İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İstanbul’un Yerel Seçimler Tarihi ve Demokrasi Yolculuğu

Ülkemizde demokrasi adeta bir yolculuk halindedir. Bazı dönemler yolu kapanmıştır ama genellikle yol kat etmeye ve kat ettiği yoldan geri dönmeye devam etmektedir. Bu yolların sonunda bir hedef var mıdır ve bu hedefe ulaşmak mümkün müdür? Bunlar başka bir fikir fırtınasının konusu olacaktır. Fakat bu yolculuk esnasında yaşananların ülkenin sosyolojik ve kültürel kimliği başta olmak üzere karakterini ne kadar etkilediğini ve bulunduğumuz günde yolların bizi nereye getirdiğini anlamak için geçtiğimiz duraklara bir göz atmakta fayda var.

İstanbul, tarih boyunca bu coğrafyada kurulmuş medeniyetlerin başkenti olmuş, birçok ticari faaliyetin merkezi haline gelmiş ve bunlara bağlı olarak farklı bölgelerden bu şehirde fırsat yakalamaya çalışan çok çeşitli insan topluluklarını barındırabilmiş dünyanın en özel şehirlerinden birisidir. Bu özellikleriyle İstanbul günümüz Türkiye’sinde başkent olmasa dahi, bir lider kent olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla bu şehrin insanlarının vermiş olduğu kararlar, sadece bu şehri değil tüm Türkiye’yi etkileyebilecek ve değiştirebilecek sonuçları beraberinde getirme potansiyeline sahiptir. Elbette tüm kentlerin ülkeye etkileri incelenebilir ve yorumlanabilir fakat bu aylar sürecek bir çalışmayı gerektireceği için, bunun bir ön yazı olduğunu kabul ederek Türk demokrasi yolculuğunun İstanbul üzerinde gerçekleşen kısmına odaklanmaya karar verdik. Ne de olsa İstanbul Türkiye demekti.

Cumhuriyetin kurulmasından sonra ilk yerel seçim, 1930 yılında yapılan Yerel Seçimler olmuştur. Cumhuriyet Halk Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın katıldığı seçimlerde yaşanan olaylar ile ülkenin henüz çok partili döneme geçiş için hazır olmadığı anlaşılmıştır. Serbest Cumhuriyet Fırkası’na oy verecek vatandaşların seçim günü ve öncesi gördüğü baskı, 502 seçim bölgesinden 31 bölgede kazanmasına rağmen seçimlerden 98 gün sonra partinin kendini feshetmesi dönemin durumunu özetler niteliktedir. Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapanmasından sonra çok partili hayata geçiş (1945-1946) yıllarına kadar İstanbul Belediyesi ve tüm yerel yönetimler hükümet ve dönemin tek partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi tarafından belirlenen kişilerce yönetilmiştir. (Gül, 2014) 1946 yılında kurulan ve kurulduğu yıl yerel ve genel seçimlerin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) hükümetince öne çekilmesiyle ilk sınavını veren Demokrat Parti (DP), bu sene yapılan yerel seçimlere girememiştir. Milli Kalkınma Partisi (MKP) ve CHP arasında geçen bu çok partili dönemin ilk seçimleri “açık oy gizli tasnif” yöntemi ve katılım oranının düşüklüğü ile çok da şaşırılmayacak şekilde CHP’nin başarısı ile sonuçlanmıştır. Fakat sonraki yıllarda DP faaliyetlerini sürdürerek insanları etkilemeye devam etmiş ve 1950 yılı Mayıs ayında yapılan genel seçimlerde %53,6 oy oranı ile tek başına iktidar olmuştur. Genel seçimlerin hemen sonrasında yapılan üç aşamalı yerel seçimlerde de DP ağırlığını koyarak yılların iktidarı CHP karşısında üstün bir başarı göstermiştir. 1950-1960 yılları arasında Türkiye ilk defa hem yerel yönetimler hem de ülke yönetiminde alıştığı düzenin dışına çıkmış, demokratik hakkını kullanarak seçimlerde başka bir partiye oy vermiştir. Yani, 1960 yılına kadar geçen bu sürede İstanbul özelinde bir değerlendirme yapmak yanlış olacaktır. Demokrasi adımları ilk olarak Ankara’da yani ülke yönetiminde atılmaktadır. Çünkü çok partili dönem fiili olarak başlamıştır.

