AB » Konuk Yazar » Makale Analiz » Manşet » ULUSLARARASI İKTİSAT

Euro Krizinin Kurum ve Politika Çerçevesinde İncelenmesi

Ocak 1, 2014   ·   1 Comments

Euro Krizinin Kurumlar ve Politikalar Çerçevesinde İncelenmesi

Giriş

2007 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde başlayıp, domino etkisi ile diğer ülkeleri de etkileyen finansal kriz, Avrupa Birliği ( AB) üye ülkelerinde de etkisini derin bir şekilde göstermiştir. 2008 yılından itibaren borç krizine dönüşen küresel kriz, Avrupa birliğinde Euro Krizi olarak anılmaktadır. Euro bölgesindeki ülkelerin birbirlerine karşılıklı bağımlı olması bazı birlik ekonomi politikalarının üye devletlerden alınıp, ulus-üstü düzeyde yönetilmesi, ülkelerin ekonomi yönetimlerini güçleştirmiş ve bazı sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İtalya gibi ülkelerin aşırı borç krizi, bütçe açığı gibi makroekonomik sorunların yanında, Avrupa Birliği’nin yapısal problemleri nedeniyle de kriz derinleşmiş ve krize karşı yapısal önlemlerin alınmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu makalede genel olarak, Euro krizinin nedenleri, bu nedenler çerçevesinde kriz sürecinde Avrupa Birliği tarafından alınan yapısal önlemler incelenmiştir. Son olarak Avrupa Birliği’nin geleceğine yönelik bazı senaryolar üzerinde durulmuştur.

Küresel Krizin Avrupa Birliğine Etkileri- Euro Krizi

Geçtiğimiz son birkaç yılı Avrupa Birliği(AB) için ekonomik krizle mücadele yılı olarak nitelendirmek yanlış olmaz. Başta Yunanistan, İspanya ve İtalya olmak üzere bazı üye devletlerin karşı karşıya kaldıkları ekonomik kriz boyunca Avrupa Birliği, ekonomik sorunlara ve bu kapsamda oluşturulacak mali, finansal ve kurumsal politikalara daha fazla odaklanma ihtiyacı hissetti.1 2008 yılı Eylül ayında, ABD’nin dördüncü büyük yatırım bankası olan Lehman Brothers’ın iflas etmesiyle patlak veren kriz, kısa sürede tüm dünyaya yayılarak küresel çapta bir mali ve reel sektör krizine dönüşmüştür. Krizin olumsuz etkileri Avrupa Birliği(AB)’nde de ciddi boyutlarda hissedilmiş ve Euro alanı 2009 yılında % 4,1oranında küçülerek tarihindeki en büyük daralmayı yaşanmıştır. Krizi yaşayan AB üyesi ülkelere bakıldığında, krizin her ülkede farklı nedenlerden dolayı kaynaklandığı görülmektedir. Örneğin, Yunanistan’da yaşanan kriz temel olarak kamu sektörü kaynaklı olarak çıkarken, İrlanda’da bankacılık ve emlak sektöründeki zayıflıklar krizi tetikleyen unsur olmuştur. Portekiz’de cari açığın oldukça yüksek seviyelerde olması ve bankacılık sektörüne ilişkin riskler krizi tetiklerken, İspanya’da ise yetersiz iç ve dış talep nedeniyle iktisadi faaliyetin kriz öncesi düzeye kıyasla oldukça düşük seviyelerde seyretmesi ve işsizlik oranının %20’ler civarında olması kırılganlığı arttırmaktadır. 2 Avrupa Birliği, tarihsel olarak ekonomik bütünleşme amacıyla ortaya çıkmış, tek pazarın ve ekonomik ve parasal birliğin tamamlanmasından itibaren siyasal bütünleşmeye doğru gitmektedir. Sürmekte olan kriz ile birlikte, Avrupalı ülkelerin siyasi bütünleşme yolunda bazı sorunların ortaya çıktığı görülmektedir. Üye ülkelerin özellikle ekonomi politikalarının yönetimindeki zafiyetleri ve ülkelerin birbirinden bağımsız olarak ekonomilerini yönetme isteği krizin çıkmasındaki en önemli neden olarak görülmektedir. Bunun yanında, AB sadece ekonomik ve ticari ilişkiler açısından değil aynı zamanda finansman/borçlanma açısından da derin bütünleşme içine girmiştir. Böylesi bir ortamda bir ülkenin krizi kısa sürede diğer ülkelerin krizi haline gelebilmektedir. Nitekim son Euro Bölgesi krizinde olan da budur. Ülkelerin birbirlerine bu kadar borçlu olduğu, karşılıklı ekonomik ve ticari ilişkilerin böylesine derinleştiği bir ortamda AB bir bütün olarak domino etkisine açık haldedir. AB’nin dünyanın en büyük ekonomik bloku olduğu gerçeği dikkate alındığında tüm sistem riske girmektedir. Bu nedenle AB üyesi ülkelerin ‘’ her koyun kendi bacağından asılır ‘’ felsefesinden hareketle izolasyonist ya da ulusal öncelikleri mutlaklaştıran bir anlayışla hareket etmesi sorunları çözmeyeceği gibi ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan çok daha büyük sorunlar doğurabilecektir. 3

