teşkil etmektedir. Dünyada İslamiyet inancına inanan kesimden daha fazla bir kesime sahip olan Hıristiyanlık doğduğu ve dünyaya yayıldığı yer, dinlerin ana vatanı sayılan Ortadoğu’dur. Batı medeniyetinin temellerinden birini oluşturan Hıristiyanlık doğuş itibariyle Ortadoğu olması, inanç ekseninde bu bölgenin önemini fazlasıyla arttırmaktadır ve tarih boyunca bölgeye veya kutsal yerlere sahip olmak, dinin bir gereği olarak algılanmış, bu yüzden kanlı savaşların sahnesi haline gelmiştir (Kabile savaşları, Haçlı seferleri, Kudüs Savaşları, vs.).

Ortadoğu’da İslamiyet gibi Hıristiyanlıkta kendi içinde mezheplere ayrılmışlardır. Ortadoğu’daki Hıristiyan mezhepler dünyanın diğer bölgelerinden daha fazla olduğu gözlenmektedir. Hıristiyan mezhepleri şu şekilde sıralayabiliriz: Katolik, Protestanlık, Ortodoks, Menofizit kiliseler, Ermeni Kilisesi, Anklikan Kilisesi, Maroniler, Cizvitler, Uniteryenler, Ebonitler, Kuveykırler[7]. Ortadoğu’da dinsel olarak bir azınlık teşkil eden Hıristiyanların bu kadar mezhep ayrımının olması yaşanılan dünya görüşünün, tarihsel kökeninin ve etnik, kültür farklılıklarının yattığını söylemek mümkündür. “Mezhepler ve görüş ayrılıkları için sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Teolojik geleneklere ayrılık ve çatışma anlayışının yerleşmesinde her ne kadar bazı tutucu ve fundamentalist anlayışlar katkıda bulunmuş olsa da bunun arka planında yatan asıl faktör dinsel olmaktan ziyade sosyal ve siyasal çıkarlar ve beklentiler olarak görülmektedir. Bazı dinsel referanslar ve argümanlar ise bu asıl nedeni motive edici araçlar olarak kullanılmaktadır[8].

Ortadoğu’da Hıristiyanlar genellikle aydın kesimi oluşturur ve bilim, sanat, eğitim, kurumsal (devletin içindeki bazı görevler) görevler, yerel yönetim kademeleri vs. mesleki unsurların kısmen başını çekmektedir. Yalnız, siyasetin içinde veya devlet yönetimin üst kademelerinde pek fazla yer alamamaktadırlar. Ama siyasete yön veren unsurlar içerisinde daimi olarak yer almaktadırlar.

Hıristiyanlar ideoloji, misyonerlik ve örgütlenme konusunda en ileri seviyesini Ortadoğu bölgesinde gerçekleştirmiştir. Özellikle geçmiş zamanda misyonerlik ve örgütlenme faaliyetlerini Batı dünyasıyla bir köprü vazifesi görecek şekilde bölgeye enjekte etmiş; günümüzde ise, misyonerliğin ve örgütlenmenin yanı sıra ideoloji yaratma veya temellendirme sürecini oluşturan bir yapı sergilemektedir. Günümüzde yaşanan iç karışıklıklar (Arap Baharı, iç çatışmalar ve terör faaliyetleri, çeşitli baskılar, vs.) nedeniyle kitlesel halde başta Avrupa olmak üzere batıya göç etmeye başlamışlardır.

YAHUDİLİK

Yahudilik, Ortadoğu’nun en eski ve ilk semavi din olarak çıkan bir dindir. Yahudilik dünya tarihinde geçmişten yakın bir yüzyıla kadar sürgün, esaret ve eziyet edilen, katliamlara uğrayan, ideolojisinde yurt edinme düşüncesi olduğu için devamlı göç eden bir kavim niteliğindeydi. Yahudiler için Kudüs[9] en önemli hatta inancının mukaddes olduğu ve varlığının sebebiyet arz ettiği yerdir. Bu yüzden günümüzde bölgede kısmen homojen sayabileceğimiz bir devlete sahiptir. Bu devlet İsrail’dir ve kutsal saydığı toprakları ele geçirmek daha doğrusu dinen kutsal sayılan ve vaat edilen topraklar diye nitelendirilen bölgeleri hâkimiyet kurma ideoloji bulunmakta bu da bölgede Müslüman – Yahudi çatışmalarını ortaya çıkarmaktadır. Aslında bu şekilde, Ortadoğu’da dini bir bakış açısının bir ideale veya ideolojiye dönüşmesini gözlemliyoruz. Bu durum günümüzde bölgedeki Arap – Müslüman- Hıristiyan toplumlarında ve İslami inanca sahip devletlerde/halklarda da görülmeye başlanmıştır (Mezhepçilik, Şiilik, Sünnilik, vs.)

Yahudilik inancı ve Yahudilik düşünce sistemi Ortadoğu’nun siyasi, ekonomik, askeri, güç dengeleri bağlamında şekillendirdiği bir gerçektir. Özellikle devletleşmiş hali olan İsrail devleti, Ortadoğu’nun bir güç unsuru, bölgede hâkimiyet argümanı, hatta bazılarına göre de Batı’nın bölgedeki temsilcisi olarak nitelendirilmektedir. Ama gerçek olan şey ise, Ortadoğu’nun istikrarsız ve çatışmacı ortamının nedenlerinden biri de Yahudiler veya İsrail devletinin Arap ve İslam toplumlarına karşı olumsuz yaklaşımıdır. Aynı şekilde, Arap ve İslam topluluklarında/ devletlerinde İsrail’e veya Yahudilere karşı çatışmacı tutumudur. Bu yüzden yakın geçmiş tarihte bölgede birçok savaş ve katliamlar söz konusu olmuştur (İsrail-Arap savaşları, Filistin sorunu ve katliamları, İsrail- Mısır savaşı, vs.).