Mecliste yıllar sonra CHP yönetiminin değişerek DP iktidarının yönetime geçmesi her ne kadar demokratik bir gelişme olarak kaydedilse de, hükümetin plansız politikaları ve yanlış ekonomi yönetimi sonrasında gelen 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi demokrasi gelişimini durdurmuş olarak sayılabilir. Yasama, yürütme ve yargı tek elde toplanmış, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Adnan Menderes idam edilmiş ve Demokrat Parti kapatılmıştır. Askeri müdahale sonrasında darbe komutanlarından oluşan 23 kişilik Milli Birlik Komitesi tarafından yeni bir anayasa hazırlanarak referandum ile halkın kararına sunulmuştur. Katılanların %60,4 ünün evet dediği bu oylama ile 1961 Anayasası yürürlüğe girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, cumhuriyet kurulduğundan beri ilk defa anayasa değişikliği yaşamış ve referandum ile tanışmıştır. Bu anayasaya yerel yönetimlerin etki ve yetki alanlarını eskisine nazaran genişletecek maddeler de eklenmiştir. En önemli değişiklikler ise kuvvetler ayrılığının kabulü ve çoğulcu demokrasi ilkesinin benimsenmesi ile “Sosyal Devlet” kavramının eklenmesidir.

Askeri müdahale sonrası DP yanlıları Adalet Partisi (AP) çatısı altında tekrar toplanmışlardır. Bundan sonra yapılacak 1963 yılı yerel seçimlerinde %37’ye %31’lik oranla İstanbul’u kazanmalarına rağmen belediye başkan adayları Nuri Erdoğan’ın seçim öncesi memuriyetten ayrılmadığı gerekçesiyle CHP’nin itirazıyla başkanlığı düşürülmüş ve yerine CHP adayı Haşim İşcan getirilmiştir. Böylelikle darbeden sonraki ilk İstanbul Belediye Başkanı halk oylarıyla değil bir kez daha üst yönetim kararı ile belirlenmiştir. 2 Haziran 1968 yılında gerçekleştirilen yerel seçimlerde ise su, çöp, trafik, kanalizasyon ve çarpık kentleşme sorunlarının altını çizen ve bu sorunların çözüm önerileriyle kampanya yürüten AP’li Fahri Atabey İstanbul Belediye Başkanı seçilmiştir. (Miş, 2019)

1970’li yıllarda yapılan İstanbul yerel seçimlerinde Bülent Ecevit rüzgarını arkasına alan CHP, 9 Aralık 1973 İstanbul Yerel seçiminde Ahmet İsvan’la ve bundan 4 sene sonra yapılan 11 Aralık 1977 seçimlerinde ise Aytekin Kotil ile yerelde belediyeyi kazanan parti olarak 8 yıl boyunca İstanbul’u yönetmiştir.