Küresel krizin Avrupa Birliği’nde derinleşmesinin ve yapısal bir sorun haline gelmesinin en önemli nedenlerinden birisi de üye ülkelerin Maastricht Kriterleri dediğimiz, Avrupa Birliği’nin kurucu antlaşması çerçevesinde ortaya konulan ekonomik kriterlere uymamasından kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda ekonomik ve parasal birliğin oluşumunu da ortaya koyan Maastricht antlaşmasında devletlerin parasal birliğe girebilmeleri için bir takım kriterler belirlenmiştir. Küresel krizin Euro krizi olarak gelişmesinde üye ülkelerin bu kriterlere yeterince uymamasında kaynaklandığını görmekteyiz. Ekonomik ve Parasal Birlik (EBP) ‘ye katılım için parasal kriterler ( fiyat istikrarı, faiz oranı, döviz kuru) ve mali kriterler (bütçe açığı, GSYİH oranı %3, kamu borcu, GSYİH %60 ) olmak üzere bu iki kriterin yerine getirilmesi şartı konulmuştur. Bu şartların yerine getirilmesi Ekonomik ve Parasal Birliğe katılım için gerekli iken para ve döviz kuru politikaları AB ortak politikası, maliye politikaları ise ulusal yetki politikası olarak belirlenmiştir. Ortak para birimi Euro’nun 17 üye ülke tarafından kabul edilmesiyle para politikalarını yönetmek ulus üstü bir organa Avrupa Merkez Bankası’na aktarılmıştır. Para politikalarındaki kararların birlik düzeyine aktarılması ile artık faiz politikaları Euro’yu kabul eden üye devletler açısından bağlayıcı duruma gelmiştir. Ancak para politikasının ulus üstü bir organa aktarılıp maliye politikalarının üye devletlerin yetkilerine bırakılmasıyla önemli bir sorun ortaya çıkmıştır. Çünkü iktisat kuralı olarak para politikası ile maliye politikası birlikte yürütülmelidir. Buna göre EPB’nin parasal boyutu tam anlamıyla AB politikası olurken, ekonomik boyutu üye ülkelerin yetkisi içerisinde kalmıştır. Bu nokta Euro krizinin çıkış sebebi olmuştur. Çünkü parasal birliğin parasal boyutu tamamlanmış ancak ekonomik boyutu tamamlanmamıştır. 4 Euro bölgesinin inşası ile birlikte üye ülkeler, para politikası ile ilgili her türlü tasarruf haklarını topluluk düzeyine devretmiştir. Bu kapsamda, Avrupa Merkez Bankası, tüm üyeler adına para politikası konusunda karar verme gücünü tekeline almıştır. Para politikasının birlik düzeyine devredilmiş olması, ekonomik bütünleşme konusunda Avrupa’yı en üst düzeyde ortaklığa taşıyan bir gelişme olmuştur. Ancak, ekonomik ve parasal birlik, mimarisi itibariyle asimetrik bir yapılanmadır. Zira, para politikasıyla uyumlu bir yetki transferi maliye politikası alanında gerçekleştirilememiş, avro kullanan üye ülkeler başta vergi politikası, iş gücü piyasasının düzenlenmesi ve rekabet politikaları olmak üzere, maliye politikasına ilişkin pek çok alanda ulus- devlet düzeyinde yetkilerini kullanmaya devam etmiştir. Örneğin bu dönemde, Yunanistan, İspanya gibi avro bölgesinin ‘’ çevre grubu ‘’ ülkeleri, tek bir para politikası nedeniyle ‘’ merkez grubu ‘’ ülkelerle aynı politikaya tabi olmuşlar, ancak dış ticaret, iş gücü piyasası ve kamu borçlanma politikaları açısından farklılaşan pratikler geliştirmişlerdir.5 Özet olarak, AB’nin Euro bölgesinde, egemenliğin en önemli göstergelerinden sayılan ‘’ para basma yetkisi ‘’ devredilirken kamu maliyesi ile ilgili yetkilere dokunulmamıştır. Öte yandan Euro bölgesinde ekonomik ve parasal birlik çerçevesinde Avrupa Merkez Bankası kurulmasına karşın, uluslar üstü bir hazine yapılanmasına da gidilmemiştir. Maastricht Antlaşması’nın Euro bölgesi için öngördüğü bu yapılanma modeli, Euro krizinin derinleşmesinin en önemli nedeni olarak ortaya çıkmaktadır.6

