AB » Makale Analiz » Manşet » Orta Doğu » Terör ve Güvenlik

Charlie Hebdo Saldırısına Farklı Bakış

Ocak 26, 2015   ·   1 Comments

7 Ocak Çarşamba günü mizah dergisi Charlie Hebdo’nun Paris’teki ofisine yapılan saldırının ardından iki farklı saldırı daha meydana geldi. Önce derginin merkezine silahlı baskın düzenlendi, ertesi gün bir polis memuru vuruldu, en son iki farklı olayda rehine krizi yaşandı. Aşırı sağcı gruplar ise tepki olarak camilere saldırılar düzenledi. Fransa’nın son yıllarda gördüğü en kanlı üç gün yaşandı. Saldırılar ne amaçla yapıldı? İslam ile ilgisi var mı? Perdelerin arkasında neler var? İfade özgürlüğü haklarında çifte standartlık var mı?

Fransa’nın 3 kanlı günü

Avrupa’da Müslüman nufüsünün en yoğun yaşandığı ülke Fransa’da, 2012 yılında Müslümanların en kutsal figürlerinden biri H.Z Muhammed’i hedef alan karikatürleri yayınlayan Charlie Hebdo mizah dergisine 7 Ocak Çarşamba günü sabahında silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda aralarından derginin en ünlü 4 karikatüristin bulunduğu 12 kişinin öldürüldü. Dünyanın farklı kesimlerde geniş yankı bırakan saldırıyı kimse üstlenmemişti. Ancak Fransa doğumlu olarak öne sürülen iki radikal İslamcı kardeş Said ile 2005 yılında bir örgüte mensup olmaktan 3 yıl hapis cezası yediği öne sürülen Şerif Kouchani birinci derece şüpheli olarak görüldü. Fransa Hükümetinden daha sonra yapılan açıklamalara göre, olaya üçüncü bir kişi katılmıştı.

Saldırı, Çarşamba günü gündüz vaktı Paris’in işlek meydanlarından birinde, Charlie Hebdo’nun binasına araba ve otomatik silahlarla gelen kişiler tarafından gerçekleştirildi. Saldırı yerinde güvenlik kameralarıyla çekilen görüntüler, iki kişinin araba ile gelerek otomatik silahlarla saldırıyı başladı. Kısa süren saldırıda ikisi polis 12 kişi hayatını kaybetti.

Saldırının ardından bir gün sonra Paris’in hemen dışında meydana gelen bir silahlı saldırıda bir kadın polis memuru öldürüldü. Resmi makamlar ilk etapta saldırının tamamen Charlie Hebdo ile ilişkili olduğunu beyan etmese de ertesi gün “iki saldırının aslında bağlantılı olduğunu” açıkladı.

ABD’li yetkililer, Charlie Hebdo saldırısının zanlıları Said ve Şerif Kouachi’nin ABD’ye uçuşa yasaklılar listesinde olduğunu ve Said Kouachi’nin Yemen’de birkaç ay boyunca El Kaide kamplarında eğitim gördüğünü açıkladı.

Paris’in kuzeydoğusundaki N2 otoyolunda güvenlik güçleri bir aracı takibe aldı. Yetkililer araçtakilerin Charlie Hebdo zanlıları Kouachi kardeşler olduğunu açıkladı. Kovalamaca sırasında zanlılarla Fransız polisi silahlı çatışmaya girdi.

Paris’teki Charles de Gaulle Havalimanı yakınlarındaki Dammartin-en-Goele kasabasındaki sanayi bölgesinde bir matbaaya giren Kouachi kardeşler, bir kişiyi rehin aldı. Helikopterlerle desteklenen emniyet güçleri sanayi bölgesinin etrafını kuşattı.

Matbaa yakınlarındaki tüm okullar boşaltıldı, öğrenciler otobüslerle alandan uzaklaştırıldı. İçişleri Bakanlığı, emniyet güçlerinin zanlılarla diyalog kurmaya çalıştığını açıkladı.

Paris’te bir Yahudi marketine giren bir saldırgan markettekileri rehin aldı. Polis saldırganın önceki gün bir kadın polis memurunun ölümüyle sonuçlanan saldırının şüphelisi olarak görüldüğünü açıkladı.