 İster Yahudi olsun ister olmasın tüm Siyonizm karşıtlarının vurguladığı ortak düşünce, Yahudi milliyetçiliğini referans alan Siyonizm’in, Ortadoğu’daki istikrarsızlıklarda çok büyük bir etkiye sahip olduğu yönündedir. İsrail devletinin sergilediği ofansif tavırların da bunlara çanak tutması dünyadaki Yahudi imajını olumsuz etkilemektedir. Şaşırtıcı olan, yüzyıllardır Anti Semitizm’den muzdarip olduklarını söyleyen Yahudilerin Siyonizm ile beraber, paradoksal olarak, daha önce şikâyet ettikleri davranışları bizzat Filistinli Araplara uygulamalarıdır. Baskı ve tedhiş altında bulunan, gettolara hapsedilen Araplara yönelik Yahudi tutumu, Yahudi psikolojisini yansıtması açısından ilginç fakat ilginç olduğu kadar da endişe verici bir durumdur[10].

Öncelikle Yahudi mezheplerini üç ana-grupta incelemek mümkündür:
Makkabiler devrinde (M.Ö. II. yüzyıl) mevcut olan Hıristiyanlık öncesi mezhepler,
İslâm’dan sonraki Yahudi Mezhepleri, günümüz Yahudi mezhepleri. Hıristiyanlık öncesi dönemde başlıca üç mezhep vardır: Ferisiler, Sadukiler, Esseniler. İslâm’dan sonraki Yahudi mezhepleri de üçtür:  İshakiyye, Yudganiyye, Karaim. Halen yaşamakta olan Yahudi mezhepleri şunlardır:  Muhafazakâr Yahudiler, Ortodoks Yahudiler, Reformist Yahudiler, Yeniden Yapılanmacılar [11]. Bu mezhepler kendi aralarında etkileşim ve dayanışma diğer dinlerin mezheplerindeki dayanışmadan daha etkin ve fazladır. Bu diasporanın dünya genelindeki etkisiyle paralellik gösterir. “Küçük bir ülke olmasına rağmen İsrail; gerek uluslar arası bağlantıları, gerekse dünyadaki güçlü Yahudi lobisi sayesinde bölgedeki en etkin güçlerin başında gelmektedir. Günümüz Ortadoğu’sunun anlamada ve gerekli sonuçları çıkarmada İsrail göz önünde bulundurulması gereken ülkelerin başında gelmektedir[12].

 

 ORTADOĞU’NUN SİYASİ YAPISI “YENİ ORTADOĞU YENİ SİYASET”

Ortadoğu’nun son zamanlardaki en büyük sancısı demokratikleşme sürecidir. Bu süreç öyle bir şeydir ki; “ …geçmişin siyasal tecrübelerini yıkmakla kalmamış, kimi analistlerin özelde İslam dünyasının ve Arap ülkelerinin anayasal hukuk ve demokrasiyle bir arada olamayacağı savını yerle bir etmiştir[13]. Artık Ortadoğu’da diktatöryal sistemi düşüncesiyle yönetmek veya benzeri şekilde ülkeyi idare etmek söz konusu olmayacağı kesindir. Bunun en büyük göstergesi “ Arap Baharı”dır.

Ortadoğu’nun siyasal durumuna ve yeni siyasi düşünce yapısını sekiz temel unsur çerçevesinde değerlendirmek, analiz etmek gerekir. Bunlar: I. Siyasi partiler/seçim sistemleri/anayasal süreç ve toplumsal katılım, II. Uluslararası sistemde Ortadoğu siyasetinin kapladığı alan veya manevra yapabileceği alan, III. Uluslararası sisteme yön veren güçlerin Ortadoğu üzerindeki politikaları, IV. İnsan hakları ve müdahale meşruluğu, V. Demokratikleşme ve halk iradesi, VI. Silahlanma/silahsızlanma, nükleer silahlanma ve enerji kaynakları, VII. Yeni güvenlik anlayışı, VIII. Sivil toplum ve sivil örgütlenmeler/hareketler. Bu sekiz temel unsurun detaylarına girmek yerine Ortadoğu siyasal sisteminde pratikte nasıl işlediğine bakmak daha yararlı olacaktır.

Ortadoğu’nun siyasal çerçevesini, uzun geçmişe ve dinle bezenmiş siyasal kültürünü radikal bir düşünceyle değiştirmeye başlaması, daima hâkimiyet alanında yer alan ve baskılarına maruz kalınan Batı güçlerinden kurtulmanın veya kurtulma düşüncesiyle kendi kaderlerini yazmak istemelerinin işaretini taşımaktadır. Ortadoğu bu süreçte diktatörya düşüncesini değil, aynı zamanda devletin karakteristik özelliğini temsil eden rejimleri de bir anlamda değişikliğe uğramıştır.

Süreç, diktatörlük veya askeri-siyasi parti yönetimlerinin yerini dini(İslami) siyasi partiler yer almaya başladığı ve demokrasi şemsiyesi altında halkın iradesinin yansıtılmaya çalışıldığı bunu da “ silahsız devrim” veya “ nitelikli halk hareketi”[14] şeklinde vuku bulduğu bir döneme girilmiş durumdadır. Önemli olan bu süreçte oluşan yeni İslami partiler veya nitelikli halk organizasyonları/hareketleri, Ortadoğu’da yeni düzende/yeni siyasal yapıda nasıl yer alacağı veya nasıl entegre olacağı, geçmiş siyasal düzlemden hangi açılardan farklılık göstereceği ve etkileri neler olacağı, yeni yapılanma ve oluşum sürecinde hangi argümanlar, unsurlar ortaya çıkacağı sorularının analiz edilmesi ve cevaplanması gerekir. Bu soruları bütün çıplaklığıyla cevabını görmek için Ortadoğu’daki yeni süreci izlememiz gerekmektedir.

Ortadoğu’daki yeni düzende bazı devletler ulus-devlet ve demokratik yapılanma içine girebilirken, bazı devletler ise kendi içinde bir bölünme/iç savaş riski doğabilir. Yani Ortadoğu’nun yeni düzen siyasal sisteminde her devlet aynı refleksi vermeyebilir. Bazı devletler mevcut iktidarını ve sistemini korumak için olağanüstü tedbirler alabilir ve eskiye nazaran daha da sert siyasal yapılar içinde yer alabilirken(Suriye), bazı devletler ise değişen siyasal sistem içinde entegre sorunu yaşayabilir veya farklı kültür, düşünce yapıları, farklı siyasi anlayışların özgürce ifşa etme alanı olması bölünmeye götürebilir(Irak).

