3. Dünya » Çalışma Alanları » Konuk Yazar » Makale Analiz » Manşet » TR

Seçilmişler Türkiyesi

Nisan 27, 2015   ·   1 Comments

HDP seçim beyannamesi atanmış değil seçilmiş bir vali çağrısı yapıyor. Kanaatimce doğru bir adım.

Ak Parti’ nin başkanlık yolundaki çabaları, çok farklı bir özlemden kaynaklanmıyor. Amaç çok açık; milletin kendini yönetme yetkisini ön koşulsuz kullanması, kullanabilmesi. Cennet-mekan Atatürk’ümüz de farklı bir şey söylememişti aslında: “Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir!”

ABD deki sistemde, halkın bu yetkiyi mümkün olan en uç noktada kullandığından bahsetmiştim. Kasaba, şehir, kontluk, eyalet ve de federal yönetimlerde tepe yöneticiler, istisnasız bu çerçevede iş başına geliyor. Ayrıca, eğitim ve güvenlik yöneticileri ile mahkeme koordinatörleri de seçimle iş başına geliyorlar.

Yönetme yetkisinin atanmış değil seçilmişlerce kullanılması, bu yetkiyi kullanırlarken sırtlarını millete  dayamaları pek çok problemin çözümünü de beraberinde getiriyor. En azından seçilmiş atanmış sürtüşmesi tarihe karışıyor.

Son yüzyıllık tarihimiz, ne yazık ki bu yetkinin koşulsuz olarak kullanılamadığının acı bir özetidir. Bu süreç içerisinde millet iradesi, bir şekilde bir vesayetin gölgesinde kaldı. Her daim bir takım karanlık eller, milletin kendini yönetme yetkisini kullanmasına engel olmaya çalıştı.

Parlamenter sistem bu gölgeyi kaldırmaya yetmedi, o karanlık eller, parlamenter sistemi devre dışı bırakmayı becerebildi. Ya da parlamenter sistem, çoğu zaman seçilmişler değil atanmışlar meclisi oluşturmaktan öteye geçemedi.

Galiba Osmanlı son dönemi ile Cumhuriyet ilk meclisleri bu çizginin dışına çıkabilen nadir meclisler.

Monarşi dönemi olmasına rağmen Osmanlı meclislerinin son derece demokratik meclisler olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Taner Akçam, Ermeni sponsorluğunda yazdığı “A Shameful Act” kitabında, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının Ermeni tehcirinin bu mecliste nasıl da ateşli tartışmalara ve araştırmalara yol açtığını anlatır.

Entelektüellerimizin her daim anlamakta zorlandıkları konulardan birisi, demokrasi-cumhuriyet ve monarşi” kavramları arasında bocalanıp kalmalarıdır. Thomas Hobbes’ın yüzlerce yıl önce yazdığı “Leviathan” kitabını okuyabilselerdi, belki başkanlık sistemi tartışmalarını daha sağlıklı temellerde sürdürebileceklerdi.

Osmanlı, temel insan hak ve özgürlükleri açısından çoğu zaman Avrupa’nın önündeydi. Amerika, Kanada, Avustralya gibi, etnik köken değil, yaşam birliğine dayalı bir toplumsal dokuya sahipti. Taa o zamanlar milliyet değil, “millet” yani pek çok değişik etnik kökenin bir arada kaynaştığı bir toplumsal yapıya sahipti.

1789 Fransız ihtilali ulusal kimlik kavramını öne çıkardı ve sonraki iki yüzyıl, etnik çatışmalar ve onulmaz acılarla bezeli, milyonların ölümüne yol açan katliamlar ve savaşlarla geçti. Etnik kökene dayalı çatışmalar Avrupa ‘nın kendi içinde kalmadı. Kavga özellikle de Osmanlı’ya ihraç edildi, o günden bugüne devam ediyor. Bir başka deyişle, Balkanlar ve Ermeni trajedisinde Avrupa’nın doğrudan sorumluluğu var.

Şimdi, inanılmaz acılarla dolu bir yüzyılın ardından, her türlü vesayeti geride bırakmaya çalışan Türk insanının önüne muhteşem bir fırsat çıkıyor. Kendi kendini yönetme yetkisini kayıtsız koşulsuz kullanmak istiyor.

Kürtler ve Ermeniler, Gürcüler dahil Anadolu’ daki diğer etnik bileşenlerle birlikte, Ortadoğu’daki, Asya’daki tüm halklar için çok ciddi bir model, bir umut ışığı aydınlanıyor. Bu model, Avrupa ve Obama’nın yanlış politikaları ile Avrupa’nın dümen suyuna giren ABD ‘nin pohpohladığı, ve saman alevi gibi sönüp giden Arap Baharı’ndan çok daha gerçekçi, çok daha insani.

Temel insan hakları ve demokrasinin hakim olduğu, atanmışlarca değil, seçilmişlerce yönetilen bir coğrafya vaat ediyor…

 

Zeki KIVRAK – zkivrak@hotmail.com

Politik Akademi (131 Posts)

2007'den bu güne "Değiştirmek için anlamak, anlamak için Politik Akademi" sloganıyla "Dünya"nın haber ve analizini veriyoruz...


By


Readers Comments (1)

  1. Uğur says:

    gözden kaçırdığınız noktalar olduğunu düşünüyorum.yapı ve geleneksel olarak Türk toplumu bölgesel yönetimlere uygun değil. isyandan silahlı çatışmada olan bir tek Kürtler, diğer dediğiniz etnik guruplar zaten ortak bir gelecek ve paylaştıkları ortak tarihin bilincinde.