Euro Krizini Önlemeye Yönelik Geliştirilen Mekanizmalar

Küresel finansal krizin Avrupa birliğini etkilemesinden sonra, birlik düzeyinde yapısal önlemlerin alınması ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmaların en önemlisi yönetişim mekanizmasının oluşturulma çalışmalarıdır. Kriz süresi boyunca, birbirinden farklı ekonomi politikaların uygulanmasından dolayı ortaya çıkan karmaşıklığın giderilmesi ve Avrupa Birliğinin geleceğinin sağlam temellere oturtulması amacıyla ekonomik yönetişim adı altında birden çok mekanizma geliştirilmiştir. Küresel ekonomik krizin etkileri ile mücadele sürecinde, üye devletlerin ulusal ekonomi ve maliye politikaları arasında uyumun temini için kullanılan politika enstrümanları tekrardan gözden geçirilirken, birlik düzeyinde ekonomi yönetiminin güçlendirilmesi, ekonomik büyümenin teşvik edilmesi ve üye devletlerin ekonomi ve maliye politikaları arasında etkin koordinasyon sağlanması amacıyla Avrupa ekonomi yönetimi için yeni bir çerçeve tasarlanmıştır. 7 Ekonomik krizin yarattığı koşullar, AB düzeyinde daha güçlü bir ekonomik yönetim ile üye devletlerin maliye politikalarında daha etkili bir koordinasyonun gerekliliğini açıkça göstermiştir. Avrupa Komisyonu başkanı Barroso, üye devletlerin ekonomi politikalarının koordinasyonu için birliğin birkaç enstrümanı olsa da, yaşanan krizin söz konusu enstrümanlarının etkin kullanılmadığını ve mevcut yönetim sisteminde bazı boşluklar olduğunu kanıtladığını belirtmektedir. Avrupa Komisyonu üyesi Rehn ise, ulusal bütçelerin Avrupa düzeyinde tutarlı olmaları için maliye politikalarındaki koordinasyonun sağlanmasının ve böylece ulusal politikaların birbirlerinin istikrarını riske sokmamasının öneminin altını çizmektedir. AB ekonomik yönetişimin güçlendirilmesi ve bu kapsamda ulusal politikaların etkili şekilde koordine edilmesi gerekliliği ışığında komisyon 12 Mayıs 2010 tarihinde birlik düzeyinde güçlendirilmiş ekonomik yönetişim üzerine önerilerini açıklamıştır. Komisyon’un önerileri;

  • İstikrar ve Büyüme paktı ile güçlendirilmiş uyum ve daha derin maliye politikası koordinasyonu,

  • Makroekonomik dengesizlikler ile rekabet gücündeki gelişmelerin gözetimi,

  • Avrupa dönemi,

  • Avro alanında üye devletler için kriz yönetimi için sağlam bir çerçeve olmak üzere dört temel unsur bulunmaktadır.8

Avrupa Birliği’nde ekonomik yönetişim modelinin kırılgan olmasının birinci nedeni güçlü mali kurum ve kuralların oluşturulmamış olmasıdır. Üye ülkelerin belirli bütçe ve borç krizlerini yerine getirmelerini öngören istikrar ve büyüme paktı (İBP), 1992 yılında imzalanan Maastricht Antlaşması’ndan çok sonra, 1997 yılında kurulmuştur. Ekonomik ve Parasal Birliğin ilk yıllarında yavaşlayan büyüme performansı nedeniyle vergi gelirlerinin düşmesi, birçok Euro bölgesi ülkesinde bütçe açıklarının hızla artmasına yol açmıştır. Güçlü bir ekonomik büyüme ivmesinin sağlanmadığı bir ortamda bütçe açıklarının borçlanma yoluyla finanse edilmesi birçok ülkenin küresel finans krizine kadar yüksek bir kamu borcu ile karşı karşıya kalmasına sebep olmuştur. Bu süreçte, İBP kurallarının iyi işlememesi ve yaptırım mekanizmasının yetersiz kalması sonucunda Euro bölgesinde kamu maliyesi disiplini bütünüyle bozulmuştur. Euro bölgesi bankacılık ve finans piyasalarında finansal risklerin erken dönemde tespit edilmesi için finansal bir denetim şemsiyesinin bulunmaması ekonomik yönetişim modelinin bir başka önemli eksikliğidir. Parasal birliğin tasarım aşamasında finansal serbestleşme ve sermayenin serbest dolaşımı önündeki bütün engeller kaldırılırken, finansal denetim ve kontrol için gerekli mekanizmaların oluşturulması konusunda gerekli adımların atılmaması AB piyasalarında ortaya çıkan sistemik finansal riskin denetimsiz bir şekilde gelişmesine imkân tanımıştır. Avrupa Birliği’nin büyüme problemi ve finansal sistemik risk sorunları kadar ekonomik ve parasal birliğin ekonomik yönetişim modelinin iyi çalışmaması Euro bölgesi borç krizinin ortaya çıkması ve derinleşmesinde önemli rol oynamıştır. Ekonomik ve Parasal Birliğin anayasası konumunda olan Maastricht Antlaşması’nda Euro bölgesindeki aşırı borçlanma ve makroekonomik dengesizlikler gibi sorunlara karşı herhangi bir etken uyarı veya düzeltme mekanizmasına yer verilmemesi ve finansal krizler karşısında bir çözüm veya fren mekanizmasının öngörülmemesi AB’yi ekonomik ve finansal kriz sürecinde zor durumda bırakmıştır. Ekonomik yönetişim modelindeki bu eksiklikler ve zayıflıkların giderilmesi amacıyla, AB son üç yılda köklü değişiklikler yapmak zorunda kalmıştır. Söz konusu önlemler ile hedeflenen temel amaç, ekonomik yönetişim modelinin iyileştirilmesi ve ekonomik ve parasal birliği yeni bir ekonomik ve finansal kriz karşısında daha dayanıklı bir parasal birlik haline getirmektir. Alınan önlemlere daha yakından bakıldığında, öncelikle altılı paket ile uzun süredir işlemeyen istikrar ve büyüme paktı kurallarına işlerlik kazandırılmasının amaçlandığı, yeni Avrupa bütçe dönemi uygulaması ile üye ülkelerin ulusal bütçelerinin AB tarafından ön denetime tabi tutulacağı görülmektedir. Mali antlaşma ise mali disipline ilişkin kuralların üye ülkelerin hukuksal mevzuatları nezdinde güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Bir başka önemli yenilik de, makroekonomik dengesizlikler prosedürü ile belirli makroekonomik göstergelerin yakından izlenerek üye ülkelerdeki potansiyel makroekonomik dengesizliklerin erken safhada tespit edilmesidir. Geliştirilen yeni düzenlemelerle Avrupa Finansal İstikrar Kolaylığı ve Avrupa İstikrar Mekanizması gibi kriz çözüm ve istikrar mekanizmaları kurularak finansal krizlerin derinleşmeden ve diğer ülkelere yayılmadan erken aşamada durdurulması ve sorunlu ülkelere yardım yapılması hedeflenmektedir. 9

