Balkanlar » Gün Taş » Makale Analiz » Manşet » TR

Unutulan Türkler: Gagauzlar

Mayıs 16, 2013   ·   3 Comments

Gagavuzlar

1. Gagauzların Kökeni

Gagauzların kökenine dair birçok teori bulunmaktadır. Bulgar tarihçileri I. Ivanov, G. Zanetov ve A. Zaşuk’a göre Gagauzlar dinlerini koruyan fakat Osmanlı baskısıyla dillerini değiştiren Bulgarlardır. Yunanlı tarihçilerAmantos ve B. Lissof’a göreyse Gagauzlar Rum kökenlidir. (Güngör ve Argunsan, Gagauzlar 1998, 16-17)Bulgaristan Devleti resmi web sayfasında Gagauzların Türkçe konuşan Bulgar halkı olduğunu fakat Bulgar folklorunu devam ettirdiği yönünde iddiasını sürdürmektedir. (Etnik ve Entegrasyon Sorunlarında İşbirliği Ulusal Konseyi 2006)Ancak birçok tarihçi ve araştırmacı Gagauzların Oğuzlardan geldiği görüşünü savunmaktadır.

Rus Türkolog Golubovskiy’e göre Türkler Avrupa’ya iki yönden ilerlemişlerdir. Bunlardan ilki Orta Asya’dan ve Rus bozkırlarından aşarak Balkanlar’a, diğeri de İran’dan geçip Anadolu’ya ulaşmıştır. (Manov 2001, 5) Türklerin Batı’ya ilerlemesi III. yy.danXIII. yy.a kadarki bir süreci kapsar. Bu süreç birkaç dalga halinde cereyan etmiştir.

İlk Türk dalgası Kavimler Göçüyle, III. yy.da Avrupa’ya kadar gelen ve Avrupa Hun Devleti’ni kuran Attila zamanında gerçekleşmiştir. İkinci büyük Türk dalgası ise Asya’dan Balkanlara gelen ve daha sonra SlavlaşanProto-Bulgar kavimleridir. Üçüncü büyük Türk dalgası ise IX ile XIII. yy. arasında Karadeniz’in kuzeyi ve Balkanlara yerleşen kavimlerdir. (Velev 2007, 101-102) Bu kavimler arasında Peçenekler (IX. yy.da), Oğuzlar (X-XI. yy), Kumanlar ve Karakalpaklar’ın (XII-XIII. yyda) yanı sıra 1258’de Anadolu Selçuklu Hükümdarı II. İzzeddin Keykavus ile beraber göç eden bir grup da bulunmaktadır. (Radova-Karanastas 2012, 3)

Yukarıda anılan üçüncü büyük Türk dalgasına dahil olan Gagauzlar, önce Balkanlarda Makedonya, Bulgaristan ve Yunanistan bölgelerine yerleşmiştir. Daha sonra Bulgar baskısıyla 18. yy.daPrut ve Dinyester nehirleri arasında kalan Besarabya adı verilen bölgeye yerleştiler. Gagauzlar farklı tabakalardan oluşmaktadır. Polonyalı Oryantalist ve Türkolog TadeuszKowalski’ye göre Gagauzlar, üst üste üç tabakadan meydana gelen bir maden filizidir. Bu tabakalar:

1)      En eski tabaka: Kuzeyden gelen Türk topluluğunun kalıntısı

2)      İkinci tabaka: Osmanlı öncesi Anadolu’da bulunan ve kuzeye göç eden Türk kolonileri

3)      Üçüncü tabaka: Osmanlı zamanında buraya göç eden Türkler

İlk tabaka ve ikinci tabaka karıştıklarında, ikinci tabaka Türkçe dil karakterinin, ilk tabakaysa Ortodoks Hristiyanlığının karakterini bütün topluluğa yaymıştır. Üçüncü tabakanın büyük bir kısmını da Karamanlı Ortodoks Hristiyanlar oluşturmaktadır. (Güngör, Gagavuz Türkleri 1998, 3) Dolayısıyla Gagauzların tarih boyu din/dil/kültür bakımından kendi içinde tutarlılık arz ettiğini söylemek yanlış olmaz.

İkinci tabaka diye adlandırılan ve bilhassa Anadolu Selçuklu döneminde güneyden gelen Türk topluluklarına en güzel örnek, yukarıda da değinilen II. İzzeddin Keykavus’un beraberinde bu bölgeye getirdiği topluluktur. Bunun tarihi arka planı hayli enteresandır. Anadolu Selçuklular Kösedağ Savaşı’nda (1243) Moğol İmparatorluğu’na yenilince Anadolu’nun büyük bir kısmı Moğol hakimiyetine girmiştir.

Savaş sırasında Sultan II. GıyaseddinKeyhüsrev ve müttefikleri (Gürcü Krallığı ve Trabzon İmparatorluğu) komutasındaki ordu Batı Moğol Kumandanı Baycu Noyan komutasındaki orduyla savaşırken tahtın iki varisi oğulları II. İzzeddin Keykavus ve IV. Rükneddin Kılıçarslanfarklı saflarda mücadele ediyordu. Keykavus Selçukların yanındayken Kılıçarslan Moğolların yanında savaştı. Savaş Moğollar tarafından kazanıldıktan sonra Kılıçarslan ve Keykavus arasında taht mücadelesi yaşandı. 1256’da İznik Rum İmparatorluğu’ndan destek alan Keykavus, Baycu tekrar savaştı ve yenildi. İki yıl sonra Cengiz Han’ın torunu Hülâgû’nun önerisi üzerine ülke ikiye bölündü.(Bal 2005, 242-244)

Moğollara olan vergi borçları ve Rükneddin Kılıçarslan’la olan çekişmesi sonrası Antalya’da kıstırılan İzzeddin Keykavus kaçmak zorunda kaldı. Memluk Sultanı Baybars’tan aldığı cazip teklife rağmen Bizans İmparatoru VIII. MihaelPaleolog’a sığınmayı tercih etti. Ancak Moğol tehdidinden dolayı kendisi ve adamlarına kötü davranıldı. Enez Kalesi’ne hapsedildi ve işkenceye maruz tutuldu. 18 yıl gurbet hayatının ardından Memluk desteğiyle Bizanslılardan kurtarılan Keykavus, Dobruca’ya göç etti. Çocukları ve torunları Dobruca’da kalırken kendisi daha sonra Selçuklu’ya geri dönüp başarısız bir taht mücadelesi verdi. İddiaya göre çocukları Müslüman kalsa da torunları Hristiyan olmuştur. (Bal 2005, 248-249)

II. İzzeddin Keykavus’un hayat hikayesi Gagauz kelimesinin kökenine ilişkin çeşitli dilbilimsel ve tarihi iddiayı da ortaya çıkarmıştır. Örneğin “XIV ve XV. yy.dakiDobruca diyalektinde k’nin g gibi telaffuz edildiğine işaret eden Bulgar tarihçi BalasçevGagauz adının Keykavus’tan geldiği görüşündedir.” (Güngör ve Argunsan, Gagauzlar 1998, 21)“Gagauz” kelimesi Keykavus’tan geldiği görüşünün yanı sıra “Gök Oğuz”, “Gaga-Oğuz”, “Gag-Oğuz” gibi kökenleri olduğuna da işaret eden dilbilimciler ve tarihçiler de bulunmaktadır. Ancak kelimenin kökeni bu çalışma açısından önem arz etmemektedir.