Fransız polisi market saldırısındaki şüphelilerin fotoğraflarını ve kimlik bilgilerini basınla paylaştı: 32 yaşındaki Amedi Coulibaly ve ona yardım ettiğinden şüphelenilen 26 yaşındaki Hayat Boumeddiene.

Akşam hava kararırken özel kuvvetler hem Dammartin-en-Goele’deki matbaaya hem de Yahudi marketine operasyon başlattı. İki noktada da silah sesleri ve patlamalar duyuldu.

Markette biri saldırgan, dördü rehine beş kişi hayatını kaybetti. AFP dört kişinin de ağır yaralı olduğu duyurdu.

Dört rehinenin ölümü akşam TSİ 21:00 sıralarına Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande tarafından da teyit edildi. Ancak rehinelerin polis operasyonu sırasında mı, yoksa operasyondan önce mi öldürüldükleri henüz tespit edilemedi.

Farklı iddialara göre, şüphelilerin IŞİD, El Kaide ve benzer örgütlerle bağlantıları var. El Kaide’nin çeşitli yerlerde kollarından gelen tebrik ve tehdit mesajları, aynı zamanda saldırı anında silahlı kişilerden birisinin ‘Allahu Ekber’ ile ‘peygamber için intikam almaya geldik’ gibi sloganlarının El Kaide ile bağlantılı olması iddiasını güçlendirdi.

IŞİD ile alakası iddiaları ise, saldırıdan bir saat öncesinde IŞİD lideri Ebu Bekir Bağdadi’yi zedeleyen karikatürün yayınlanması, saldırganlardan birisinin öldürülmeden önce kendisiyle yapılan müzakerede IŞİD’e bağlı olduğunu söylemesi güçlendirdi.

Dr. Burak Kuntay, NTV ile yaptığı mülakatta, “IŞİD yapmış olsa da bu sebeplerden dolayı yapmamıştır” dedi.

Kuntay, saldırgan silahlı kişilerin uzun süre önce saldrırıyı planladığını öne sürdü.

Paris yürüyüşü ve tepkiler

Yürüyüş TSİ saat 4’de başlarken 50’ye yakın başbakan ve devlet başkanı yürüyüşe katıldı.Elysee Saryı’nın önünde Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande tarafından karşılanan liderler daha sonra yürüyüşün yapıldığı Cumhuriyet Meydanına geçti.Liderlerin haricinde bir çok parti,örgüt,dernek,dini temsilci ve halkta yürüyüşe katılarak yaşananlara karşı birlik mesajı verdi. Yoğun güvenlik önlemleri altında yapılan yürüyüşe katılımın milyonları bulması verilen desteğin büyüklüğünü kanıtlar nitelikleydi. Saldırıda hayatını kaybeden polis memurlarından biri olan Ahmed Merabet’in ailesi basın toplantısı düzenlerken Merabet’in kardeşi ölen kardeşinin Müslüman olduğunu ve sahte Müslümanlar tarafından öldürüldüğünü söyledi. Terörün dininin olmadığını belirten kardeş Merabet bu tarz saldırıların durdurulması çağrısında bulundu.

Yürüyüşte olumlu anlamda bunlar olurken bir takım eleştirilerde oldu. En büyük eleştiri İsrail TV kanalı Channel 2 ve Haartz gazetesi tarafından iddaa edilen Fransa Başbakanı Hollande tarafından gelme denilen İsrail Başbakanı Netanyahu’nun yürüyüşe katılması oldu. İddaalara göre Hollande yürüyüşün sadece destek ve dayanışma temalı olmasını istediğini, Müslüman-Yahudi ilişkieri ve İsrail-Filistin sorununun bu yürüyüşün önüne geçmesini istemediği için böyle bir istekte bulunduğu belirtildi. Bir başka iddaa ise Netanyahu’nun bunu seçim propagandası olarak kullanmasından çekinildiği olarak dile getirildi. Bu olayın Fransa-İsrail ilişkisine zarar verebileceği düşünülürken Paris’teki Büyük Sinagog’daki törende Netanyahu konuşma yapacağı sırada Hollande’ın töreni terk ettiği ifade edildi.