Aynı zamanda bazı devletlere de ilerleme gelişme, uluslar arası sistemde kalıcı ve rol oynayıcı/alıcı bir sürece dâhil olabilir(kısmen Mısır, Katar, Arap Yarımadasının bazı ülkeleri). “ Bölge iki iktidar mantığının ortaya çıkmasıyla yeni şeklini alıyor. Bir tarafta sömürge devletinin bürokratik kontrol mekanizmasının üzerine oturan ve kendi halkını kontrol etme konusunda uzman bir ulus devlet, diğer tarafta ipleri elden kaçtığı için kontrol edilemeyen ve iç savaşın rendesiyle eritilip dağılan bir ulus devlet. İlk grupta Suriye ve İran gibi karşı-hegemonik devletler, ya da Mısır gibi ABD’nin dümen suyunda giden ülkeler yer alıyor. Tolere edilen bu ulus devlet özellikle ABD desteği ve kösteğiyle daha da ceberrutlaşırken, ikinci grup doğrudan ya da dolaylı müdahalelerle ulus devlet sonrası bir parçalanmaya, dağılmaya doğru ilerliyor” [15].

Ortadoğu’da yeni düzeni başlangıcı olarak kabul edilen Arap Baharı farklı konjenktörlerde değerlendirmek gerekir. Arap Baharı kime karşı yapıldığı, yani mevcut dikta yönetimlere karşı bir başkaldırı mı, yoksa Uluslararası sistemin Ortadoğu’ya biçtiği mazlumayi role karşı mı? “ Arap Baharı hareketleri önemli kırılmalara neden olmuştur, Halk kitlelerinin diktaya karşı olması ve sonrasındaki yönetim değişiklikleri devlet seviyesinde yapılacak incelemelere kapı aralamıştır. Halkın tepki vermesi yönetim değişiklikleri getirmiştir. Bu önemlidir çünkü Ortadoğu’da daha önceki yönetim değişiklikleri devletlerarası savaşlarla sağlanmıştır[16].

Ortadoğu’nun siyasal düşüncesini algılayabilmek için halkının yeni sürece karşı tutumunu ve neyin yanında olduğunu ve neye karşı olduğunu görmemiz gereken bir diğer argümandır. Ortadoğu halkı hem kendi devletinin baskılarını hem de hâkimiyet alanında yer aldığı ve daima dolaylı da olsa baskılarını üzerinde hissettikleri ülkelerin yaptırımlarına maruz kalmıştır. Bu durum da kitlesel halk ayaklanmalarının siyasal sisteme ne şekilde yön vereceğini anlamak zor olmayacaktır. Yeni uluslararası sistemde veya Ortadoğu’nun yeni dengeleri ve değişim süreçlerine girmesi ( olumlu /olumsuz olarak) bölgedeki siyasal yapıyı değişime sürükleyeceği yansınamaz bir gerçektir.

         

ORTADOĞU’NUN İDEOLOJİK YAPISI VE İDEOLOJİLERİ “SİYASALLAŞAN İDEOLOJİ ”

Ortadoğu’nun ideolojik perspektifi oldukça geniştir. Ortadoğu’daki ideolojiler dünya’nın diğer bölgelerinde (gelişmiş, siyasallaşmış ve siyasal kültüre sahip toplumlar) var olan ve bölgesini etkisi altına alan ideolojilerden, çeşitli yönlerden farklılık göstermektedir. Batı eksenli bölgelerde veya ülkelerde ideolojiler siyasi düzlemde karşılığı olmakta ve siyaset üzerinden bu ideolojiler hareket alanı bulabilmektedir. Ortadoğu’da ise ideolojiler iki kısımda vücut bulmuştur. Bunlardan birincisi “Milli ideoloji”, ikincisi ise “Dini ideoloji” dir.

Milli ideoloji, Ortadoğu bölgesine has bir ideoloji değildir. Başka yerlerde de bu tip ideolojiler görmekteyiz. Ama diğer bölgelerden veya yerlerden ayıran temel ise, Ortadoğu’daki milli ideoloji, dinle bütünleşmiş ve dini siyasetin argümanı olarak kullanılan bir toplumda dini unsurlardan soyutlayarak, kendi benliğini yok edecek veya zarar verecek durumların karşısında yer alan ve kendine kimlik giydiren /yaratan bir yapıda olmasıdır. Milli ideoloji, bir ülkenin, bir liderin veya bir anlayışın çerçevesini çizdiği, öne sürmüş olduğu fikirler, olaylar ve faaliyetlerin ideolojileştirdiği bir yapıdadır. Genellikle Milli ideoloji modern dünyaya entegre olabilme ve kendi içinde birliktelik, dayanışma gibi güçlü temeller oluşturabilme üzerine kurgulu olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu Milli ideolojiler olarak nitelendirdiğimiz ideolojiler ise Baasizm, Nasirizm ve Liberal meşrutiyettir. Bu ideolojilerin yanı sıra önem arz eden bir ideoloji de laik milliyetçilik ideolojisidir. Genellikle laik milliyetçilik ideolojisi milli ideolojilerin kapsamlı hali de diyebiliriz. İdeolojilere kısaca bakacak olursak,

MİLLİ İDEOLOJİLER;

Laik milliyetçilik: Birinci dünya savaşı sonrası Ortadoğu’daki devletlerin veya manda himayesinde bulunan toplumların düşüncesi genellikle “kavmiye” anlayışı üzerine kuruluydu. Yani Büyük Arap ve İslam devletinin oluşturmak isteğiydi. Lakin sömürgeci veya uluslararası sisteme yön veren dönemin güçlü devletlerin bölgedeki politikaları ve çıkarları, bunun yanı sıra Arap ülkelerin/toplumların bir arada hareket edebilecek kapasitelerinin olmaması kavmiye anlayışının yıkılmasına sebep olmuş ve yerini daha sınırlandırılmış ve daraltılmış olarak yer alan bir milliyetçilik türüne bırakmıştır ki bu da “vataniye” anlayışıdır.