Lizbon Stratejisi

23- 24 Mart 2000 tarihlerinde gerçekleştirilen Lizbon Avrupa Konseyi’nin toplanma amacı başkanlık sonuçları belgesinde şu şekilde belirtilmiştir: ‘’ Avrupa Konseyi, bilgiye dayalı ekonominin parçası olarak istihdamı, ekonomik reformları ve toplumsal uzlaşmayı güçlendirmek üzere birlik için yeni bir stratejik hedef anlaşmaya varmak amacıyla 23-24 Mart 2000 tarihlerinde Lizbon’da özel bir toplantı düzenlenmiştir. ‘’ Söz konusu toplantıda AB Konseyi, 2010 yılında AB’nin dünyada dinamizmi ve rekabet gücü en yüksek bilgi toplumu olma hedefini sağlayacak, ekonomik ve sosyal reformları gerçekleştirme karar almıştır. AB üyesi ülkelerin, Lizbon Stratejisi olarak tanımlanan bu hedef doğrultusunda ulusal boyutta ve AB düzeyinde birçok ekonomik ve sosyal reformu gerçekleştirmesi beklenmektedir. Bu bağlamda, tek pazarın serbestleşmesinin tanımlanması, üye ülkelerin ortak hedefleri için ekonomik ve sosyal politikalarının eş güdümünün sağlanması, bu hedefi gerçekleştirmede önemli adımlar olarak görülmektedir. Söz konusu toplantının başkanlık sonuçları belgesinde AB’nin önümüzdeki on yıl için kendisine yeni bir stratejik hedef koyduğu ifade edilmiş ve söz konusu hedef ‘’ daha çok sayıda ve daha iyi iş ve daha büyük bir toplumsal uzlaşmayla, sürdürülebilir ekonomik büyümeyi gerçekleştirebilecek, bilgiye dayalı dünyanın en rekabetçi ve dinamik ekonomisi durumuna gelmek ‘’ olarak tanımlamıştır. Bu hedefe ulaşmak için izlenecek genel strateji aşağıdaki hususları içermektedir.

  • Bilgi toplumu ve ARGE için daha iyi politikaların yanı sıra, rekabet gücü ve yenilik için yapısal reform sürecini hızlandırmak ve iç pazarı bütünleştirerek bilgiye dayalı bir ekonomiye ve topluma geçişi hazırlamak,

  • Avrupa sosyal modelini modernleştirmek, bireye yatırım yapmak ve toplumsal dışlanmaya karşı mücadele etmek,

  • Uygun bir makroekonomik politika bileşimi uygulayarak sağlıklı bir ekonomik görünüm ve olumlu büyüme perspektiflerini sürdürmek.