2. Gagauzlarda Din

Gagauzların gerek tarihi gerekse dini yapısı ile ilgili çok eskiye dayanan yazılı kaynakların bulunmaması, bu halkın Hristiyanlık dinine tam olarak ne zaman geçiş yaptığının saptanmasını zorlaştırmaktadır. Buna rağmen Gagauzların Hristiyanlık inancına girişinin 1000. Yıldönümü kutlamalarının yapılması düşünülmekte ve tartışılmaktadır. Bu kutlama girişimini Mihail Formuzal(Gagauz Yeri Prezidenti) ve Ortodoks Hristiyan Kilise desteklemektedir. (Hatlas ve Zyromski 2011, 535-536)Bu konuda bilinen bir gerçek vardır ki Gagauzlar millet ya da etnik grup olarak bilindiği müddet boyunca Ortodoks Hristiyanlık inancını taşımakta ve Ortodoks kilisesine bağlı bulunmaktadırlar.

Gagauzların yoğunlukla yaşadığı Besarabya bölgesinde bugün hala Moldovanlar, Ukraynalılar, Ruslar, Bulgarlar ve birçok başka millet yaşamakta ve bu zikredilen toplulukların tamamı Hristiyan inancına mensuptur. Bunlara ek olarak Gagauzların Hristiyanlığı, 18. ve 19. Yüzyılda –bazı tarihçiler bu bölgeye daha erken dönemde; 16. yy.da geldiklerini söylemektedir- Bulgarlarla beraber kolonici olarak geldikleri Bulgaristan’dan getirdikleri bilinmektedir. (Hatlas ve Zyromski 2011, 535)

Ortodoks Hristiyanlık Gagauzların karakteristik bir özelliği halini almıştır ve günlük hayatta güçlü bir biçimde var olmuştur.  Aynı zamanda ahlaki ya da sosyal değerleri sergileyen ve dinle ilişkili olan birçok hikâye ve efsaneleri bulunmaktadır. İsa Mesih, Bakire Meryem,  Aziz Petrus’u konu alan ilahileri de bulunmaktadır. Birçok dua ve dini kitaplar da Rusça’danGagauz diline tercüme edilmiştir.Gagauz dini ve sosyal tavırları hakkında çalışmaları olan Rus bilim adamı ValentinMoskov:

“Her Gagauz köyü aynı zamanda Ortodoks Hıristiyan Kilisenin yer aldığı ve yardımcılarıyla birlikte bir veya iki din adamının bulunduğu bir diosez [bir papazın dinî sorumluluğu altında bulunan bölge] oluşturmaktadır” ve “bir köyün merkezinde en yüksek yerde, sıklıkla da büyük bir meydanın ortasında bir Ortodoks Hıristiyan kilise yer almaktadır” demektedir. (Hatlas ve Zyromski 2011, 536)

Tarihsel olarak bakıldığında Gagauzların Ortodoks Hristiyanlığa mensup olduklarını görmek kaçınılmazdır. Fakat İslam nüfus ve nüfuzunun özellikle Osmanlı devleti vasıtasıyla arttığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Gagauzların bir kısmının bu etkileşim içine girdiği de söylenmektedir. Gagauzların tarihinde bu noktada etkin bir isim olan Sarı Saltuk’un yazdığı Saltık-Name’de Gagauzların bir kısmını Müslüman yaptığı yazmaktadır. Fakatİstanbul’un fethinden sonra tüm Ortodoksların başı olarak tanınan Rum Ortodoks Patriği’ne verilen bir yazıda Gagauzlar için “Türkçe Konuşan Elenler” yakıştırması yapılmıştır.(Demir 2011, 6)

2.1.Kilise ve Din Adamları

Yeniçağın sonlarına kadar Hristiyan din adamlarının yüksek eğitim ve bilgi düzeyine sahip olmadıkları, hatta bazılarının okuma yazma bilmedikleri söylenmektedir. Dini yaşamın gereklerinin yerine getirilmesi konusunda Osmanlı Devleti’nin diğer dinlere uyguladığı bazı engelleyici kuralların olduğu da bilinmektedir. Bu iki unsurun birleşmesi ile Gagauzların günlük yaşamlarında dinlerinin emrettiği Pazar günleri kiliseye gitmek, dini bayramları kutlamak gibi ibadetler ya evlerde yapılıyor ya da hiç yapılmıyordu. Kiliselerin azlığı ve din adamlarının yetersizliği yüzünden birey ve din ilişkisi gelişkin olmasına rağmen birey-kilise ilişkisi zayıf kalmıştır. Bununla birlikte 19. ve 20. yy.larda papazların bazı kapitalist-ticari yaklaşımları sebebiyle kilise ile Gagauzlar arasında olumsuz olaylar yaşanmıştır. Buna rağmen Gagauzlar Ortodoks kilisesinin bütününe karşı olumsuz tavırlar sergilememişlerdir. (Hatlas ve Zyromski 2011, 538)

19. Yüzyılın başından günümüze kadar olan süreçte Gagauzlar üzerinde Rusya’nın daha sonra Sovyetlerin siyasi ve kültürel etkisi rahatlıkla görünmektedir. Bu etki kendini din alanında da hissettirmiştir. Gagauzlar papazlık mesleğini öğrenmişler ve önceki dönemlerde dini hayata yön vermeye çalışan eğitimsiz ve yetkinliği tartışılan papazlarına yerine geçmişlerdir. Hatta özellikle din adamları ve onların oğulları Varşova ve San Petersburg gibi kentlerde yükseköğrenimlerini tamamlamışlardır. Bu eğitimli Gagauzlar Rusya’da önemli görevler üstlenmişlerdir. Sovyetler dönemini yönden parlak bir dönem değildir. Birçok kilisenin yıkılması ve ya da başka amaçlarla kullanılması söz konusu olmuştur. “Sovyetler Birliği döneminde Gagauz toplumunda da bazı değişimler meydana gelmiş, ateizm süreci, sadece dine karşı ilgisiz kalmamış, kilise ve dine düşman yeni bir nesil meydana getirmiştir”.