20 senelik dönemden sonra 12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri darbe ile Türkiye bir kere daha antidemokratik bir yönetim düzenine girmiştir. Yapılan bu askeri darbenin sonucunda Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi gibi toplumun büyük bir kesimini arkasına alan partiler kapatılmış ve birçok partili yönetici siyasi yasaklı haline gelmiştir. Bunun dışında sivil toplum örgütleri ve siyasi, kültürel faaliyetler yürüten her türlü dernek kapatılmış, sosyal hayatta yasaklar artmıştır. İnsanlar yasal ve yasadışı şekillerde tutuklanmıştır. Bu dönemde işkencelerin ve kayıp insanların çoğalması ülke bekasını ve cumhuriyeti koruma sözüyle yola çıkan bu generallerin aslında kendi korku imparatorluğunu yaratmak istediklerini göstermektedir. Nitekim 7 Kasım 1982 tarihinde bu korku atmosferinde yapılan referandumun %91.3 katılımla ve %91.4 “Evet” oy oranıyla, yeni anayasanın yolunu açması; dönemin içinde bulunduğu dar boğazın ne kadar ciddi boyutlarda olduğunu göstermektedir. (Hamsici, 2017) Fakat yeni anayasa bir önceki 1961 anayasası gibi özgürleştirici değil aksine daha katı kuralları olan ‘’güçlü devlet, otoriter idare’’ anlayışını ön plana çıkaran bir anayasa olmuştur. Ülkenin bu hali toplumun daha da içine kapanmasına neden olmuştur. 12 Eylül, sadece demokrasiye yapılan darbe olarak değil, sosyal hayatın da neredeyse tümüyle askıya alındığı bir dönem olarak tarihe geçmiştir.

Dünyada demokratikleşme süreci devam ederken ülkenin bu şekilde kalması tabi ki imkânsızdı. ‘82 Anayasası’ndan sonra yapılan genel ve yerel seçimler normalleşme yolunda adımlardı. 1984 yılında yapılan yerel seçimler çok partili olağan siyasi hayata geçme yolunda önemli bir adım olarak görülmelidir. Çünkü darbe sonrası ilk genel seçimlere katılamayan Sosyal Demokrasi Partisi, Doğruyol Partisi ve Refah Partisi gibi partiler bu seçime girebilmişlerdir. Merkez sağda yeni kurulmuş üç yeni partiden biri olan Anavatan Partisi bu seçime damgasını vurmuştur. Seçmen bir kez daha demokratik hakkını kullanarak bu yeni partiyi yerel yönetimde de görmeyi seçmiştir. (Altan, 2005)

1984 seçimleri öncesinde ’82 Anayasası belediye yönetimlerine usul ve ekonomik anlamda yenilikler getirmiştir. Bu dönemde 1580 sayılı Belediye Kanunu organik olarak aynı kalmakla beraber, buna 3030 sayılı yasa eklenmiştir. Bununla Türkiye’de normal belediye sistemine bir de büyük şehir belediyesi ve ilçe belediyeleri eklenmiştir. (İBB Kurumsal, 2019) İstanbul artık ilçe belediyeleri ve bu belediyelerin bağlı olduğu Büyükşehir Belediyesi tarafından yönetilecektir. Böylelikle İstanbul Belediyesi tarihinde önemli bir dönem başlamış, bundan böyle Büyükşehir olarak tanımlanan kentin yeni başkanı Anavatan Partili Bedrettin Dalan olmuştur. Dalan, İstanbul’un ilk Büyükşehir Belediye başkanı olma sıfatını taşımaktadır. Bedrettin Dalan döneminde, çeşitli imar çalışmaları yapılmış ve İstanbul’da kentleşme oranı artmıştır. Dönemin en büyük icraatı trafik sorununa çözüm olması amacıyla, sahillerin doldurulması ve İstanbul’un her iki yakasında sahil yollarının açılması olarak gösterilebilir. Ayrıca Haliç Körfezi’nin temizlenmesi de bu dönemde gerçekleştirilmiş hizmetlerden birisidir.