Bu bağlamda, Lizbon Stratejisi’ne ulaşma sürecinde kaydedilen gelişmeleri izlemek amacıyla her yıl ilkbahar aylarında ekonomik ve sosyal sorunların görüşüldüğü Avrupa Konseyi toplantıları düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Lizbon Stratejisi kapsamında üye ülkelerin kaydettikleri gelişme, genel ekonomik arka plan, istihdam, yenilik ve araştırma, ekonomik reform, sosyal uzlaşma ve çevre genel başlıkları altındaki yapısal göstergeler temelinde değerlendirilmektedir. Bu çerçevede;

  • Genel ekonomik arka plan başlığı altında; GSYİH, emek verimliliği, istihdam artışı, enflasyon oranı, birim emek maliyet artışı, kamu dengesi ve genel kamu borcu,

  • İstihdam başlığı altında; İstihdam oranı ve yaşlı işçilerin istihdam oranı, iş piyasalarında etkin ortalama çıkış yaşı, cinsiyetler arası ücret açığı, düşük ücretlilere uygulanan vergi oranı, yaşam boyu öğrenme, iş kazaları ve işsizlik oranı,

 

  • Yenilik ve araştırma başlığı altında; Eğitime yapılan kamu yatırımı, ARGE harcaması, internet erişimi seviyesi bilim ve teknoloji mezunları, patentler, risk sermayesi yatırımları, ICT harcaması,

 

  • Ekonomik reform başlığı altında; Göreli fiyat seviyeleri ve fiyat yakınsaması, network endüstrilerinde fiyatlar, elektrik piyasasında en büyü üreticinin piyasa payı, network endüstrilerinde piyasa yapısı, kamu ihalelerinde sektörel ve ad hoc devlet yardımları, piyasa entegrasyonu iş yatırımı,

 

  • Sosyal uzlaşma başlığı altında; Gelir dağılımında eşitsizlik, sosyal transferler öncesi ve sonrasında yoksulluk riski oranı, sürekli yoksulluk riski oranı, bölgesel istihdam oranlarının dağılımı, okulu erken bırakanlar, uzun dönemli işsizlik oranı, işsiz hane halkları nüfusu,

 

  • Çevre başlığı altında; Sera etkisi yaratan gazların emisyonu, ekonominin enerji yoğunluğu, taşımacılık şehir havasının kalitesi, yenilenebilir enerjinin payı ve doğal kaynakların korunması göstergeleri yer almaktadır.10

Krize hazırlıksız yakalanan AB ülkeleri, AB antlaşmalarında ekonomik ve mali politikaların koordinasyonuna ilişkin kesin hükümlerin bulunmamasının da etkisiyle, ‘’ krizin etkileriyle ortak mücadele ‘’ konusunda çok başarılı bir performans sergileyemediler. Ancak bu alanda bazı AB üye devletlerin liderlerinin sorumlu davranışları sonucunda sağlanan koordinasyon, krizin bir felaketle sonuçlanmasını önlediyse de düşük büyüme hızları ve yüksek işsizliği engelleyemedi. AB’nin tarihinin en önemli krizinden çıkardığı ders, AB düzeyinde etkin bir ekonomik yönetişime, mali gözetime ve koordinasyonun kurumsallaşmasına olan ihtiyaçtı. Bu ihtiyaç Lizbon Antlaşması’nın 136.maddesine şu şekilde yansıdı: ‘’ Euro bölgesi ülkeleri ortak ekonomi politikası kuralları kabul etmeli ve bütçe disiplinlerine yönelik koordinasyonu güçlendirmelidirler. ‘’ Avrupa Komisyonu, krizden olumlu bir sonuç çıkarabilme kaygısının da etkisiyle, ‘’ Lizbon Stratejisinin ‘’ artık AB ekonomisinin sorunları çözmek için yetersiz kaldığı tespitini yaparak, onun yerini alacak, yeni bir reform gündemi(AB 2020) hazırladı.11

Avrupa 2020 Stratejisi

Ekonomik krizin etkisi ile mücadele sürecinde üye devletlere destek olmaya ve birliği gelecek on yıla hazırlamaya yönelik olarak kabul edilen Avrupa 2020 stratejisi, Lizbon Stratejisinin devamı niteliğinde olup, 2005 yılında gözden geçirilen Lizbon Stratejisinde olduğu gibi ‘’ büyüme ‘’ ve ‘’ istihdam ‘’ odaklı bir stratejidir. Avrupa 2020 stratejisi kapsamında 2020 yılına kadar gerçekleştirilmesi gereken hedefler;

  • 20- 24 yaş grubunun % 75’inin istihdam edilmesi,

  • AB’nin gayri safi iç hasılanın %3’ünün araştırma ve kalkınmaya ayrılması,

  • Sera gazı emisyonunun azaltılması, yenilebilir enerji kaynakları ile enerji verimliliğinin arttırılması için belirlenen 20/20/20 hedefinin tutturulması,

  • Okuldan ayrılanların oranının %10’un altına düşürülmesi ve 30-34 yaş grubunun en az %40’ının yükseköğrenim diplomasi almasının sağlanması,

  • Fakirlik sınırı altında yaşayanların sayısının en az 20 milyon azaltılması olarak belirlenmiştir.12

Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso, birliğin kısa dönemdeki önceliğinin krizi başarılı bir şekilde atlatmak olduğunu belirtmiş, ancak kısa dönemli çözümlerin ötesine geçilerek uzun dönemli hedefler belirlenmesinin önemini vurgulamıştır. Bu kapsamda, Avrupa 2020 stratejisi hedefleri, küresel krizin etkileri ile mücadeleye yönelik kısa dönemli hedefleri değil, birliğin kriz sonrasındaki uzun dönemli hedeflerini ifade etmektedir. Avrupa 2020 stratejisi kapsamında üç temel öncelik belirlenmiş olup, söz konusu öncelikler;