Vataniye genellikle Mısır menşei bir ideolojidir. Vataniye Arap ve İslam milliyetçiliğinden has kimlik veya ulus milliyetçiliğine ( ulus-devlet milliyetçiliği) dönüşen sosyalist bir ideolojidir. Bu ideoloji ile Ortadoğu’daki devletler kendi mili benliği veya yaratmış oldukları kimlik üzerinden siyaset ve dünya görüşünü ortaya koymaya başlamışlardır. Bunun en güzel örneği ise Mısır milliyetçiliği, Suriye milliyetçiliği, Irak milliyetçiliği, İran- Fars milliyetçiliği, vs. olarak sayabiliriz.

Günümüzde ise bu ideolojinin karşılık bulduğu ideoloji ise laik- milliyetçilik ideolojisidir. “Laik milliyetçilik, Birinci Dünya Savaşı sonrası bir olgudur ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ile doğrudan alakalıdır. Çünkü ümmet anlayışı Osmanlı’nın yegâne “meşruiyet sembolüydü” . Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığında yerine İngilizlerin önemli ölçüde etkisi ile ulus devletler kuruldu. Bu devletlerin ulus devletler olabilmeleri için milliyetçilik gerekirdi ve hilafet gibi dini bir rejimle milliyetçilik (kavmiyet) üzerine devlet tesis edilemeyeceğine göre hilafet yerine milliyetçiliği hazmedebilecek yapısal bir ilke gerekliydi. O da laikliktir[17].

Baasizm:  Baasizm[18] genellikle Kavmiye anlayışının devamı niteliğindedir. Aynı zamanda ideolojinin temelinde Arap olan toplumların tek bir bayrak altına toplamak ve bu topluluğa veya Büyük Arap İslam devletine içten ve dıştan yapılan olumsuz eylemlere, politikalara, stratejilere karşı sert savunma duruşunu sergilemekti. Ortadoğu’daki mevcut yapı nedeniyle bu ideoloji bazı ülkelerde yaşam alanı bulmuştur. Bu ülkeler Suriye, Irak, Lübnan’dır. Günümüzde ise değişen ve yeni oluşturulan Ortadoğu düzeninde yerini demokrasi ve “ tekil milliyetçilik”[19] anlayışı almış durumdadır.

Nasirizm: Nasirizm, İsmini Mısırlı lider Cemal Abbün Nasır’dan gelmektedir. II. Dünya Savaşı sonrasında Mısır başta olmak üzere bölgedeki diğer Arap ve Müslüman halkları üzerinde etkisi olmuş bir milliyetçi ideolojidir. Temelinde İslamiyet öncesi Mısır’ın tarihi, kültürel yapısı üzerine oluşturulan bir kimlik milliyetçiliği söz konusudur. “ II. Dünya Savaşı sonrası Nasirizm ve Arap sosyalizmi diye adlandırılan ideolojisi sömürgeci İngiliz idaresi altında ezilen Arap kitlelerinin umut kaynağı haline gelir. Nasır ile birlikte Mısır ve Arap milliyetçiliğinde radikal değişimler gözlemlenir. İslami temaların ağır bastığı milliyetçilik anlayışından kökeni İslam öncesi Mısır tarihine dayandırılan modernist anlayışa geçilir. Zaglul ile başlayan sekülerleşme süreci de Nasır’da doruk noktaya ulaşır. Bütün bunların yukarıdan inme ve şiddet kullanılarak yapılması günümüze kadar devam eden toplumsal yaraları da beraberinde getirir[20].

Nasır devrimle Mısırın başına geçerek radikal birçok yeniliğe imza atmış ve Ortadoğu’nun dönemin siyasetine yön veren diğer ülkelerdeki Arap halklarına etkide bulunabilecek güce ve argümanlara sahip birisi olmuştur. Birçok araştırmacıya göre ise, Arap milliyetini, ulusunu dış güçlere karşı koruyan ve menfaatlerini gözeten, Mısır haricinde bölgedeki diğer halklar tarafından da lider kabul gören bir kişiliğe ve anlayışa sahip olduğu söylenmektedir.

Günümüzde Nasirizm ideolojisi gerçek manasını yitirdiğini iddia edilir ama bunu söylemek yanlış olacaktır, zira günümüzde bu ideolojinin başkalaşmış ve yenilenmiş hali Halk devrimi ve kendi kendini yönetme bağlamında gelişen meşru ulus milliyetçiliğidir.

Liberal meşrutiyet(Yeni Demokrasi): Ortadoğu’nun I. Dünya savası sonrasından halkların uluslaşma sürecine ve günümüze kadar ki süreçte demokrasi istemi tam manasıyla vuku bulamamıştır. Buradaki kastedilen demokrasi batı menşeli olarak değil Ortadoğu’nun karakteristik ve dini özelliklerine göre biçimlenen bir demokrasi anlayışıdır. Lakin Ortadoğu’nun iç dinamikleri ve toplumsal yapısı yüzünden bölgede değişik anlayışlar çerçevesinde batıya benzer yeni demokrasi istekleri de oluşmuştur. Bu istekler genel çerçevede yukarıdan aşağı bir oluşum şeklinde olmamış tam aksine aşağıdan yukarıya doğru oluşum göstermiştir. Yani halkın istek ve batıya benzer refah, ekonomik gelişmişlik ve modernleşme istemi şeklinde bir demokrasi perspektifi içinde yer almak istemişlerdir. Bu doğrultuda genellikle halk hareketlenmeleri bu bakış açısı içinde olmaktadır. “İslam dünyası bağlamında demokrasi bugüne değin bir “yokluk” ve “eksiklik” söylemi çerçevesinde düşünülegeldi. Oryantalist/kültürcü gelenek bu eksikliğin kaynağını İslam’ın öğretilerinde, ürettiği kurumlarda, kurduğu öznenin zihin dünyasında ararken; Marksist/liberal gelenek Ortadoğu’daki “demokrasi açığı”nı kolonyal dönemden tevarüs edilen sınıf yapılarıyla, iflas eden ulus-inşası projeleriyle, ekonomik bağımlılıkla, sivil toplumun zayıflığıyla, kapitalist kalkınma evrelerini tamamlayamamakla izah etmeye çalıştı. İki gelenekte de ortak olan tavır modernleşme teorilerinin sunduğu çerçeve içerisinde meseleyi Ortadoğu halklarının eksiklikleri üzerinden tartışmalarıydı. Sonuç olarak, bir kısım Marksist analizler dışında, sorunun kaynağı olarak Ortadoğu halklarının bizzat kendisi işaret edilmekteydi. Ortadoğu rejimlerinin demokratik meşruiyetinin olmadığı bir gerçek. Fakat Pew ve Gallup gibi uluslararası kamuoyu araştırma şirketlerinin ortaya koyduğu diğer bir çarpıcı gerçek var: Dünya halkları arasında demokrasi talebinin en fazla olduğu bölge yine Ortadoğu[21].