Bu olumsuz gelişmelere karşın Gorbaçov dönemi kendi siyasi gelişmelerine paralel olarak Gagauzlar için de fırsatlar doğurmuştur. “Gorbaçov dönemiyle birlikte (1985’ten itibaren) ve daha sonra Sovyetler Birliğinin sona ermesi, bağımsız Moldova ve Ukrayna’nın kurulmasıyla birlikte Gagauzların dinî rönesansı gözlenebilmektedir. Birkaç yıl zorunlu ateizmden sonra Ortodoks Kilise, kiliselerine kavuşmuş ve inanç özgürlüğü tesis edilmiştir”. (Hatlas ve Zyromski 2011, 540)

2.2.Kiliselerin Ayrışması ve Gagauzların Durumu

Uzun bir dönem Ortodoks kiliseleri Moldova Ortodoks kilisesine bağlı kalmıştır. Bazı anlaşmazlıklara karşın Besarabya kilisesi kurularak 2004 yılında resmen tescillenmiştir. “Gagauz yerleşim bölgesindeki Ortodoks kiliseler Gagauzların Rus yanlısı tavırlarıyla ilintili olan Moskova Patrikhanesine sıkı sıkıya bağlı kalan Moldova Ortodoks Kilisesinin yetki alanında kalmıştır. Ukrayna’da Gagauzların nüfusun %50’den fazlasını oluşturdukları köylerdeki Ortodoks kiliseler de Moskova Patrikhanesi’nin gözetimindedir”. (Hatlas ve Zyromski 2011, 539)

3. İlk Gagauz Devleti ve Osmanlı İdaresi

1263’te Dobruca’da ilk Gagauz Türk devleti kuruldu. İlk yıllarında resmi olarak Bizans’a bağlıydılar fakat fiilen Bizans’tan bağımsızdı. Başlarında Selçuklulardan Sarı Saltuk vardı. 1365’te devlet Kumanlardan Balık Bey ile birlikte bağımsızlığını ilk etti. Devletin adı “UziEyalet”tir. (Velev 2007, 108)Uzi Eyalet (ya da Gagauz Eli)1365’te Tuna Deltası’ndan Emine Burnu’na kadar uzanıyordu. Kurucu Balık Bey’den sonra da devletin başına Dobrotiç geçer. Dobruca ismi Dobrotiç’ten gelmektedir. (Güngör, Gagavuz Türkleri 1998, 7)

Dobrotiç’ten sonra başa Ivankogeçmiştir. Ivankoaktif politika güderek devleti güçlendirmeyeve geliştirmeye çalışmıştır. Venedik ve Ceneviz devletleriyle ticari hayata geçilmiş, bilhassa ticaret gemileri Dobruca limanlarına gelmiştir. Daha sonra Karadeniz’in kuzey steplerinden konargöçer Tatarlar ve Nogaylar güneye doğru baskı yapmıştır. Güneyde Bizans zayıflayıp önceliği Osmanlı’ya kaptırınca bu bölge I. Murad zamanında Osmanlı vassallığı altına girmiştir. 1398’de de I. Bayezid bölgeyi tamamen fethedip Osmanlı topraklarına katmıştır. (Velev 2007, 109) Gagauzların Osmanlı tebasına girmesiyle Bulgaristan’a göçler yaşanmıştır.

Osmanlı kontrolü altındayken Gagauzlar ya Tatar ya da Ortodoks Hristiyan pozisyonunda değerlendirilmekteydi. Bu da Osmanlı sistemi içerisindeki varlıklarını yadsıyan bir durumdu. “İstanbul Türkler tarafından fethedilince, Fatih Sultan Mehmet, din ve milliyet ayrımı gözetmeksizin bütün Ortodoks Hıristiyanların başı olarak İstanbul Patriğini tanımıştı. Gagauzlar, Ortodoks Hıristiyan olmaları nedeniyle Patriğin yönetiminde kalmışlardı. Patrik de dinsel ve ulusal işlerde bunları istediği gibi kullanmaktaydı.” (Cin 2010, 17) Bu dönemde Gagauzların birçoğu Yunanca eğitim ve öğrenim görmüş ve Yunan kültürü altına girmiştir. Ancak yine de dillerini ve kültürlerini muhafaza edebilmişlerdir.

4.      18. ve 19. yy. Osmanlı-Rus Savaşları Dönemi

18 ve 19. yy.a gelindiğinde Balkan ve Karadeniz hinterlandı üzerinde Osmanlılarla Ruslar arasında ciddi mücadeleler gerçekleşmiştir. Bu iki asır boyunca süren hakimiyet mücadelesi bölge halklarını göçlere, fakirliğe ve sefalete sürüklemiştir. 18. yy itibarıyla Gagauzlar kuzeye Besarabya’ya göç etmiş ya da sürgün ettirilmiştir. Rus İmparatorluğu’nun Pan-Ortodoks politikaları temelinde din üzerinden yürüttüğü güç mücadelesinde, zaten gayrimüslim statüsünde bulunan Gagauzlar Rus himayesi altına girmiştir.

13-16 yüzyıllarda Gagauzlar Balkanlar’da kendi içinde bir halk haline geldi. Ancak ekonomik ve dini sebeplerle Gagauz halkı çevre halklara entegre olamamıştı. 18. yy.dan itibaren Bulgarlar Gagauzları kendi kiliselerine çekmeye çalışırken Gagauzların büyük bir çoğunluğu da Rum kiliselerine bağlılık duymaktaydı. Müslüman Tatar kesimle de çeşitli sıkıntılar yaşanabilmekteydi.

16’dan 18. yy.a kadar bu tür sebeplerle diğer bölgelerden ciddi bir Gagauz nüfusu Bucak’a göç etti. Bunlara “eski göçmen” denirdi. 1806-1812 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında da Osmanlı vassalı Moldavya’nın (Boğdan Prensliği)Besarabya bölgesi Ruslara geçti. Savaş sonrası Bucak’a bu yeni Rus toprağına gelen Gagauzlara da “yeni göçmen” denmekteydi.1735-1739, 1768-1774, 1787-1791, 1806-1812 yıllarında gerçekleşen tüm Osmanlı-Rus savaşlarında Balkanlar’dan birçok Gagauz göçmeni Bucak’a geldi. Rus kaynakları bu Gagauzları “Bulgar göçmenleri” olarak tanımlamaktadır. (Radova-Karanastas 2012, 4) 1806’dan itibaren Ruslar Gagauzlara toprak bağışlamak suretiyle onların sadakatini kazanma girişimlerinde bulundu.

Kırım Savaşı’na kadar Rus İmparatorluğu’nun elinde bulunan Besarabya, 1856 Paris Antlaşması’yla BoğdanPrensliği’ne bırakılmıştır. Üç yıl sonra Eflak ve Boğdan birleşerek Romanya Prensliği’ni oluşmasıyla beraber bu bölge, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrasında imzalanan Berlin Antlaşması’na kadar Romanya Prensliği himayesinde kalmıştır. (Tarih Sözlüğü 2012) Bu antlaşma sonrası tekrar Rus topraklarına katılan bölge SSCB yıkılına dek fiilen Romenler ve Ruslar arasında gidip gelmiştir.

Erdel-Eflak-Boğdan bölgelerinin birleşmesiyle ortaya çıkan Büyük Romanya, Romen milliyetçiliğini besleyen bir unsurdur. Erdel bugün Romanya sınırları dahilindedir. Boğdan ise tarihte zaman zaman yukarıdaki örnekte olduğu gibi Eflak Prensliği’nin ve ardılı Romanya’nın hakimiyeti altına girmiştir. Ancak 19. yyın ikinci yarısında ilk defa Romen toprağı olan Eflak bölgesi çoğunlukla ayrı değerlendirilebilir. Bugün Romanya’yla aynı dili konuşan Moldova içerisinde vatandaşlar halen Romanya’yla olan bağı tartışmaktadır. Bunu daha ileri götürüp Romanya’ya birleşmek isteyen gruplar da mevcuttur. Bu durumda Ruslar ve Romenler arasında kalan Gagauzlar iki tarafta da değerlendirilememekte, bu tartışmada dışarı tutulan taraf olmaktadır.