Dalan dönemi esasında darbe sonrası yeni siyasal atmosferin İstanbul yerel yönetim anlayışına yansıması olarak kabul edilmelidir. Ülke çapında Anavatan Partisi ve Turgut Özal’ın yeni politikaları sonucu üretimin öneminin azalması fakat zenginliğin ve tüketimin öneminin artması söz konusu olmuştur. İnsanlar daha çok mal sahibi olmaya başlamışlardır. Bir ailenin bir evi, bir arabası, bir yazlığı olması normalleşmiş ve bu furya git gide yüksek gelirli gruplardan düşük gelirli gruplara doğru kaymaya başlamıştır. Bu yeni “sahip olma ve tüketme” furyası şehirleşmeyi arttırarak, şehirlerin sıkıntılarının artmasına ön ayak olmuştur. Ayrıca üretim ve tarım politikalarının değişmesi ile köylerden kentlere göçler başlamıştır. Bu yeni atmosferde belediyecilik ve hizmet anlayışının evrimleşmesi kaçınılmazdır. Belediyeler tüketim toplumuna hizmet edecek faaliyetleri ön plana almaya başlamışlardır. Yeni alanların imara açılması, kentlerin yatay ve düşey yönde genişlemesi, trafik problemlerinin artması, maddi yetersizliklerden dolayı büyük kentlere göç eden insanların gecekondu tipinde yapılaşmaya yönelmesi özellikle İstanbul’un problemleri arasında sayılabilir. Türkiye’de belediyecilik faaliyetleri yüzde yüz şeffaflıkla yürütülmediğinden dönemin pek çok ihalesinde şaibeler yaşanmış ve dört yılın sonunda Dalan tekrar adaylığını koymuş olsa da bir sonraki seçimi kaybetmiştir. Bu dört senenin kısa özeti; hizmet ve imar politikaları her ne kadar insanların ekonomik açıdan zenginleşmesine destek olsa da, bu faaliyetler yürütülürken demokratik bir biçimde halkın yönetimde söz sahibi olmasını engelleyecek şekilde şeffaflığın sağlanmamış olması, vatandaşın mevcut yönetime olan güvenini kaybetmesine sebep olmuştur.

1989 Yerel seçimlerinde Anavatan Partisi başarısını sürdürememiş ve üçüncü parti olarak seçimi bitirmiştir. Birinci parti olan Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin adayı Nurettin Sözen yeni büyükşehir belediye başkanı olarak göreve başlamıştır. Bu dönemde Sözen birçok projeyi başlatmış ama kendi dönemi içerisinde tamamlama imkanı olmamıştır. Nurettin Sözen dönemi; çöp patlaması, İski skandalı, yangın ve su kesintileri ile İstanbulluların en sıkıntılı dönemlerinden biri olmuştur. (Hürriyet, 2016)

Sonraki yıllarda özellikle Adalet ve Kalkınma partisi tarafından oldukça sert eleştirilen Nurettin Sözen yönetimi, Bedrettin Dalan döneminde başlatılmış olan yatırım maliyeti yüksek hizmetlerin finansal yükü altında kalmış, deyim yerindeyse kendisinden önceki dönemin ceremesini çekmiştir. Bu sebeple o günün koşullarında kendi projelerini uygulamakta zorlanmıştır. Bu dönemde faaliyete geçmiş en önemli hizmetlerden biri Topkapı-Sirkeci arasındaki hızlı tramvay hattının başlatılmış olmasıdır. Ayrıca yine bu dönemde Taksim-4. Levent metro inşaatına başlanmıştır.

Nurettin Sözen döneminde yaşanan sıkıntıların insanlar üzerinde yarattığı güvensizlik ortamını fırsata çeviren Refah Partisi, rakiplerinin de kendi içinde bölünmeleriyle sağladığı avantaj ile oy oranını sadece dört yıl içerisinde %15 arttırarak, 27 Mart 1994 yılında yapılan İstanbul yerel seçimlerini kazanmıştır. Böylece Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’un yeni büyükşehir belediye başkanı olmuştur. Bu seçimler sonrasında tam 25 yıl boyunca ilk iki dönem Refah ve Fazilet partileri ile Milli Görüş Hareketi ve sonraki dönemlerde bu hareketten sıyrılarak Türk Siyasi Tarihi’nde kendine büyük bir yer açmış olan Adalet ve Kalkınma Partisi her seçimde oy oranını arttırarak İstanbul yönetimini elinde tutmayı başarmıştır.