Ortadoğu’nun İslami hareketler çerçevesinde şekillenen demokrasi anlayışı bir uluslaşma veya bir ulus-devlet şeklinde olmaktan çok dini söylemlerde ve hareketler içinde kendi karakteristik yapısı üzerine inşa etmeye çalışmaktadır. Günümüzde ise Ortadoğu halklarının model olarak gördüğü ülke Türkiye ve dolaylı da olsa Mısır’dır.

DİNİ İDEOLOJİLER;

Arap, Mısır ve diğer ulus milliyetçiliğini savunan liderlerin var olan ideolojileri, Batı merkezli devletlerin bölgedeki stratejilerini engellenememesi ve Arap- İsrail savaşları sonrasında kaybedilen itibar, bölge genelinde empoze edilmeye çalışılan bu ideolojiler hezimete uğramış ve ilerici-modern diye nitelendirilen düşünce akımlarına var olan heyecan toplumsal alanda önemini yitirmiştir. Bölgedeki toplumlar Baasizm, Nasırizm, Arap ve Ulus milliyetçiliği gibi ideolojilerin öncesinde benimsediği kendi kökenine, en önemlisi İslami hareket ve ideolojilere geri dönme eğilimi söz konusu olmuştur. Bölgedeki halklar var olan kurtuluşu milliyetçi ve sosyalizmin gölgesindeki ideolojilerde bulunmayacağını ve vaat eden toplumsal gelişmişliği, dışa karşı güçlü duruş ve gerçekleştirilmek istenen projelerin yerine getiremeyeceğini görüp, yerine İslami hareketlerin, İslami ideolojilerin kurtuluşun temeli olduğunu algılayıp hızlı bir şekilde bu görüşün tekrar benimsenmesine ve yükselmesine neden olmuştur.

Ortadoğu’nun hem siyasal ve kültürel hem de ideolojik ve dünya algısını etkileyen İslamiyet, bölgedeki toplumlar üzerinde tek bir bütünleşme aracı niteliğini taşımamaktadır. Çünkü İslamiyet homojen bir yapı içermemekte ve kendi içinde ideolojik ve siyasi ayrışmalar barındırmaktadır. Bu ayrışmalar İslamiyet içinde dini olarak mezhepleşme şeklinde olmuştur. Lakin günümüzde mezhepleşme dini bir argüman olmaktan çıkıp yerini İslami ideoloji veya ideolojileşen ve siyasallaşan İslami görüşlere bırakmıştır. Yani İslamiyet içindeki mezhepler dini olarak varlığını korumakta, yalnız bu mezhepler siyasal düzlemde ideolojileşmekte ve siyasal iktidarı etkide bulunabilmektedir.

İslami jeopolitik ve jeostratejik anlamda bu dini ideolojiler; Sünni ve Şii’dir. Bunu yanı sıra Alevilik ve Vahhabilik dini algılayışlarda bulunmakta lakin Sünnilik ve Şiilik kadar etki alanları geniş değildir.

Sünnilik (Sünnicilik/Sünnizm) : Ortadoğu’da İslamiyet’in ana çerçevesini hatta İslam dünyasının ana iskeletini Sünnilik oluşturmaktadır. Sünnilik, kamusal ve siyasal alanda çok etkili olmasa da bölge halkları üzerinde etki alanı oldukça geniş ve etkilidir. II. Dünya savaşı sonrası ve Arap- İsrail savaşların başlangıcında bu yana kadar Ortadoğu’daki İslami oluşumlar, hareketler ve regal – irregal gruplar genel çerçevede Sünni kökenli olup, bölgede değişik yerlerde emperyalizme, sosyalizme, ulus milliyetçiliğine karşı alternatifler oluşturmuşlardır ve meşruluğunu bu karşı değerler üzerinden gerçekleştirir. Bu şekilde de mevcut Ortadoğu’daki ülkelerin veya resmi oluşumların karar alıcıları üzerinde siyasi, kültürel, ideolojik, sosyolojik ve ekonomik olarak doğrudan ve dolaylı olarak etkide bulunmaktadırlar.

Sünnilik bölge toplumunda hukuki, sosyal ve kamusal değerler olarak şekillenmektedir. “ Suudi Arabistan, Afganistan, Sudan ve Pakistan gibi ülkeler iç hukuklarını Sünni normlara göre düzenlemektedirler. Ayrıca 60’lı yıllardan itibaren İslam dünyasında alternatif haline gelen İslami hareketlerin çoğu Sünni kökenlidir. Bu hareketlerin modernist ve milliyetçi akımlara alternatif olarak öne sürdükleri toplumsal projeler meşruiyetlerini bu normlardan alırlar[22].