Bir başka tepki ise yürüyüşe katılmayı reddeden Fas’dan geldi. Hz. Muhammed hakkında yapılan eylemlerde açılan pankartları bahane ederek katılmayacağını açıkladı. Sadece olaylar hakkında taziye mesajı iletmekle yetindi.

Medya ise katılan bazı ülkeleri yapmacıklıkla suçladı. RSF genel sekreteri Chritophe Deloire, ”Gazetecileri susturan ülkelerin temsilcilerinin kendi uluslararası imajlarını iyileştirmek ve daha sonra ülkelerine döndüklerine baskıcı politikalarını devam ettirmek için bu duygu selini kullanmaları kabul edilemez. Basın özgürlüğüne zarar verenlerin Charlie Hebdo’nun mezarlarına tükürmelerine izin vermemeliyiz.” dedi.

Fransız Le Figaro gazetesi ise “Cumhuriyet yürüyüşüne katılan 50 yabancı liderin hepsi ‘Charlie’ değildi; hatta yakınından bile geçmiyordu. Tartışmalı isimlerin başında, kimilerinin terörizm karşıtı yürüyüşe katılımını anlamsız bulduğu Türkiye Başbakanı Bakanı Ahmet Davutoğlu geliyor. Suriye’deki direnişin başlangıcından bu yana Türkiye, topraklarını kullanarak Suriye’ye geçen cihatçılara karşı pasif davranmak ve aşırı uçtaki savaşçılara destek vermekle suçlanıyor. Türkiye’nin İslam Devleti’ne karşı politikasındaki belirsizliğe, zaman zaman Batılı ülkeler tarafından karşı çıkılıyor. Türkiye’deki hükümet, Paris’teki cumhuriyet yürüyüşünde öne çıkan demokratik değerlerin ateşli bir savunucusu da değil. Ankara basın özgürlüğünü sıkı bir şekilde sınırlandırmış durumda. Özellikle de mizah konusunda…” diyerek ikiyüzlülük yaptığını iddaa ettiği ülkeleri suçladı.

İngiltere’de ise İndependent  gazetesi “Pazar günkü yürüyüşte bazı alışılmadık “Charlie”ler de vardı.’’ diyerek eleştiride bulundu.

Türkiye’de ise Başbakan Davutoğlu; “Tüm dünyaya barış mesajı verildi orada olmayanlar, örneğin ABD yaptığı açıklama ile özür diledi. Oradaki liderlerin kol kola girdiği fotoğraf önemliydi. Fotoğraftaki tek anormallik Netenyahu’nun bulunmasıydı” diyerek düşüncelerini dile getirdi.

Saldırıların İslam ile alakası

Charlie Hebdo, 2012 yılında çoğu Müslüman kesimin İslam dini için en kutsal figürlerden biri H.Z Muhammed’in şahsına ihanet olarak saydığı eleştiren karikatürler yayınladı.

Semavi dinleri benzer şekilde eleştiren dergi, en çok Müslüman ülkelerde yankı uyandırdı. Karikatürlerin ilk yayınlandığı sıralarda birçok küçük çaplı saldırı düzenlenmişti.

İslam dünyasında Charlie Hebdo dergisine yönelik artan nefret, yapılan saldırının hemen ardından gözleri Müslüman kesimlere çevirdi.

Saldırılar, ABD ve Avrupa ülkelerinde 11 Eylül saldırılarından sonra gündeme gelen İslamofobia düşünceleri artırdı.

Fransa Cumhurbaşkanı François Holland, saldırıların ardından yaptığı açıklamada, birlik ve beraberlik mesajları verirken, yapanların terörist, ancak İslam diniyle alakalı olmadığını dile getirdi.

İslam Dünya Alimler Birliği, saldırıların ardından yayınladığı yazılı açıklamada, saldırıları ‘en ağır sözlerle’ kınarken İslam dininin içerdiği şiddete karşı talimatlarına aykırı olduğunu ifade etti.

Fransa Müslümanlar Topluluğu Yüksek Mercisi, saldırıları kınarken Müslümanların hükümetin yanında teröre karşı işbirliği yapmaya hazır olduklarını belirtti.

Avrupa’daki aşırı sağ grupları, İslam dünyasının üst düzey yetkili ve mercileri tarafından yapılan kınamalara rağmen İslam ve Müslümanları hala suçlu buluyor.