Bu esnada Türkiye’de yaşanan önemli gelişmeler… 1997 yılının 28 Şubat günü toplanan Milli Güvenlik Konseyi, yönetim ve ülkenin gidişatıyla ilgili bazı tavsiye kararları almış ve bunları dönemin koalisyon hükümetine bildirmiştir. 1980 darbesinin üzerine henüz 17 yıl geçmişken Türkiye, ordunun tekrar fiilen olmasa da sembolik bir müdahalesiyle karşılaşmıştır. Dönemin koalisyon hükümeti başbakanı ve Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan bu kararları imzalamamış ve sonrasında başbakanlık görevinden istifa etmiştir. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise hükümet kurma yetkisini beklenenin ve Erbakan’ın açıklamasının aksine koalisyonun diğer parti başkanı Tansu Çiller yerine Anavatan Partisi başkanı Mesut Yılmaz’a vermiştir. (Sözcü, 2015) 2013 yılında Süleyman Demirel, 28 Şubat süreciyle ilgili kendi fikirlerini aktarırken MGK kararlarının bir darbe olduğunu fakat yanlış olmadığını vurgulamıştır. (Bila, 2013)

28 Şubat Dönemi’nde pek çok dava görülmüştür. Bunlardan şüphesiz en önemlisi Refah Partisi davasıdır ve 1998 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından alınan kararla parti kapatılmıştır. (Sabah, 2008) Bir diğeri ise; Recep Tayyip Erdoğan hakkında 1997 yılında Siirt’te Ziya Gökalp’ın “Asker Ocağı” şiirinin bilinmeyen bir kıtasını okuması sonrasında, Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesine göre “halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçundan açılan davadır. (Milliyet, 1998) Dönem içerisinde pek çok yargılamalar olduğu halde bu dava, ülkenin sonraki yıllarda siyaset sahnesine büyük ölçüde hükmedecek kişiye karşı açılmış olmasıyla günümüz penceresinden bakıldığında hayli önemli bir yerde konumlanmaktadır. Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın son yılında sonuçlanan davanın kararında suç sabit görülmüş ve Erdoğan 10 ay hapis cezası almıştır. Cezanın onanmasından sonra Başkanlık görevi sonlanmış, Mart 1999’da cezaevine girmiştir. Erdoğan’ın yerine Ali Müfit Gürtuna vekalet etmiştir. Sonrasında, 1999 yerel seçimlerinde Fazilet Partisi’nden aday olan Gürtuna, halkın oylarıyla bir kez daha İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmuştur.

Fazilet Partisi (FP), 28 Şubat sürecinde Refah Partisi’nin kapanma ihtimaline karşı kurulmuş Milli Görüş’ün hakim olduğu bir diğer parti olarak siyaset sahnesinde yerini almıştır. Refah Partisi kapatıldıktan sonra bağımsız kalan milletvekilleri FP’ye geçmesiyle parti mecliste 150’ye yakın sandalyeye sahip olmuştur. Fakat Necmettin Erbakan’ın Fazilet Partisi’nin de resmi olmayan başkanı olması ve Refah Partisi’nin devamı olması niteliği taşıması sebepleriyle bu parti için de kapatılma davası açılmıştır. Bu dava 2001 yılında sonuçlanmış ve Fazilet Partisi kapatılmıştır. (Hürriyet, 2001) Sonrasında milletvekilleri ve parti temsilcileri, siyasi yasaklılar dışında, Recai Kutan tarafından yeni kurulan Saadet Partisi çatısı altında toplanmışlardır. Abdullah Gül ise kendilerine Yenilikçi diyen ve artık Milli Görüş Hareketi’ni savunmayan bir grupla birlikte hareket ederek Saadet Partisi yerine kendi kuracakları parti için çalışmalara başlamıştır. Recep Tayyip Erdoğan da bu esnada cezaevinden çıkmış ve bu yeni hareketin içinde yer almayı seçerek partiye önderlik etmiştir. Böylelikle Adalet ve Kalkınma Partisi kurulmuştur.