Şiilik (Şiicilik/Şiizm) : Şiilik, Sünnilik gibi İslami hareketler ve oluşumlar şeklinde olmaktan çok genel çerçevede güçlü ve kenetlenmiş cemaatler şeklindedir. Ama Şiilik Ortadoğu’nun farklı bölgelerinde değişkenliklere rastlanmaktadır. Yani Şiilik Ortadoğu’da ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Bölgede Şiilik, Sünniliğe karşı bir azınlık durumundadır. Bazı Ortadoğu ülkelerinde Şiilik, baskıyla karşılaşırken, bazı ülkelerde ise temel dini ve siyasi ideoloji konumundadır. Bazı bölgelerde denetim altında tutulmaya çalışılırken, bazı bölgelerde vazgeçilmez prensip olarak karşımıza çıkmaktadır. “Yapılan araştırmalara göre dünyadaki Şii nüfusu Müslüman nüfusun %10-13’ünü oluşturmaktadır. Bu oran 154 ile 200 milyon arasında bir nüfusa tekabül etmektedir. Şiilerin nüfus olarak en yoğun oldukları yerler İran, Hindistan, Pakistan ve Irak’tır. İran’da yaklaşık olarak 70 milyon Şii yaşarken diğer saydığımız ülkelerin her birinde en az 16 milyon Şii yaşamaktadır”[23]

Genel olarak, İslam dünyasının merkezi sayılan Ortadoğu’da mezhep temelli bir ayrışmanın içine girdiğini gözlemlemekteyiz. Bu ayrışmaların siyasal ve bölgede güç sahibi olmak gibi nedenlerin yattığını açıkça görülmektedir. Geçmişte mezhepler siyasala etkide bulunurken, günümüzde artık siyasalın mezheplere etkide bulunduğunu belirtmek gerekir. Yani Ortadoğu’da siyaset mezhep farklılıklarından, ayrışmalarından faydalanmakta, etkide bulunmakta ve kullanmaktadır.

Temel mezhepsel sorunlar diye nitelendirdiğimiz sorunlar genel çerçevede temelinde, ülkede siyasal iktidarı elinde bulunduran kişi veya grubun kendi mezhebinden veya kendi farklı dini anlayışlarında farklılık gösteren diğer toplumsal gruplara karşı takındığı tavır ve tutumlardır. Örneğin; Irak,  genelinde Şii ve Sünni, mezheplere ait kişilerin oranları denk’e yakındır. Lakin yönetimde bulunan kişilerin çoğunluğu Sünni kökenlidir. Bu yöneticilerin Şiilere farklı bir uygulama veya Sünnilerle mukayese, eşit vatandaşlık seviyesinin gerçekleşmemesi Sünni ve Şii gerginliğini ortaya çıkarmaktadır. Ortadoğu’daki bölgesel güçler tarafından devlet söylemine mündemiç hale getirilmiş olsalar bile, ne Şiilik, ne Sünnilik ne de Vahhabilik bütüncül (monolit) bir dini hareket olarak görülmemelidir. Her biri kendi içlerinde dinamik ve farklı hatta rakip yorumları barındıran İslam anlayışlarıdır. Teo-politik söylemlere malzeme yapılan bu üç İslam anlayışının rekabetinde dikkat çeken diğer bir husus bu yeni mücadelenin İslam ümmeti ile Batılı sömürgeciler ya da İsrail arasında değil farklı İslam anlayışlarına sahip Müslüman devletlerarasında cereyan etmesidir”.[24]

 

SONUÇ

Ortadoğuda siyaset hem dinden hem de ideolojilerden beslenir ve kullanılır hale gelmiştir. Bu da halk nezdinde kendi siyasi bakış açılarını ortaya çıkarmaya zemin hazırlamıştır. Eğer Ortadoğu’yla herhangi bir istenildiğinde ilk önce değişen dengeleri iyi bir şekilde okumamız gerekmektedir. Çünkü günümüzde Ortadoğu’yla bir ilişki kurmak için (halk ve siyasi elit nezdinde) tarihine, kültürüne veya sosyal, nüfussal hatta ve hatta dinsel yönden bakmak yeterli değildir.

Değişen uluslar arası sistemin bölgeye de değişkenlikler getirmiştir. Günümüzde özellikle “Arap Baharı” sonrası Ortadoğu halkları veya iktidar sahipleriyle kurulacak bir diyalog siyaset-din-ideoloji perspektifinden yapılmalı ve Ortadoğu’nun “Dili”ni anlamanın ön şartı olarak kabul edilmelidir.

Ortadoğu’daki halklar artık demokrasinin İslami şekliyle değil islamın demokrasisi şekliyle, refah ve kendi geleceklerini özgürce kendileri inşa etmek istemektedir. Bunu yaparken siyaseti kullanma, ideolojiler yaratma ve uygulama, dini bir bütünlük ve birleştirici rolünü benimseyerek hareket etme düşüncesi bulunmaktadır.

Ortadoğu halklarının ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel koşullarını sert bir şekilde Batı merkezli ve Ortadoğu’daki ülkelerde iktidara sahip olan kişiler tarafından kısıtlanması var olan dünyevi bakışlarının da değişmesini tetiklemiştir. Günümüzde bu tetiklenen düşünce İslam’ın özüne geri dönüş şeklinde vuku bulmuştur. Ortadoğu’da kimliklerden sonra gelen İslam sıfatı artık kimliklerin önüne gelerek var olan yapılarını milliyetçilikler üzerine değil, İslam’ın gereklerine göre yapılandırılmaya başlanmıştır. Bunu yaparken ideolojilerden ve siyasi argümanlar/kurumlar kullanılmaktadır.

İslam dünyasının merkezi sayılan Ortadoğu’da mezhep temelli bir ayrışmanın içine girdiğini gözlemlemekteyiz. Bu ayrışmaların kökeninde siyasal ve bölgede güç sahibi olmak yattığı açıkça görülmektedir. Geçmişte mezhepler siyasalın etki alanında bulunurken, günümüzde artık siyasalın mezheplere etki alanı içine aldığını belirtmek gerekir. Yani Ortadoğu’da siyaset mezhep farklılıklarından, ayrışmalarından faydalanmakta, etkide bulunmakta ve kullanmaktadır.