5.      Komrat Respublikası’nın Kuruluşu

1905’te Rus Devriminin ilk dalgası gerçekleşirken, bu ayaklanmadan Gagauzlar ve Bulgarlar da etkilendi. Çiftçiler, aydınlar ve askerlerden oluşan gruplar Çarlık Rusyası’nın uygulamalarına başkaldıran Rus gruplar gibi kendi bölgelerinde güç arayışına girdi. Bir yıl boyunca ayaklanmacı gruplar Komrat içerisinde hazırlık yaptılar. (Kapaló 2011, 54)

Komrat, Gagauzların uzun zamandır yoğun olarak bulunduğu bölgeydi. Ancak bölgeye Bulgar devrimcilerin de ilgisi bulunuyordu. Hristo Botev ve PanayotHitov gibi Bulgar devrimcilerin yanı sıra Potemkin gemisinde bulunan KomratlıDimitriyTopçevKomrat’a geldi. Gagauz ayaklanmasının lideri üniversite öğrencisi AndreyGalatsan’dı. GalatsanOcak 1906’te çiftçilerin ayaklanmasını organize etti. (Gagauziya (Gagauz Yeri) Respublika Moldovada Avtonom-Teritorial Bilgesi 2012) Gagauz köylüler, 6 Ocak 1906’da Komrat Cumhuriyeti adı altında bağımsızlığını ilan etti. Beş gün süren bağımsızlık Rus askerlerinin bölgeye gelmesi, Galatsan’ın ve diğer ayaklanmacıların tutuklanmasıyla sona erdi. (Wikipedia 2013)

6.      İki Savaş Arası Dönem: Rus Mu Romen Mi?

Ekim 1917’de başlayan Bolşevik Devrimi esnasında İtilaf Devletleri içerisinde bulunan Romanya Krallığı, devrimi fırsat bilip Mart 1918’de Besarabya’yı ilhak etmiş ve kendi sınırları dahilinde Moldova vilayetini kurmuştur. SSCB bu vilayeti tanımamış fakat bu toprağı geri alması iç meseleleri yüzünden geç gecikmiştir. Bölgeyi ancak 12 Ekim 1924’de geri alabilen SSCB, Ukrayna’ya bağlı Moldavya Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Bu düzenlemede Gagauzlar Romen topraklarında kalmıştır. 1925’te Gagauzlara karşı yoğun Romen asimilasyon faaliyetleri yapılmıştır. Gagauzların bir kısmı bundan kurtulmak için Özbekistan Taşkent’e gitmiştir. Yine başka bir kısmı Brezilya-Romanya arasındaki bir antlaşmaya dayanarak ücretsiz gemi bileti, seyahat esnasında yemek, varıldığında da toprak imkanlarverilerek SãoPaulo’ya gitmek zorunda kalmıştır. Besarabya bölgesi 1940’a kadar Romen topraklarında bulunmuş, Molotov-Ribbentrop Paktı sonrası Moldavya Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’yle birleştirilerek bugünkü Moldova Cumhuriyeti toprakları halini almıştır. Ancak fiiliyatta Romanya İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’ya beraber Besarabya’yıele geçirmiştir. 1944’te Kızıl Ordu birlikleri tarafından geri alınmıştır. (Velev 2007, 116)

İki savaş arasındaki dönem Romen idaresi altında kalan Gagauzlar ciddi baskılara maruz kalmıştır. Örneğin 1931’de Komrat ahalisinden P. Kılçik, G. Domuzçu, F. Kermekçi gibi önde gelen tarımsal arazi sahipleri yasadışı faaliyetler gerekçesiyle tutuklanmıştır. Gagauzlar İkinci Dünya Savaşı’nda aktif olarak SSCB yanında yer almıştır.Anton Büyüklü, Vasili Margarit, Mihail Karamilev gibi isimler SSCB ordusunda komutanlık yapmıştır. Bu isimler Stalingrad’dan Kişinev’e kadar savaşarak Besarabya’nın geri alınması ve Moldova’nın bugünkü sınırlarına kavuşmasında büyük payları vardır. (Gagauziya (Gagauz Yeri) Respublika Moldovada Avtonom-Teritorial Bilgesi 2012)

7.      Gagauz Kültürünün Muhafazası

Gagauz kültürünün muhafaza edilmesinde 8. başlıkta anlatıldığı üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin rolü bulunmuştur. Ancak hiç şüphesiz Gagauz edebiyatçıları, aydınları ve fikir adamları eserlerle ve eğitim yoluyla Gagauzları ruhen ve manen besleyerek Romen, Rus ve Rum kültürü etkisinde kalıp asimile olmamalarını sağlamıştır. Bunun en önemli örneği,ailesi 19. yy.ın sonu 20. yy.ın başında Bulgaristan’dan Besarabya’ya göç etmek zorunda kalan Besarabya doğumlu “Ay Baba” Mihail Çakır’dır.

Aslen papaz olan Çakır, Çar I. Aleksandr döneminde Gagauz yerleşimcilere verilen göreli özgürlükleri iyi değerlendirmiştir. 1907’de ilk defa Gagauz dilinde “Hakikatin Sesi” adında bir gazeteyi yayın hayatına sokmuş, on beş kitap yazmış (Wikipedia 2013), 7 tane Rusça kitabı da Gagauzca’ya çevirmiştir. Dua kitaplarının yanı sıra yazdığı en önemli kitap “Besarabyalı Gagauzların İstoriyası”dır. Bu kitap, Atatürk tarafından okunmuş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Gagauz Türkleriyle ilişkilerinin başlamasında rol oynamıştır. Kitap Gagauzların etnik kökenini, kültürünü, sosyal ve ekonomik faaliyetlerini tanımlar niteliktedir. Örneğin “Gagauz kimdir?” sorusunu şöyle cevaplamaktadır: “Gagauzlar diil ne urum grek, ne bulgar, ne de romın, ne därus, ne dätürk, selcuk, ne dä kuman, ama türk soylu, çekilerlärevelkitürk uzlardan, türk oğuzlardan, nicägöstererprofessorİreçekMoşkov, akademik Radlov hem däprofesorManoff…” (Karanfil 2011, 38) Çakır’ın birçok okul, kilise ve sosyal alan yapımında emeği geçmiş; Türk dilini eğitim yoluyla yayarak kültürün muhafaza edilmesini sağlamıştır.

8.      Cumhuriyet Döneminde Gagauzlarla İlişkiler

Cumhuriyet dönemi Türkiyesi’nde Gagauz Türkleri ile ilgili resmi çalışmaların yapılması 1930’lu yıllarda Hamdullah Suphi’nin Romanya Elçiliğine atanmasıyla başlamaktadır. Sadece Romanya Büyükelçiliği değil Köstence ve Varna’da bulunan temsilciliklerde de Gagauzlar ile ilgili çalışmalar yetkililer tarafından başlatılmış ve raporlar halinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne gönderilmiştir. Bu raporlar oldukça benzer tespitler içermekte ve Gagauzların Balkanlar’daki varlığı ile ilgili detaylı bilgiler vermektedir. Genel itibarla, özellikle Hamdullah Suphi ‘nin Gagauzlarla ilgili yoğun çalışmaları bulunmakta, eğitimden, yakın ilişkilere varana kadar bu halkı Türkiye ile irtibatlandırmaktadır. Kaynaklarda, bu çalışmaların Türkiye Cumhuriyeti’nin neslinin buluşturulması ve kaynaştırılması gayesiyle yapıldığı açıkça ifade edilmektedir.