1999 yerel seçimlerinden sonra siyasette yaşanan bu gelişmeler ile 2004 yerel seçimlerine gelindiğinde; Ali Müfit Gürtuna döneminde büyük 17 Ağustos 1999 depremi yaşanmış, ülke 2001 ekonomik kriziyle sarsılmış, ANAP-DSP-DTP koalisyon hükümetinin uyumsuzlukları yaşanmıştır. Halbuki Gürtuna, İstanbul’un, Cumhuriyet’in 100. Yılında tüm dünyanın dönüp bakacağı, hayran kalacağı lider bir şehir olması için, kudretli ve zengin yönetim anlayışıyla taçlanması gerektiğini ve buna yönelik pek çok altyapı-üstyapı projelerinin gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmuş; ilk defa İstanbul özelinde 2023 yılını hedef göstermiş siyasetçi ve belediye başkanıdır. (Uşaklıgil, 2014) Sadece bir dönem başkanlık ederek bir sonraki yerel seçimlerde aday olmamıştır.

2004 yılında yapılan yerel seçimlerde CHP’nin güçlü adayı Sefa Sirmen karşısında başarılı olan Ak Partili Kadir Topbaş seçilerek Büyükşehir Belediye Başkanı olmuştur. Gürtuna döneminde tam anlamıyla gerçekleşemeyen söz konusu yatırım ve projeler, selefi Kadir Topbaş ve AKP’nin de yönetim biçimi haline gelmiştir. Fakat öncesinde AKP’nin kuruluşunu hatırlatmakta fayda var. 2002 yılında yapılan genel seçimlerde henüz 15 aylık bir parti olan AKP oyların çoğunluğunu toplayarak tek başına Abdullah Gül’ün başbakanlığı ile hükümet kurmuştur. Muhalefet Partisi olan CHP ve dönemin parti başkanı Deniz Baykal’ın desteğiyle siyasi yasaklı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın meclise girebilmesi için iptal edilen Siirt seçimleri yenilenmiş ve Erdoğan milletvekili olarak seçilmiştir. Sonrasında Abdullah Gül görevinden istifa ederek, Erdoğan’ın başbakan olmasını sağlamıştır. Bu siyasi atmosferde, Ak Parti’nin 2004 yılında yapılan yerel seçimlerdeki başarısı çok da şaşırtıcı değildir. Askerin ve muhalefetin tüm çabalarına rağmen AKP yeni iktidar partisi ve çoğu ilde yönetimi elinde tutan parti haline gelmiştir.

Üst üste üç dönem Büyükşehir Belediye Başkanı olan Kadir Topbaş döneminde yaşananlar başlı başına bir derleme konusu olmalıdır. Bu yazı özelinde sadece genel hatlarıyla dönemin etkilerini yorumlamak gerekirse; Topbaş’ın yönetim politikaları arasında, AKP’nin Türkiye genelinde uygulamış olduğu gibi, büyük ve pahalı yatırımlar ile birlikte şehir ekonomisinin iyileştirme çabası yer almaktadır. Yap işlet devret modeli mega yatırımlar yanı sıra özelleştirmeler ile sıcak para ihtiyacının karşılanması da bir diğer ekonomi politikası olarak benimsenmiştir. Elbette bu politikalar ilk dönemlerde ekonominin hareketlenmesini sağlamış ve insanlar 90’lı yılların buhranından çıkarak tüketim ve satın alma dönemine geçiş yapmıştır. Özel olarak inşaat sektörüne verilen teşvikler ve kredi faiz oranlarının düşürülmesiyle birlikte büyükşehirlerde inşaat furyası başlamıştır. Bu furya sayesinde halk daha çok para harcamış ve büyük şirketler daha çok para kazanmıştır. Bu yeni politikalar genel olarak ekonomik havayı yumuşattığı için ilk yıllarda göz yumulabilir seviyede olsa da, zamanla talep artışından daha ivmeli olarak artan arz sebebiyle özellikle İstanbul’un tüm boş alanlarında inşaat faaliyetleri başlatılmış, acil durum toplanma alanlarında bile alışveriş merkezleri inşa edilmiştir. Yeşil alanlar ve rekreasyon alanları yavaş yavaş yok edilmiş, şehir mega bir şantiyeye dönüşmüştür. Bu durum halkta, özellikle muhalif kesimde bir huzursuzluk yaratmaya başlamış ve Türk siyasi tarihinin katılımı en yüksek protestoları olan Taksim Gezi Parkı eylemleri park yerine yapılacak Topçu Kışlası projesi için sadece birkaç ağacın kesilmesiyle başlamıştır.