Temel mezhepsel sorunlar diye nitelendirdiğimiz sorunlar; genel çerçevede temeli, ülkede siyasal iktidarı elinde bulunduran kişilerin veya grubun kendi mezhebinden yahut kendi dini anlayıştan farklılık gösteren diğer toplumsal gruplara karşı takındığı tavır, yaptırım ve tutumlardır. Örneğin Irakta, genelinde Sünni ve Şii mezhebine ait kişilerin oranları birbirlerine yakındır. Lakin yönetimde bulunan kişilerin çoğunlukla Sünni kökenlidir. Bu yöneticilerin Şiilere farklı bir uygulama veya Sünnilerle eşit mukayese, eşit vatandaşlık statüsünün gerçekleşmemesi Sünni ve Şii gerginliğini ortaya çıkarmaktadır. Yani sorun siyasi bir durum arz etmektedir.

Ortadoğu tarihinde çatışmaların, ayrışmaların, istikrarsızlıkların Dini-Siyasi-İdeoloji düzleminde gerçekleştiğini görmekteyiz. Ortadoğu’nun değişen veya değişmeye başlayan yapısı bu üç unsur üzerine inşa edileceği varsayımı da birçok araştırmacı tarafından dile getirilmektedir.

 

Gün TaşGün Taş

Uluslararası İlişkiler Uzmanı

Yazarın tüm yazıları için tıklayın. Yazara E-Posta atmak için tıklayın.

 KAYNAKÇA

Aktay, Y. El-Sharkawy, P. Uysal, A.  Değişen Ortadoğu’da Kültür Ve Siyaset, Stratejik Düşünce Enstitüsü, Rap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi, Seçme Tebliğler,  10-12 Aralık 2010, Ankara

Çağlar, B. Türkiye’nin Suriye Politikası: Yeni- Klasik Realist Bir Bakış, ORSAM – OrtadoğuAnaliz Aylık Uluslararası İlişkiler Dergisi, Cilt: 4, Kasım 2012

Çalışkan, K. Üç İç Savaş: Irak, Lübnan ve Filistin Çözülürken Ortadoğu’da Siyaset, sendika. org web sitesi, Birikim sayı 213, Ocak 2007,Erişim tarihi 10.04.2013

Çandar, C. Mezopotamya Ekspresi (Bir Tarih Yolculuğu), İletişim Yayınları, I. Basım, İstanbul, 2012

Gündüz, Ş. Dinlerde Ayrılık ve Çatışma: Ortodoksi- Heresi Kavgası, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 9, 2004

İleri, K. Ortadoğu’nun Dönüşümü ve Uluslararası Konjonktür, Stratejik Düşünce Enstitüsü, Dış Politika Analizi.. http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1402/ortadogunun-donusumu-ve-uluslararasi-konjonktur.aspx, 04.04.2013

Koyuncu, A. A. Ortadoğu’da Milliyetçilik: Hafız Esad Dönemi Suriye Örneği, Yüksek Lisans Tezi, Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, Eylül 2008

Lugo, L. Mapping the Global Muslim Population, Pew Research Center, Ekim 2009

Özay, R. Dünya Denkleminde Ortadoğu Coğrafyası Ülkeler-İnsanlar-Sorunlar, Aktif Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul, 1996

Özer, G. Günümüzde Ortadoğu’da Toplumsal Çatışma, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi, Elazığ 2005

Pamuk, Ş. / Owen, R. (Çev. Edirne, A. ), 20. Yüzyılda Ortadoğu Ekonomileri Tarihi, Sabancı Üniversite Yayınları, İstanbul, 2002

Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ekim 2012, Ortadoğu’da Siyaset ve Toplum Kongresi (Bildiri Çağrısı) 9-11, Sakarya

Şağbanşua, S.  İlahi Dinlerin Hedeflediği İdeal İnsan, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi, Elazığ 2006

Turan, Ö. Medeniyetlerin Çatıştığı Nokta Ortadoğu, Acar Matbaacılık, İstanbul, 2003

Yaylacı, İ.   Dünya düzeninin siyasal teolojisi ve Ortadoğu’da demokrasi, Anlayış –Siyaset, Ekonomi,Toplum Dergisi, Dosya no:70, http://www.anlayis.net/makaleGoster.aspx?dergiid=70&makaleid=1694, 10.04.2013

Yılmaz, S. Orta Doğu’ya Demokrasiyi Getirmek, Uluslararası İktisadi Ve İdari İncelemeler Dergisi, Yıl:3 Sayı:5,  2010

 


[1] Ömer Turan, Medeniyetlerin Çatıştığı Nokta Ortadoğu(Çandar’dan alıntı), Acar Matbaacılık, İstanbul, 2003, sf. 17.

[2] Şevket Pamuk/ Roger Owen (Çev. Ayşe Edirne), 20. Yüzyılda Ortadoğu Ekonomileri Tarihi, Sabancı Üniversite Yayınları, İstanbul, 2002, sf. 1.

[3] Cengiz Çandar, Mezopotamya Ekspresi (Bir Tarih Yolculuğu), İletişim Yayınları, I. Basım, İstanbul, 2012, sf. 39.

[4] Ramazan Özay, Dünya Denkleminde Ortadoğu Coğrafyası Ülkeler-İnsanlar-Sorunlar, Aktif Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul, 1996, sf. 4.

[5] http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/ortadoguda-dini-bayagilastiran-siyaset-ya-da-din-%E2%80%93-siyaset-baglaminda-ortadoguyu-okumak-6576,27.11.2012, Politika Yazısı ( 10.02.2013)

[6] Ömer Turan, Medeniyetlerin Çatıştığı Nokta Ortadoğu(Çandar’dan alıntı), Acar Matbaacılık, İstanbul, 2003, sf. 27.

 

[7] Anlikan Kilsesi Protestan mezhebine, Maroniler ve Cizvitler Katolik mezhebine tabi olan tali Hıristiyan anlayışlardır. Aynı zamanda Kıptiler, Keldaniler, Katolik ve Ortodoks Rumlar da bölgede çoğunluğu elinde bulunduran farklı anlayışlardır. Bölgede 6’sı Katolik, 5’i Ortodoks olmak üzere, birer patrikle yönetilen 11 kilise kurulmuştur.

[8] Şinasi Gündüz, Dinlerde Ayrılık ve Çatışma: Ortodoksi- Heresi Kavgası, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 9, 2004, sf. 19.