  • Akıllı büyüme,

  • Sürdürülebilir büyüme,

  • Kapsayıcı büyüme şeklinde sıralanmaktadır. 13

Avrupa İstikrar Mekanizması

28 Kasım 2010 tarihinde toplanan Euro Bölgesine Üye Devletlerin Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi’nde Avrupa İstikrar Mekanizmasının kurulmasına karar verilmiştir.24- 25 Mart 2011 tarihlerinde gerçekleştirilen Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde de, Euro’nun istikrarını sağlamayı hedefleyen ve 2013 yılı ortasında devreye girmesi öngörülen Avrupa İstikrar Mekanizmasının (ESM) finansman detayları üzerinde anlaşmaya varılmıştır. Aynı Zirve kapsamında Avrupa Birliği’nin İşleyişine Dair Antlaşma’nın 136. Maddesine Mekanizmaya yasal temel sağlayacak bir paragraf eklenmesi konusunda uzlaşmaya varılmıştır. Mekanizma, Euro Bölgesine dâhil olan üye devletlerarasında imzalanacak bir anlaşmayla kurulacak olan hükümetler arası bir organizasyon niteliğinde Lüksemburg’da faaliyet gösterecek ve Euro Bölgesi ülkeleri Maliye Bakanlarından oluşan bir Guvernörler Kurulu’na sahip olacaktır. Avrupa Komisyonu’nun Ekonomik ve Mali İşlerden sorumlu üyesi ve Avrupa Merkez Bankası Başkanı ise gözlemci olarak Guvernörler Kuruluna katılım sağlayacaktır. Kurul, Mekanizmanın en üst düzey karar alma organı olacak ve aşağıda belirtilen hususlarda mutabakatla karar alacaktır;

  • Mali yardımın sağlanması,

  • Mali yardımın koşulları ve niteliği,

  • Mekanizmanın borç verme kapasitesi,

  • Borçlanma araçlarının tür ve dağılımının değiştirilmesi.

Yukarıda bahsedilenlerin dışındaki tüm kararlar ise nitelikli çoğunluk ile alınacaktır.14

Altılı Paket ve Getirdiği Yenilikler

Son finansal ve ekonomik kriz Euro bölgesindeki ülkelerin artan kamu borçları ve bütçe açıkları açısından mali durumlarının bozulmasına neden olmuştur. Ayrıca, Yunanistan’ın yaşadığı ekonomik kriz Euro bölgesinde bozulan ekonomik dinamiklerin daha da kötüleşmesine neden olmuştur. Özellikle Yunanistan ekonomi için verilen AB- IMF kredileri yaşanan krizi önlemeye yetmemiştir. Buna ek olarak İspanya, İtalya, İrlanda ve Portekiz hükümetlerinin de yaşadığı ekonomik krizler AB’nin Euro bölgesi borç krizini tetiklemiştir. Ayrıca, hükümetlerin mali sektöre destek sağlanması ve nüfusu yaşlanması sonuçları nedeniyle alınan ek önlemler önemli riskleri de beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini korumak, ekonomik ve mali istikrar için dönüşüm sağlamak, büyüme ve fiyat istikrarı için elverişli ortam oluşturmak isteyen politika yapıcıları çeşitli zorluklarla karşılaşmışlardır. Kapsamlı bir politika ile kamu borcunun azaltılması, hükümet ve mali sektör arasındaki bağlantının yeniden yapılandırılması ve daha sürdürülebilir açıklar oluşturulması hedeflenmektedir. Bu bağlamda etkin harcama kuralları ile mali disiplin özendirilmekte ve gelecekte meydana gelebilecek ters ekonomik şoklara karşı mali kırılganlık azaltılmaktadır. AB’de ekonomik politikalarının koordinasyonunun iyileştirilmesi ve gözetiminin geliştirilmesi amacıyla komisyon tarafından 29 Eylül 2010 tarihinde önerilen ve Altılı Paket ( Six- Pack) olarak anılan mevzuat önerisi paketi üzerinde nihai anlaşmaya varılmıştır. Konsey tarafından 4 Ekim 2011 tarihinde onaylanmış ve 13 Aralık 2011’de yürürlüğe girmiştir. Paketin uygulamaya konulmasıyla daha güçlü bir ekonomik birlik yolunda yeni mali sıkılaştırma ve güçlü ekonomik politika eş güdümü yaratılmaya çalışılmış, kısa vadeli sorunlar içinde istikrar araçları geliştirilmiştir. Böylece, AB’de ekonomi politikası eş güdümüne ilişkin Avrupa Dönemi uygulamasının önümüzdeki dönemde daha sağlam bir yasal çerçeveye dayandırılmasının sağlanması amaçlanmıştır. 15 Bu uygulamayla AB, maliye politikalarının uyumunun sağlanmasını, ülke ekonomilerinin bütçelerinin denetlenmesini, makroekonomik politikaların ve yapısal reformların daha kapsamlı bir biçimde uygulanmasını, gelişmiş gözetimin gerçekleşmesini ve daha güçlü bir istikrar ve büyüme paktı oluşturulmasını amaçlamaktadır.16