8.1.Varna ve Köstence Temsilcilikleri Raporları   

Hamdullah Suphi’nin “Gagauz Türkleri” başlıklı raporundan önce Varna ve Köstence temsilciliklerinden gelen raporlar Gagauzlar hakkında nüfus, yerleşim yerleri, dini durumları ve Türklerle olan ilişkileri hakkındaki görüşleri açısından önemlidir. 14.10.1930 tarihli 1228/189 numaralı raporda, Köstence Konsolosu M.Ragıp raporuna şu cümle ile başlamaktadır: “Romanya’nın Besarabya ve Dobruca kıtalarında, Bulgaristan’ın Varna Sancağında (Gagauz) denilen küçük bir kısım halk vardır ki ana dili Türkçe, mezhebi de Hıristiyan Ortodoks’tur.” (Anzerlioğlu 2006, 32). Bu konuda derinlemesine araştırma yapmak isteyen M. Ragıp, özellikle Romen kaynaklarına ulaşarak birçok bilgi edinmiştir. Raporunda Gagauzlar için söylediği cümleler Gagauzlarla ilgili genel bilgiler içermektedir.

“Gagauzların Türkülerinde öz ilinden bahis vardır”, “Asıl menşeinden bugün de bihaber”, “Bu küçük kabile hakkında tarihlerde hiçbir söz geçmemiştir; bu da o kabilenin kemiyet ve keyfiyet itibariyle gayet ehemmiyetsiz olmasından ileri gelmiştir.” (Anzerlioğlu 2006, 33)

Ayrıca Dobruca’daki Gagauz nüfusunun 20.000, Besarabya’ da 30.000 ve Varna’da da 7000 olduğunun tahmin edildiğini belirtmektedir. Buna ek olarak, ilgi çekici bir bilgi veren M. Ragıp, “Burgaz tarafında da pek az bir kısım var ise de tamamıyla Rumlaşmış, kendisini unutmuştur. Bugün kendisini Rum ırkına mensup bilmektedir. Besarabya’dakiler dahi kendilerini Slav gibi tanımakta ve Türk Devleti’nin bu kıtayı teshiri üzerine kendi İslav dilini bırakarak Türk dilini almış olduklarını zannetmektedirler” demektedir. (Anzerlioğlu 2006, 33)  Bu tespite bakılacak olursa Gagauzlar uzun müddet Türk etkisi altında kaldıklarını düşünmekte ve bu yüzden Türkçe konuştuklarını sanmaktadırlar. Kendi etnik ve tarihi kökenlerinin farkında olmayan Gagauzlar için temsilcilik yetkililerinin bu sorumluluğu üzerlerine alarak bir bilinçlendirme hareketi başlatmaları bu yüzden tesadüf değildir.  Hamdullah Suphi gayesini bizatihi şu cümlelerle ifade etmektedir;

“Bu Hıristiyan Türkler memleketimize celbettikleri ve aynı nesilden olan Anadolu Türkler ile ihtilatları temin olunabildiği takdirde Oğuz neslinden bir kütlenin Bulgarlaştırılmasının önüne geçilmiş olmakla beraber neslimize dolayısıyla tarihimize pek büyük bir hizmet ifa edilmiş olunur” (Anzerlioğlu 2006, 35)

Hamdullah Suphi’nin bu konuda yoğun gayret ve ısrar ettiğini şu cümlelerinden anlamamıza rağmen 1923’de Ortodoks Karaman Türklerinin mübadeleye tabi tutulduğu gerçeğini unutmuş olmasa gerektir. Bu açıdan Ortodoks Gagauz Türklerinin Türkiye’ye göçü hususunda ümit beslemesi ve bu hususta talepte bulunması oldukça ilginçtir.

“Eğer Türk milliyetperverliği, eski Rumeli’nin koskoca bir parçasında asırlardan beri anadillerini sadakatle muhafaza eden bu iyi ahlak sahibi, sağlam ve güzel Türk halkı ile alakadar olmaya başlar ve bunlara tarihi hakikati telkin ile kendilerini Türk camiasına davet ederek başka milletler arasında büsbütün eriyip kaybolmalarına mani olursa ve nihayet ümit ve temenni ettiğim üzere Anadolu’nun kapılarını Türk ırkının bu öz evladına açar ve eski maruf tesamuhuna göre onlara dini hürriyetleriyle beraber yer ve yurt gösterirse boş olan Anadolu kendisine sadakatla ve merbut kalacağı muhakkak olan yep yeni bir kuvvet kazanır…” (Duman 2008, 36).

Ayrıca Gagauzların Türkiye’ye göçü meselesi ilk başlarda temsilcilikler aracılığı ile görüşülürken, bu konu kamuoyuna ancak 1936 yılında Yaşar Nabi Nayır’ın Ulus gazetesinde yazmış olduğu makaleler vasıtasıyla intikal etmiştir. Yaşar Nabi Bey 1935 yılı içinde Balkan ülkelerine bir gezi yapmış ve bu makaleleri de Romanya’daki izlenimlerine dayalı olarak kaleme almıştı. Yaşar Nabi Bey bu makalelerde Romanya’daki Gagauzların Türklükleri hakkında bilim adamlarınca ortaya konulmuş “ilmî” delilleri ayrıntılı biçimde anlatmış ve Gagauzların Türkiye’ye göç etmek hususunda ne kadar istekli olduklarını ifade etmiştir.

Yukarıdaki bilgilerin yanında ifade edilmesi gereken bir husus daha bulunmaktadır. Bu da Türkiye Cumhuriyeti tarafından 1923-1938 tarihleri arasında Romanya’dan ve Balkanlar üzerinden gelen göçlerde sadece Müslüman Türklerin göçüne izin verilirken Hristiyan Gagauzların göçüne soğuk bakılmıştır. (Duman 2008, 23) Bu sebeple Hamdullah Suphi ve diğer temsilcilerin çabalarının tam anlamıyla karşılığını bulduğu söylenemez. Bunun yanında Gagauzların Romanya’da bulunan Müslüman Türk nüfusunun haklarına, azınlık sayılmadıkları için, sahip olmadıkları da bilinmektedir.(Duman 2008, 26)Bu ikilem Türkiye Cumhuriyetinin Gagauz Türkleri ile ilişkilerini geliştirememesinde büyük etkenlerden biri olarak görülebilir.

9.      Sovyetler Birliği Sonrası

1980lerde Gorbaçov SSCB’si glasnost (açıklık) ve perestroika (yeniden yapılanma) adları altında iki düzlemde reform çalışmaları başlattı. Bu çalışmalar sonrasında Soğuk Savaş bitirilmiştir. Ancak SSCB dağılırken ve dağıldıktan sonra mikro-milliyetçiliklerin ve dini/etnik uyanışlar güç boşluğunu doldurdu. Moldova’daki Rus ve Gagauz azınlıkların milli bilinçlerini ortaya koyması Moskova’dan kopmanın getirdiği güç boşluğunun doldurulması anlamına gelmektedir. Ancak diğer bir taraftan paradoksal bir şekilde bu gruplar Sovyet yanlısı olagelmişlerdir. Zira bağlı oldukları ülkenin hakim kültürü altında ezilmemeleri için Moskova onlara göreli özerklikler ve imkanlar bahşetmiştir. Bunu yapma sebepleri de SSCB mensubu ülkelerin bölünmeleri ve kendi başına politika üretemeyip Moskova’ya bağlı kalmalarının istenmesidir.