Avrupa ülkelerinde kamuoyu, İslam’da ‘Cihat’ (Gayrimüslimlere karşı savaş) kavramından kaynaklanan İslamofobia ile gerçek İslam olarak nitelenen imajın arasında kaldı.

İslam bilimlerinde ‘Cihat’ kavramını incelerken, Fetih Cihadı ile Savunma Cihadı iki tür cihadın olduğu tespit edildi. Fetih Cihadı, ‘İslam Devletinin’ İslam dinini yaymak için yapılan savaşların anlamına geliyor. Savunma Cihadı ise, saldırı altında kalan Müslüman bir ülkede savunma savaşına deniliyor.

Charlie Hebdo dergisine yapılan saldırı, derginin yayınladığı karikatürleri İslam değerlerine yönelik bir saldırı olarak sayan radikal İslamcı gruplar, savunma cihadını üstlendiğini düşünüyor. Ancak buna karşı İslam Dünya Alimler Birliği, söz konusu karikatürlere verilen tepkinin şiddet içermemesi gerektiğini vurguladı. Ancak uzmanlara göre, İslam dünyasında ifade özgürlüğünün arka planda kalması, bu tür karikatürlere verilen tepkilerin şiddete meyilli olmasına müsade ediyor.

Perdelerin arkasında

2012 yılında İslam dünyasında tepki uyandıran karikatürleri yayılayan Cahrlie Hebdo dergisine yapılan saldırının iki yıl sonra düzenlenmiş olması gerçek yapanların kim olduğu hakkında şüphe uyandırıcı oldu.

Fransa’nın son zamanlarda izlediği dış politikaları, saldırının muhtemel amacı hakkında aydınlatıcı fikir veriyor.

Fransa, ABD’nin öncülüğünde Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne karşı kurulan koalisyonun çekirdeğinde yer almıştı. Ağustos ayında Irak’ta ve daha sonra da Suriye’de IŞİD’e karşı başlayan koalisyonun hava saldırılarına katılan Fransa, IŞİD’den birçok görüntülü kayıtta tehdit almıştı. Söz konusu tehditler, gözleri IŞİD’e çevirse de örgüt saldırıları üstlenmeyince saldırıların amacı hakkındaki soru işaretleri kaldırmakta başarılı olmadı.

El Kaide’nin Yemen’deki kolunun saldırıları üstlenmesi saldırganların kim olduğunu ortaya çıkardı. Ancak El Kaide’nin Charlei Hebdo’nun karikatürleri yayınlamasından iki yıl sonra saldırı düzenlemesi mantıklı bulunmadı.

Hollande, dergiye yapılan saldırılardan iki gün öncesinde ülkesinin Suriye’de 4 yıldır devam eden iç savaşı üzerinde izlediği siyasetler yüzünden pişmanlık duyduğunu açıklamıştı.

France Inter radyosuna konuşan Cumhurbaşkanı Hollande, Fransa’nın IŞİD’le mücadelede Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’le işbirliği yapıp yapmayacağına ilişkin soruyu, “Bu tür ilişkilerden kaçınmak daha iyi olur. Şeytanla birlikte gittiğinizde, Tanrı’nın yardımınıza koşması nadirdir” diye cevaplamıştı.

Hollande, “Suriye’ye 2013’te kimyasal silah kullanılırken müdahale etmediğimiz için pişmanım. Müdahale gerçekleşmedi ve şimdi karşımızda IŞİD var” ifadelerini kullanmıştı.

Hollande’in bu açıklamaları, ABD’nin Suriye iç savaşı üzerinde izlediği politikalardan kökten ayrım noktası oluşturmasa da, Fransa’nın ileriye dönük farklı olabilecek bir siyaset izlemesinin habercisiydi.

ABD, öncülüğünü yaptığı IŞİD’e karşı koalisyonu güçlendirmeye çalışırken söz konusu Fransa’nın örgüte karşı farklı tavır taşıyabilecek siyasetlerinden endişeliydi.

Saldırılardan bir hafta sonra ise, Fransa IŞİD’e karşı mücadelede yer alacak uçak gemisi göndererek geniş çaplı operasyon sinyali verdi.