Euro Bölgesi için Üç Muhtemel Senaryo

Euro bölgesinin geleceğine ilişkin birinci senaryo ‘’ dağılmadır. ‘’ Euro’nun mimarisinden kaynaklanan yapısal sıkıntıların çözülememesi ve üye ülkelerin Euro’nun hayatta kalması için gereken iş birliğini ve özveriyi sergilememesi durumunda ortaya çıkabilecek olan bu senaryo, başta Almanya olmak üzere her ülkenin ulusal para birimine geri dönmesi ve üye ülkeler arasındaki paritenin dalgalanmaya bırakılması sonucunu doğuracaktır. Euro bölgesinin geleceğine ilişkin ikinci senaryo ise ‘’ yeniden yapılanmadır. ‘’ Bu senaryoya göre şu anda Euro bölgesinin optimum para bölgesi olmasını engelleyen yapısal sıkıntılarının ortadan kaldırılması için kapsamlı bir reform/ yeniden yapılanma sürecine girilmesi ve bunun kısa süre içerisinde gerçekleştirilmesi gerekecektir. İlk elden para ve maliye politikaları arasındaki uyumsuzluğun giderilmesi, mali alanda daha ‘’ merkezi ‘’ bir yönetişim sistemine geçirilmesi ve finansal sistemin daha entegre bir şekilde yönetilmeye başlanması bu senaryoda ön plana çıkacak gelişmeler olacaktır. Euro bölgesinin geleceğine ilişkin üçüncü senaryo ise ‘’ yeniden şekillenmedir. ‘’ Bu birinci ve ikinci senaryolar arasında yer almakta ve toplan dağılma ya da topyekûn kurtulma tezlerine alternatif teşkil etmektedir. Birlik üyesi ülkelerin Euro bölgesinin tümüyle dağılmasına rıza göstermemesi, ancak Euro’nun tüm üyelerini bir ara tutacak reformları hayata geçirmeyi de başaramamaları durumunda Euro bölgesinin yeniden şekillendirilmesi gündeme gelebilir. Aynı senaryo kapsamında daha yakın işbirliğine giden ülkeler ‘’ birlik içinde birlik’’ oluşması sürecine hız verebilirler. Farklı bütünleşme düzeylerinde iç içe geçmiş halkalar şeklinde tanımlanabilecek yeni bir AB modeli karşımıza çıkabilecektir.17

Sonuç

Avrupa Birliği tarihinin en önemli krizlerinden çıkarılan ders, AB düzeyinde daha etkin bir ekonomik yönetişimin eksikliğiyle birlikte kurumsal mali gözetim ve koordinasyonunun da yeterli olmamasıydı. Bu durum Lizbon Antlaşması’nın 136. Maddesinde de belirtilmiştir. Avrupa Komisyonu, krizden olumlu bir çıkarım elde etme isteğiyle birlikte Lizbon Stratejisinin de artık Avrupa Birliği ekonomisinin sorunlarını çözmek için yetersiz kaldığı anlaşılmış, onun yerini alacak ‘’ AB 2020 ‘’ başlığı altında yeni bir reform gündemi hazırlanmıştır.18 Avrupa İstikrar Mekanizması ve Altılı Paket ile birlikte imzalanan mali antlaşması Avrupa Birliği’nin yapısal ekonomik sorunlarına çözüm amacıyla yapılan kurumsal reformlar olarak değerlendirilebilir. Özet olarak belirtmek gerekirse, yapılan reformların AB’nin geleceğini nasıl etkileyebileceğini yukarıda tartıştık. 3 farklı senaryo çerçevesinde değerlendirdiğimizde, yeniden şekillenme AB’nin geleceğine daha yakın durmaktadır. AB üyesi ülkelerin yapısal sorunlara verdikleri kapsamlı ve kalıcı çözümler sayesinde gerek birliğin geleceğini gerekse de parasal birliğin devamı noktasında kalıcı adımlar atılmasına önem verdiklerini görmekteyiz. Son olarak, tüm yapısal dönüşüm adımlarına rağmen halen 18. Yüzyılda inşa edilmiş altyapı üzerinde yükselen ulus devlet sistemiyle yönetilen kamu maliye politikalarının küreselleşmenin getirdiği meydan okumalarla baş edebilmesi mümkün değildir. Avrupa hâlihazırdaki ulus devlet sistemlerine rağmen ortak bir kimlik, ortak bir duruş, ortak karar alabilme ve bu kararları hayata geçirebilme sorunu yaşamaktadır. Para politikası araçlarıyla, troyka mekanizması benzeri yöntemlerle geliştirilmeye çalışılan tüm çözüm gayretlere rağmen krizin etkilerinin bir türlü bertaraf edilememesinin altında yatan en temel amil de budur.19