Diğer Sovyetler bakiyesi ülkelerde olduğu gibi Rus etkisi altındaki Transnistriya ve Gagauz yoğunlukla Gagauziya buna iki iyi örnektir. Transnistriya bölgesi Ukrayna’yla sınırda bulunan tampon bölgedir. Rusya Federasyonu burada askeri mühimmat ve personel bulundurmaktadır. Ukrayna’yla Moldova’nın ilişkilerini belirleyen ve Rusya’nın buralardaki hakimiyetini pekiştiren bölge, aynı zamanda nispeten kontrolsüz olduğundan iki ülke arasında kaçak mal ve insan geçişine imkan tanımaktadır. Bu bölge 1992’de Transnistriya Savaşı sonrası tek taraflı bağımsızlığını ilan etmiş olup BM üyesi hiçbir ülke tarafından da tanınmamaktadır.

Oysa Gagauz Yeri 1994’te otonomluğunu ilan etmiş olan, hem Rusya hem de Moldova tarafından tanınan bir ülkedir. Kendi hükümeti, nüfusu, toprağı, radyo/televizyon/eğitim faaliyetleri vardır ve her türlü faaliyeti Gagauz dilinde gerçekleştirmektedir. Bunların hepsi Gagauz uyanışının eseridir ve adım adım gerçekleşmiştir.

9.1.Transnistriya

Transnistriya (Trans-dinyester) denilen yer adından da anlaşılacağı üzere Dinyester nehrinin ötesidir. 90lara gelindiğinde bu bölgenin yaklaşık dörtte biri Rus, dörtte biri Ukraynalı ve nihayet geri kalanı Moldovanlardan oluşmaktaydı. (Kolstø, Edemsky ve Kalashnikova 1993, 976)Rusya Federasyonu’nun 14. Ordusunun bölgede bulunması, SSCB sonrası Romanya’yla birleşme fikri, bölgede yaşayan Ukraynalı nüfus ve Moldova’nın kendi başına bağımsız bir devlet olabilmesini fikrini destekleyen grup bölgede fiilen dört farklı devletin (Moldova, Rusya, Romanya, Ukrayna) güç mücadelesine sahne oluyordu.

Tansiyonun ana unsuru Romen yanlısı Moldavya milliyetçilerinden oluşan Halk Cephesi’ydi. Halk Cephesi, ülkedeki Gagauz, Ukrayna ve Rus etnik unsurlarını kabul etmiyordu. 1940 Molotov-Ribbentrop Paktı ile Rusya’ya bağlanan Besarabya bölgesininpaktın geçersizliğini öne sürerek Romanya’ya bağlanması gerektiğini düşünüyorlardı. Bölgedeki azınlıklar bundan tedirgindi. (Avram 2010, 8)

Tansiyonun ilk çıktığı olay SSCB dağılmadan önce Ağustos 1989’da Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Parlamentosu’nda çıkan dil yasasıydı. Bu yasaya göre Romence ve Rusça iki resmi dil oluyordu.Moldovanlar uzun yıllar Kiril alfabesini kullanıyordu. Rusça SSCB zamanında anadildi. Yasanın kabul edilmesinden bir yıl sonra Kişinev Devlet Üniversitesi’nde daha önce Fransızca ve İngilizce gibi yabancı dil kabul edilen Romence iyice yerleşmişti. (Chinn 1993, 309; 312) Aynı yıl Rusça eğitim veren bölümlere ilgi ise %50 oranında düştü. (Kolstø, Edemsky ve Kalashnikova 1993, 982) Bu durum Gagauz, Rus ve Ukraynalı azınlığı Romence öğrenmeye zorluyordu. Dinyester’in batı kanadında ise günlük hayatta Kiril alfabesi ve Rusça kullanılmaya devam etti.

Ocak 1990’da Tiraspol’da daha sonra da Bender’de ayrılıkçı referandumlar düzenlendi. Bu şehirlerde bulunan Moldovanlar da dahil bütün etnik gruplar genel itibarıyla Rus yanlısı ve Rusça konuşmayı arzulayanlardan oluşuyordu. Daha da önemlisi Sovyetler sırasında ve sonrasında ekonomik “otarşi” genel modaydı. “Her yerde insanlar ürettiklerini kendisine saklamak istiyordu.” (Kolstø, Edemsky ve Kalashnikova 1993, 982-983) Bölge Pridnestrovya Moldavya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adı altında 2 Eylül 1990’da bağımsızlığını ilan etti.

Ülke, SSCB yıkıldıktan sonra Birleşik İşçi Kolektifleri Konseyi isimli siyasi hareketin lideri IgorSmirnov (Smirnov 2011 yılına kadar başkanlığı sürdürmüştür.) Başkanlığında 1991 yılında Pridnestrovya Moldova Cumhuriyeti adı altında yönetilmeye devam etti.

2 Mart 1992’de Transnistriya Savaşı patlak verdi. Rusya ve Ukrayna Ulusal Savunma Partisi’nin Pridnestrovya Moldova Cumhuriyeti karşısında Romen ve Moldovanlardan oluşan bir güç bulunmaktaydı. Savaşın sürdüğü iki ay içerisinde 15 bin kişi hayatını kaybetti. Savaş esnasında Yahudilerin bir kısmı İsrail’e, Rusların bir kısmı Rusya’ya, Gagauzların bir kısmı Türkiye’ye göç etmiştir. İşin ironik yanı savaşın başladığı tarih aynı zamanda Moldova Cumhuriyeti’nin BM tarafından tanındığı tarihtir. (Velev 2007, 76) Savaş sonrasında uzun yıllar AGİT’in arabulucuğunda Moldova, Rusya ve Pridnestrovya müzakereler yapılmış, ancak bu durum halen çözüme bağlanamamıştır. Transnistriya ve Gagauziya mukayesesine 9.3 sayılı maddede yer verilecektir.

9.2.Gagauz Yeri

12 Kasım 1989’da Komrat’ta toplanan meclis (Halk Topluşu), Gagauz Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni tek taraflı olarak ilan etmiştir. Kişinev, bu bağımsızlık ilanını ilk etap tanımamış ve yasal bulmamıştır. Dolayısıyla Gagauz halkı merkezi hükümetle çatışmalara başlamıştır. Eylül 1990’da Stepan Topal Gagauz Yüksek Sovyeti’nin Başkanı seçilmiştir. Böylelikle siyasi yapı daha çok güçlenmiştir. (Wöber 2013, 10)

Gagauzlar, bu dönemdeki siyasi mücadelelerinin yanında kültürel olarak da ciddi yol kat etmiştir. Örneğin Gagavuzlar arasında okuma yazma oranı oldukça yüksekti. Bunu Rus idaresinde devlet okullarına bağlayan araştırmacılar mevcuttur. Ayrıca o dönemde Gagavuz Türkçesiyle eğitime pek izin verilmemesine rağmen bütün çocukların ilkokula gitmesi zorunluydu. Bu okulların öğretmen ihtiyacı Komrat’ta bulunan bir öğretmen okulundan karşılanmaktadır. 11 Şubat 1991 ta-rihinde yine Komrat’ta Gagavuz Devlet Üniversitesi açılmıştır. (Güngör, Gagavuz Türkleri 1998, 16) Bu kültürel dönüşüme Gagauz Uyanışı denilmektedir. Bu dönüşüm 1980lerin ikinci yarısında başlayan Gagauz Halkı adındaki hareket yoluyla gerçekleştirilmiştir. Gagauz Halkı dil haklarının yanı sıra ekonomik kalkınma ve yatırım taleplerini açıkça Kişinev yönetimine iletmiştir. (Crowther 1991, 194)