Hollande, ülke donanmasının amiral gemisi Charles de Gaulle’nin güvertesinde askeri personele hitap ederken savaş uçağı gemisinin Irak’ta, IŞİD’e karşı askeri operasyonlara hazır olduğunu, koalisyon güçleri ile yakın işbirliği içinde çalışacağını da söyledi.

Fransa, son zamanlarda başka bir konuda İsrail’in hoşuna gitmeyen bir dış siyaset izlemişti.

Fransa, Avrupa’da başlayan Filistin’i devlet olarak tanımaya yönelik parlamento kararları, İsrail’in ‘gayrimeşru’ yerleşim inşaat politikalarına karşı tavır ve siyasetlerine dahil olmuştu.

Parlamentosu Filistin’in devlet olarak tanınmasına dair hükümete öneri kararı onaylayan Fransa, Arap Ligi’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (BMGK) sunmak üzere kabul ettiği Filistin Yönetimi’nin Filistin karar tasarısını (Filistin’nin devlet olarak tanıması ve İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesini öngören karar tasarısı) onayladı.

BMGK’nın konuyla ile alakalı düzenlediği özel oturumda karar tasarısına ‘evet’ ile oylayan Fransa, Filistin Yönetimi tarafından sunulmadan önce karar tasarısı üzerinde İsrail’in ‘ulusal Yahudi devleti’ olarak tanınmasını gerektiren maddeler gibi İsrail’i memnun etmeye çalışan düzeltmeler yaptırdı. Ancak, söz konusu düzeltmeler İsrail’i hoşnut etmemişti.

İsrail, Fransa’nın bu konuda siyasetlerine defalarca tepki gösterdi. Başbakan Binyamin Netanyahu, Fransa’nın bu ‘yanlış’ kararlarla ‘korkunç hata’ yaptığını söyledi.

Fransa’nın son zamanlarda izlediği dış politikaları, ülkede son 10 yılda yaşadığı en kanlı 3 günün arkasında kimin olduğu, bu saldırılardan kimin yararlandığı konusunda başka şüpheler döndürdü. Her ne kadar tartışmalı bir konsept olsa da, komplo teorisi bu saldırıların gündeminde yer aldı. Nitekim ABD’de 11 Eylül saldırıları aylardan sonra gerek WikiLeaks belgeleri, gerek de günün ışığına çıkan olaylar, ABD’ye çıkarı olarak dönen Afganistan ve Irak işgal savaşları ve petrol rezervelerinin katlanması yorumlarda benzer bir komplo teorisinin yürütülmesine neden olmuştu.

İfade özgürlüğü; yazı mı tura mı?

Charlie Hebdo haftalık dergisi her ne kadar Müslüman kesimlerde nefret dürtüsü haline gelmiş olsa da, kime göre ifade özgürlüğünün kıralı, kime göre ise özgürlüğün inanç figürleri zedelemekle başka kesimlerin özgürlüğüne ayak basarak ihlal ediyor.

Cahrlie Hebdo’nun, her kimi eleştirdiyse bir basın aracı olarak ifade özgürlüğü hakkı korunmalı.

Ancak, Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Gazze’de, Ukrayna’da ve Türkiye’de görevini yapmaya çalışan gazetecilerin de ifade özgürlüğü hakkı göz arda edilmemeli.

Uluslararası Gazeteciler Koruma Komitesi’nin (CPJ) raporuna göre, 2014 yılında 61 gazetecinin öldürüldüğü tespit edildi.

Suriye Gazetecilerin en çok öldürüldüğü, kaçırıldığı, tutuklandığı veya tehdit edildiği ülkelerin başında yer alıyor.

Charlie Hebdo’nun olduğu gibi Orient, Today Syria, Mitra, Naba Media, AP ve Al Jazeera gibi haber ajansları ve TV kanallarının da ifade özgürlüğü hakkı korunma altına alınmalı.

Ortadoğu politikaları üzerinde çalışan gazetecilerin çoğu, dünyanın dört bir tarafında Charlie Hebdo’ya yapılan saldırılara tepkinin artmasını hem umut olarak hem de büyük acıyı uyandıran tepki olarak okudu.