Süleyman GÖK

DEÜ AB Çalışmaları Tezli Yüksek Lisans

1 Coşkun, İsa, ‘’ Küresel Ekonomik Kriz, Avrupa Birliği ve Ekonomik Politikası ‘’ Çerçeve Dergisi, Yıl:21, Sayı:61, Mayıs 2013, İstanbul 2013, sf.57

2 Avrupa Birliğinde Küresel Finansal Krize Karşı Alınan Önlemler ve Birliğin Rekabet Gücünün Arttırılmasına Yönelik Girişimler, ‘’ Euro Rekabet Paktı ‘’, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Mayıs 2011, Ankara 2011, sf.11

3 Ekonomik krizin AB için sosyal maliyetleri için bkz. Fatma Yılmaz-Elmas, ‘’ AB’de ‘Sosyo-Ekonomik’ Kriz: Ekonomik Krizin Sosyal Maliyeti ‘’, USAK Stratejik Gündem, 22 Haziran 2009.

4 Ergan, Esra ‘’ Euro Krizinin çıkış nedenleri ve şimdiki durum ‘’ http://akademikperspektif.com/2013/01/15/euro-krizinin-cikis-nedenleri-ve-simdiki-durum/ ( 28.12.2013)

5 Öniş, Ziya ve Kutlay, Mustafa, ‘’ Ekonomik Bütünleşme/ Siyasal Parçalanmışlık Paradoksu: Avro Krizi ve Avrupa Birliği’nin Geleceği ‘’, Uluslararası İlişkiler, Cilt 9, Sayı 33( Bahar 2012), sf.7

6 Prof. Dr. Nami Çağan, ‘’ Avrupa Birliğinde Mali Kriz ve Bütünleşme ‘’, Atılım Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Haziran 2013, sf.1

7 Yiğit, Dilek, ‘’ Küresel Ekonomik Kriz Öncesi ve Krizin Etkileri ile Mücadele Sürecinde Avrupa Birliği’nde Ekonomi Yönetimi ‘’, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt:11, Sayı: 1, Yıl:2012, sf.3

8 Yiğit, Dilek, ‘’ AB Ekonomi Yönetiminde ‘’ Avrupa Dönemi ‘’ uygulaması ‘’, http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1605/ab-ekonomi-yonetiminde-avrupa-donemi-uygulamasi.aspx (28.12.2013)

9 Kenç, Turalay, ‘’ AB’de Ekonomik ve Finansal Kriz ‘’, Çerçeve Dergisi, Yıl:21, Sayı:61, Mayıs 2013, İstanbul 2013, sf.21

10 Şener, Halil İbrahim, ‘’ Lizbon Stratejisi ve Türkiye’nin Rekabet Gücü ‘’ http://web.sakarya.edu.tr/~kaymakci/makale/lizbonstratejisi.pdf ( 28.12.2013)

11 Eralp, Nilgün Arısan, ‘’ Avrupa Birliğinde Neler Oluyor? ‘’, http://www.tepav.org.tr/upload/files/1279029964-2.Avrupa_Birligi_nde_Neler_Oluyor.pdf ( 28.12.2013)

12 Europe 2020: A European Strategy for Smart, Sustaniable, and Inclusive Growth, Eufacts, August 2010)

13 Yiğit, a.g.e, s. 152

14 Avrupa Birliğinde Küresel Finansal Krize Karşı Alınan Önlemler ve Birliğin Rekabet Gücünün Arttırılmasına Yönelik Girişimler, ‘’ Euro Rekabet Paktı ‘’, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Mayıs 2011, Ankara 2011, sf.15

15 Musa Gök, Özgür Biyan ve Sevda Akar, ‘’ Avrupa Birliği’nde Mali Kuralların Yeniden Düşünülmesi: Altılı Mevzuat Paketi ve Türkiye Değerlendirmesi’’, Business and Economics Research Journal, Vol:3, No:3, Temmuz 2012, sf.166-167

16 A.g.e, sf.160

17 Kutlay, Mustafa, ‘’ Euro Bölgesi’nin Borç Sarmalı ve AB’nin Geleceği ‘’, USAK AB Araştırmaları Merkezi, No: 11-01, Mart 2011, sf. 42-43

18 Hakkı Odabaş ve Ercan Bahtiyar ‘’ Küresel Kriz Bağlamında AB Üye Ülkeleri Bütçe Açıkları: Genel Bir Değerlendirme’’, Ekonomi Bilimleri Dergisi, Cilt:2, Sayı:1, sf. 166

19 Turhan İbrahim, ‘’ Avrupa Birliği Küresel Kriz Kıskacında‘’ Çerçeve Dergisi, Yıl:21, Sayı:61, Mayıs 2013, İstanbul 2013, sf.29

 

Politik Akademi (131 Posts)

2007'den bu güne "Değiştirmek için anlamak, anlamak için Politik Akademi" sloganıyla "Dünya"nın haber ve analizini veriyoruz...


By


Readers Comments (1)

  1. Gülçin says:

    Bu yararlı makale için teşekkürler…