Dil, eğitim, özerklik, yatırım gibi taleplerin Gagauz Halkı hareketi ve de factoKomrat yönetimi tarafından dile getirmesi Moldova tarafından ciddi şekilde bastırılmaya çalışılmıştır. Örneğin Ekim 1990’da Romanya’dan gelen 50 bin gönüllü milis ve polis Gagauz köylerini barikatlarla çevirmiştir. Buna karşılık olarak Gagauzları desteklemek adına 800 kişilik ellerinde bol miktarda makineli tüfek bulunan bir grup da Ukrayna’dan Komrat’a gelmiştir. İç savaşın eşiğinden dönülürken iki kişi ölmüştür. (Velev 2007, 128)

27 Şubat 1994’te Moldova’da ilk defa çok partili seçim olmuştur. %79’luk katılımla gerçekleşen seçim sonrası Çiftçi Partisi 104 sandalyenin 56’sını alarak iktidara gelmiştir. Parti, bağımsız Moldova fikrini benimseyip Romanya’yla birleşme fikrine soğuk bakıyordu. Bir ay sonra Romanya’yla birleşme adına bir referandum düzenlendi. %70 oyla bağımsız kalma kararı çıktı. Bu etnik azınlıkları Romenleşme tehdidinden koruyacaktı. 27 Temmuz’da ise Moldova Parlamentosu insan haklarına ağırlık veren yeni bir anayasayı kabul etti. Bu anayasa aynı zamanda Gagauz Yeri’ne otonomluk veriyordu. 23 Aralık 1994’te de resmen Gagauz Yeri’nin otonomisi Moldova Hükümeti tarafından tanınmış oldu. (Minorities At Risk 2010)

“Gagauz BaskanıStepan Topal, 19 Nisan 1994’te “Gagauz Yeri” otonom Gagauz bölgesinin kurulması projesiyle ilgili yapmış olduğu konuşmasında, Moldova Cumhuriyeti’nin bütünlüğü ilkesini vurgulayarak, Gagauzların bu amaçlarının üzerinde durmuştur.” Bu esnada dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Moldova’ya düzenlediği resmi ziyaretinde Moldova Cumhurbaşkanı’yla beraber Gagauz Yeri’nin Çadır-Lunga kentinde görüşmüştür. Bu görüşmede su sorununu çözmek için 35 milyon dolarlık kredi açmak istemiş ancak Moldova bunun sadece 15 milyon dolarlık kısmını kabul etmiştir. (Velev 2007, 134; 146)

2000lere gelindiğinde Türkiye’nin Gagauz Yeri’ne yaptığı yatırımlar gözle görülür bir artış yaşamıştır. Özellikle Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) eliyle yaptığı yatırımlar arasında Gagauz köylerine su yatırımları, stadyum, okul ve bina restorasyonları, eğitim ve radyo/televizyon yatırımları bulunmaktadır. Bilhassa Gagauz Radyo Televizyonu (GRT) ile TRT arasında 2012 imzalanan bir protokol sonrasında GRT’nin teknik donanımı TİKA üzerinden TRT tarafından yenilenmiştir. Hatta GRT’de TRT’nin bazı programları yayınlanıp eksik kalan yayınlar doldurulmaktadır. Gagauz Yeri’nin Başkanı Mihail Formuzal Gagauz Yeri’ne yapılacak yatırımlarda vergi uygulamayacağını söylemiş, Gagauzya’da üretim yapıp Gagauzya üzerinden Ukrayna ve Romanya pazarlarına açılabileceğini beyan etmiştir. (TİKA 2012) Gagauzların haricinde Türk girişimcilerin Moldova genelinde yaptığı yatırımlar da önemlidir. Özellikle Summa şirketi geçen sene ve içinde bulunduğumuz sene AVM, rezidans ve otel yatırımlarını tamamlamıştır. 2013 itibarıyla vizelerin kaldırılmasıyla beraber yatırımların daha da artacağa öngörülmektedir.

9.3.Transnistriya ve Gagauzya Mukayesesi: Tartışma

Gagauzya ve Transnistriya aynı dönemlerde bağımsızlıklarını ilan eden iki bölge olsa da aralarında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Her ne kadar iki bölge de SSCB sonrası uluslararası hukukun self-determinasyon hakkından yararlanıyor gözükseler de bu hakkı ne kadar hak ettikleri tartışmalıdır.

Gagauzya’da yaşayan Gagauzlar ortak bir dil, kültür ve teritoryal bütünsellik içerisinde değerlendirilen bir halktır. Bugün Gagauz Yeri’nde sadece 160 bin kadar Gagauz bulunsa da bu ortak unsurlar onları tutarlı bir halk haline getirmektedir. Oysaki bugün yaklaşık 800 bin nüfuslu Transnistriya içerisinde Ukraynalı, Rus, Moldovan halkları bulunmaktadır. Her ne kadar ortak dil ve dine sahip olsalar da etnik bakımdan farklı gruplara mensup olan bu gruplar bu ülkede heterojen halde bulunmaktadır.

İkinci olarak Transnistriya bölgesinin Rusya tarafından sınıra dik olarak oluşturulduğu çok açıktır. Buraya 14. Orduyu yerleştiren Ruslar Karadeniz üzerindeki hakimiyetlerini pekiştirmek için bölgeyi bir enstrüman olarak kullanmaktadır. Kuzey Osetya ve Abhazya örneklerinde olduğu gibi buraya merkezi hükümet aleyhinde haklar vererek kendilerine sadık hükümetler yaratmaktadır. Böylelikle merkezi hükümetler güçlendiğinde ya da Batı eksenine doğru kaydığında bu unsurları aktive ederek karışıklık çıkartıp varlığını hissettirmektedir. Bu durumu salt Soğuk Savaş zamanıyla açıklamak pek doğru değildir. Çünkü Sovyet bakiyesi ülkelere Batı göz dikmektedir. AB üyeliği (ör. Romanya) veya NATO üyeliği (ör. Ukrayna denemesi) gibi havuçlar vererek Batı eksenine çekmeye çalıştığı bölgelere yerleştirdiği mikro devletlerle adeta “ben hala buradayım” demektedir. Transnistriya içerisinde bulunan halklar tutarlılık göstermezken Gagauz veya Abhaz örneklerinde ise tarihsellik ve tutarlılık arz eden halklar bu güç mücadelelerinin unsurları olagelmiştir. Dolayısıyla güç dengesini yakalamak için veya Rusya Federasyonu (ya da selefi SSCB) eliyle bazen yapay bölgeler de oluşturulabilmektedir.