Pakistan’da yayın yapan Dawn gazetesinin köşe yazarı Rafia Zakaria, konuyla ilişki yazdığı son makalede, ifade özgürlüğü üzerinde yapılan çift standartlığı eleştirdi.

Zakaria, yazısında şunları kaleme aldı:

“Fransa’da da, Batı dünyası genelinde de Charlie Hebdo’ya yönelik saldırı şiddetle kınanıyor; ölen gazeteciler, eserleriyle ifade özgürlüğünün korkusuz ve meydan okur bir tavırla peşinden giden kahramanlar olarak nitelendiriliyor. Fakat ifade özgürlüğü için verilen bu savaş, her zaman bir Müslüman mücadelesi olarak görülmüyor. Oysa gazeteciliği savunurken öldürülen Müslüman gazetecilerin sayısına baktığımızda, ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor.İfade hürriyeti, doğruyu öğrenme ve anlatma özgürlüğü evrensel bir değer. Dolayısıyla bu uğurda kaybedilen Müslümanlar da, Paris’teki alçak saldırıda yaşamını yitirenler kadar hatırlanmalı.”

Harvard Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Merkezi üyesi yazar Arthur Goldhammer, saldırıların ardından Charlei Hebdo’nun kutsallaştırılmasını eleştirdi.

Goldhammer, konuyla alakalı yazdığı son makalesinde şunlara yer verdi;

“Katledilen sanatçıların çizimlerini yeniden yayınlamak, ölenleri bir nevi ifade özgürlüğünün soyut idealleri hâline getirerek kutsallaştırma eğilimi gösteriyor. Ancak bugün öldürülen çizerleri onurlandıran yayınların birçoğu, geçmişte bu sanatçıların eserlerini zevksiz ve müstehcen olarak nitelendiriyordu; esasen çoğu zaman da öylelerdi. Derginin yaratıcıları, daima tehlike altında olan ve ancak saldırgan bir üslupla savunulabileceği konusunda ısrar ettikleri bir özgürlüğün bugün sembolleri olarak anıldıklarını görse büyük şaşkınlık yaşardı.

Bu trajik olayın yasını tutarken, Charlie Hebdo’nun yaptığı mizah türünün şoke edici, müstehcen ve gücendirici olduğunu, zira son saldırının da açıkça gösterdiği üzere dünyanın da aynen böyle şoke edici, müstehcen ve gücendirici bir yer olduğunu unutmamak gerek.”

Saldırıları kınamakla hız kesen ülkelerin arasında İsrail, sadece Gazze’ye 7 Temmuz 2014’te başlattığı 51 gün süren saldırılarda 17 gazeteci ve basın mensubu öldürdü.

Cahrlie Hebdo’nun tarihçesi

Charlie Hebdo 1969 kurulmuş günümüzde de yayınlarına haftalık olarak devam eden mizah dergisidir. Sol çizgide yayınlar yapan dergi kimilerince anarşist yapıda da bulunmaktadır. Son olaylardan sonra bir kısım insan dergiyi sadece İslam dünyasıyla dalga geçen bir dergi olarak görsede bütün dinlerle tarihi boyunca bütün dinlerle ilgili yayınlar yapmış bir çoğuylada davalık olmuştur. Bir çok kez çeşitli kesimlerden tepki alan dergiye son saldırılar öncesinde 2011’de molotof kokteylle saldırı düzenlenmiştir ve internet sitesi ele geçirilmiştir.2009’da ise “İslam en az Katoliklik kadar sıradan bir yoruma ulaşana kadar devam etmeliyiz.” diyen Stéphane “Charb” Charbonnier başından vurularak öldürülmüştü ki bu kişi El Kaide tarafından öldürülecekler listesinde yer alıyordu.

 

Musab YOUSEF ve Halil Can BENGİSU

 

Makalede yararlanılan kaynaklar: AFP, Reuters, AA, Al Jazeera, CNN, Haaretz, Le Figaro

Politik Akademi (131 Posts)

2007'den bu güne "Değiştirmek için anlamak, anlamak için Politik Akademi" sloganıyla "Dünya"nın haber ve analizini veriyoruz...


By


Readers Comments (1)

  1. Rosie says:

    This is a neat suaymrm. Thanks for sharing!