[9] Kudüs, Yahudiler için hayati önem taşır. Çünkü dinen atfedilmiş bir yerdir ve kutsallık taşır. Hatta şu örneği vermek, önemini ve hayati derecede ideolojisini anlamada yararlı olacaktır. Sürgün edilen İsrail çocuklarının şarkısı: “Seni unutursam ey Kudüs, sağ elim hünerini kaybetsin! Eğer seni anmazsam, eğer seni baş sevincimden üstün tutmazsam, dilim damağıma yapışsın”. (Mezbur- 137)

[10] Erhan Çiftçi, Arap, Yahudi ve Fars Milliyetçiliklerinin Ortadoğu Sorununa Etkileri – 2, Güney Azerbaycan Sosyo- Kültürel Araştırmaları (GÜNASKAM), Ayrıntılı bilgi için bkz.

http://www.gunaskam.com/tr/index.php?option=com_content&task=view&id=271, 12.02.2013

[11] http://www.gizemlikapi.com/din-ilahiyat/19852-ortadogu-dinleri-musevilik.html, 12.02.2013

[12] Ömer Turan, Medeniyetlerin Çatıştığı Nokta Ortadoğu, Acar Matbaacılık, İstanbul, 2003, sf. 23.

[13] Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ortadoğu’da Siyaset ve Toplum Kongresi (Bildiri Çağrısı), 9-11 Ekim 2012, Sakarya, sf. 3.

[14] Nitelikli halk hareketinden kasıt, bazı Ortadoğu ülkelerinde yer alan ve aydın kesimlerin öncülüğünü üstlendiği halk hareketleridir. Burada önemli olan, ne istediğini bilen, bu hedef ve yolda örgütlenme becerisine sahip, dinamik ve sistemli hareket eden ve propaganda yaparken teknolojileri, iletişim araçlarını kullanabilme kapasitesine sahip olan, gençlerin çoğunluğunu oluşturan kitlesel halk hareketleri olmasıdır. Bunun en güzel örneğini Mısır’da gözlemlemekteyiz.

[15] Koray Çalışkan, Üç İç Savaş: Irak, Lübnan ve Filistin Çözülürken Ortadoğu’da Siyaset, sendika. org web sitesi, Birikim sayı 213, Ocak 2007. Ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.sendika.org/2007/10/uc-ic-savas-irak-lubnan-ve-filistin-cozulurken-ortadoguda-siyaset-mete-cubukcu-koray-caliskan-birikim/(15.02.2013)

[16] Barış Çağlar, Türkiye’nin Suriye Politikası: Yeni- Klasik Realist Bir Bakış, ORSAM – OrtadoğuAnaliz Aylık Uluslararası İlişkiler Dergisi, Kasım 2012, Cilt: 4, sf. 43.

[17] Kasım İleri, Ortadoğu’nun Dönüşümü ve Uluslararası Konjonktür, Stratejik Düşünce Enstitüsü, Dış Politika Analizi- 04.03.2011 tarihli Yayını. Ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1402/ortadogunun-donusumu-ve-uluslararasi-konjonktur.aspx

[18] Baasizm ideolojisi, II. Dünya Savaşı hemen öncesi dilebileceğimiz bir tarihte ortaya çıkmış (1940) ve kısa zamanda Ortadoğu’da etkin hale gelmiş bir ideolojidir. Temelinde “ tek bir devlet”, “tek bir ulus” anlayışı yatmaktadır.

[19] Tekil Milliyetçilik, sadece etnik ve dini bağlamda bir milliyetçilik anlayışından çok ulus-devlet bazlı ve her ulus-devletin kendi milliyetçilik anlayışını oluşturduğu ve sınırlarını belirlediği spesifik milliyetçilik türüdür. Tarihi, yaşayışı, dünya görüşü, kültürü, gelenek ve adetleri, kısacası bölgedeki diğer ulus-devlet veya siyasallaşmış yapılardan ayıran özellikler çerçevesinde geliştirilen milliyetçiliktir. Örneğin; Mısır milliyetçiliği, Kürt milliyetçiliği, Irak milliyetçiliği, Suriye milliyetçiliği, İsrail milliyetçiliği, Filistin milliyetçiliği, İran-Fars milliyetçiliği vb.

[20]  Ömer Turan, Medeniyetlerin Çatıştığı Nokta Ortadoğu, Acar Matbaacılık, İstanbul, 2003, sf. 262-263.

[21] İsmail Yaylacı, Dünya düzeninin siyasal teolojisi ve Ortadoğu’da demokrasi, Anlayış –Siyaset, Ekonomi,Toplum Dergisi, Dosya no:70, Mart 2009. Ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.anlayis.net/makaleGoster.aspx?dergiid=70&makaleid=1694

[22] Ömer Turan, Medeniyetlerin Çatıştığı Nokta Ortadoğu, Acar Matbaacılık, İstanbul, 2003, sf. 28

[23] Luis Lugo, Mapping the Global Muslim Population, Pew Research Center, Ekim 2009, s. 8-9.

[24] Burhanettin Duran, Nuh Yılmaz, Ortadoğu’da Modellerin Rekabeti: Arap Baharından Sonra Yeni Güç Dengeleri, Türk Dış Politikası Yıllığı 2011, SETA Yayınları XIV, I. Baskı, Ankara, 2012, sf. 25.

Politik Akademi (130 Posts)

2007'den bu güne "Değiştirmek için anlamak, anlamak için Politik Akademi" sloganıyla "Dünya"nın haber ve analizini veriyoruz...


By


Readers Comments (2)

  1. Emre Uğur says:

    Ortadoğu ve genel çerçevede Müslüman coğrafyasında din,siyaset,ideoloji sülasiyesinin(üçlemesinin;hem anlam itibariyle hem de nüfuz kurduğu alan itibariyle egemenliği güç göstergelerinden biri haline gelmiştir.Özellikle Ortadoğu’da var olan din-siyaset-ideoloji birlikteliği bu coğrafyada var olan farklılaşma ve kutuplaşmanın önünü açmıştır.Özellikle dini itikatların siyasallaşması Ortadoğu’nun din temelli hizipçiliğini daha da güçlendirmiştir.