Son olarak Ruslaşma ile Romenleşme arasında kalakalan Moldova’ya bakacak olursak, azınlıklar ve Moldovanlar için bunlardan birinin tercihi bir “kazan-kaybet” oyunudur. Romanya’yla birleşilmesi halinde Romence konuşan Moldovanlar güçlenecek ve ülkenin ana unsuru olma statülerini sürdürecektir. Ayrıca AB’ye otomatikman katılacak AB’nin getirdiği faydalardan nasiplerini alabilecektir. Ancak bu halde Gagauz, Rus ve Ukraynalı azınlıklar kültürlerini ve dillerini korumak konusunda ciddi bir sıkıntıya girecek, ikinci sınıf vatandaş statüsüne geçecektir. Bu da özellikle bu çalışmanın konusu olan Gagauzların XIII. yy.dan beri bölgede korumaya çalıştıkları varlıklarını ciddi şekilde tehdit edecektir.

Nüfusu bu kadar az ve önemsiz gibi gözüken Gagauzların bölgede varlıklarını asırlardır sürdürmeleri ve Türk-Şaman-Ortodoks karışımı kültürlerini korumaları hayli ilginçtir. Küreselleşmenin günümüzdeki safhasında Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgeye yaptığı girişimler hayli ilginç ilişkileri beraberinde getireceği çok açıktır. Bu tarz girişimler sadece Gagauzlar adına değil Türkiye’nin bölgedeki varlığını pekiştirmesi adına önemli adımlar olacağı umulmaktadır.

 

Gün TaşGün Taş

Uluslararası İlişkiler Uzmanı

Yazarın tüm yazıları için tıklayın. Yazara E-Posta atmak için tıklayın.

 

Kaynakça

Anzerlioğlu, Yonca. «Bükreş Büyükelçisi Hamdullah Suphi ve Gagauz Türkleri.» bilig, 2006: 31-51.

Avram, Andrei. «Territorial Autonomy of the Gagauz in the Republic of Moldova: A Case Study.» Academos. Leipzig Moldova-Institut. 2010. http://academos.ro/sites/default/files/biblio-docs/102/avram.pdf (3 24, 2013 tarihinde erişilmiştir).

Bal, Mehmet Suat. «Türkiye Selçuklu Devleti Tarihinde Bir Dönüm Noktası: II. İzzeddin Keykavus Dönemi.» Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi 24, no. 38 (2005): Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü.

Chinn, Jeffrey. «The Politics of Language in Moldova.» Demokratizatsiya, 1993, Spring b.: 309-315.

Cin, Turgay. «Milletlerarası İlişkilerde Yunanlaştırma (Asimilasyona) İlişkin İki Örnek: Kalaşlar ve Gagavuzlar.» Karadeniz Araştırmaları, no. 25 (2010): 11-50.

Crowther, William. «The Politics of Ethno-National Mobilization: Nationalism and Reform in Soviet Moldavia.» Russian Review, 4 1991: 183-202.

Demir, Necati. «Türkleri, Saltıkname ve Selçukname Işığında Gagauz Türkleri.» Zeitschrift für die Welt der Türken 3, no. 2 (2011): 5-19.

Duman, Önder. «Atatürk Döneminde Romanya’dan Türk Göçleri.» bilig, 2008: 23-44.

Etnik ve Entegrasyon Sorunlarında İşbirliği Ulusal Konseyi. 2006. http://translate.google.com/translate?hl=en&sl=auto&tl=en&u=http%3A%2F%2Fwww.nccedi.government.bg%2Fprint.php%3Fcategory%3D83%26id%3D247%26print%3Dyes (2013 tarihinde erişilmiştir).

Gagauziya (Gagauz Yeri) Respublika Moldovada Avtonom-Teritorial Bilgesi. 14 12 2012. http://ge.gagauzdunnesi.md/2012-12-12-11-39-12/12-2012-12-12-11-29-16.html (04 28, 2013 tarihinde erişilmiştir).

Güngör, Harun. «Gagavuz Türkleri.» T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. 1998. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-18398/h/gagavuzturkleri.pdf (3 18, 2013 tarihinde erişilmiştir).

Güngör, Harun, ve Mustafa Argunsan. Gagauzlar. Istanbul, Beyoğlu: Ötüken Yayınları, 1998.

Hatlas, J, ve M Zyromski. «Bucak’taki Gagauzların Hayatında Din.» TÜBAR, no. XXIX (2011): 533-549.

Kapaló, James A. Text, Context and Performance: Gagauz Folk Religion in Discourse and Practice. Leiden: Koninklijke Brill NV, 2011.

Karanfil, Güllü. «Gagauzlarin Milli Lideri Mihail Çakır.» Turan Stratejik Araştırmalar Merkezi Dergisi 3, no. 12 (2011): 37-41.

Kolstø, Pål, Andrei Edemsky, ve Natalya Kalashnikova. «The Dniester Conflict: Between Irredentism and Separatism.» Europa-Asia Studies, 1993: 973-1000.

Manov, Atalas. Gagauzlar. Çeviren M. Türker Acaroğlu. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2001.

Minorities At Risk. 16 07 2010. http://www.cidcm.umd.edu/mar/chronology.asp?groupId=35901 (03 26, 2013 tarihinde erişilmiştir).

Radova-Karanastas, Olga. «Osmanlı-Rusya-Moldavya Davranışları Çerçevesi İçerisinde Güney-Doğu Avrupa Gagauzların Etnik Tarihi.» Turan Stratejik Araştırmalar Merkezi Dergisi 4, no. 15 (2012): 142-149.

Tarih Sözlüğü. 2012. http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=71 (04 27, 2013 tarihinde erişilmiştir).

TİKA. 2012. www.tika.gov.tr (2013 tarihinde erişilmiştir).

Velev, Roman. «Moldova’da Ulusal Azınlıklar ve AGİT’in Rolü: Gagauz Örneği.» Istanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı, 2007.

Wikipedia. 7 3 2013. http://gag.wikipedia.org/wiki/Mihail_%C3%87akir (04 25, 2013 tarihinde erişilmiştir).

Wikipedia. 24 7 2012. http://gag.wikipedia.org/wiki/Komrat_Respublikas%C4%B1 (04 25, 2013 tarihinde erişilmiştir).

Wöber, Siegfried. «Making or Breaking the Republic of Moldova? The Autonomy of Gagauzia.» European Diversity and Autonomy Papers, 2 2013.

 

Politik Akademi (131 Posts)

2007'den bu güne "Değiştirmek için anlamak, anlamak için Politik Akademi" sloganıyla "Dünya"nın haber ve analizini veriyoruz...


By


Readers Comments (3)

  1. AV.Meric says:

    Cumhuriyet ilk dönem Türk milliyetçiliği ve oluşturulmak istenen homojenik yapının beraber ele alınması Türkleşmiş Osmanlı vatandaşlarının nüfus mübadeleleri ile yer değişimi beraber ele alındığında oldukça ilginç bir ironi oluşturdukları düşünüyorum daha öncesinde kısa bir bilgi sahibi olduğum bu durumla ilgili ayrıntılı inceleme için teşekkürler.

    • Gün TAŞ says:

      değerlendirmeniz için ben teşekkür ederim, faydalanabildiyseniz ne mutlu…

  2. AHMET YILMAZ says:

    merhabalar,
    çok güzel bir araştırma.onu kullanmak istiyorum.izin verirseniz.
    selamlar.