Gezi Parkı eylemleri, İstanbul’da bir parkta başlayan fakat sonrasında tüm kentlere yayılan, partiler ve ideolojiler üstü muhalif bir hareket olması ile Türkiye tarihinde ayrı bir yerde konumlanması gereken bir süreçtir. Tamamen farklı bir araştırma ve derleme konusu olacak bu sürecin İstanbul’a ve insanların siyasete bakış açılarına olan etkileri yadsınamayacak kadar büyüktür. Kazdağları’nda, Sinop’ta, Artvin’de, Mersin’de, Karadeniz HES eylemlerinde, çevreci bilince sahip binlerce insanın bir şeyleri değiştirebileceklerine olan inancı bugün hala Taksim’de gölgesinde oturabildiğimiz ağaçlar kadar yücedir.

Mega şehir olarak tanımlanan İstanbul AKP döneminde uzun soluklu bir yönetime sahip olsa da yönetenler bir türlü kentin sorunlarıyla ilgili etkili çözümler üretememiş, aksine artan yapılaşma ve nüfus yoğunluğu ile özellikle trafik sorununun önüne geçememiştir. Trafik problemi çözümüne yönelik yapılmış olan projeler; Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Avrasya Tüneli ve toplu taşıma ağının özellikle metroların arttırılması olarak sayılabilir. Metro ağının arttırılması doğru bir çözüm olarak görülse de, bilişim ve teknoloji çağında İstanbul gibi büyük bir kentte bu eksikliğin giderilmesi zaten olağan sayılacak bir yatırımdır. Fakat üçüncü köprü ve Avrasya Tüneli projelerinin durumu tartışmaya açıktır. Bu projelerin yapım ve işletme yönteminden ötürü ekonomik anlamda halkın büyük bir kesimine hitap etmediği bir gerçektir. Özellikle üçüncü köprü yap işlet devret sözleşmesinde yer alan “Yolcu geçiş garantisi” yüzünden, proje bir yatırım olmaktan çıkmış hem halk hem de devlet ekonomisi üzerine bir yük bindirmiştir. Hal böyle olunca trafik yoğunluğunu azaltmak için geliştirilmiş bu çözümler yeteri kadar etkili olamamıştır. Sadece seçim dönemlerinde gövde gösterisi olarak kullanmaya yarayan bu mega projeler, kentin her geçen gün biraz daha yorulmasına sebep olmaktadır. Titizlikle planlama gerektiren yatırım maliyeti hayli yüksek bu işler için ayrılan kaynaklar yüzünden, ülkenin ekonomik anlamda zora girdiği bir gerçektir. İstanbul Havaalanı da bu mega projeler içinde sayılabilir. İstanbul gibi yoğun nüfuslu ve neredeyse bir ülke olabilecek kadar büyük bir kentin havaalanı yetersizliği ve bunun çözümünün gerekliliği elbette anlaşılır bir durumdur. Fakat yeteri kadar planlama yapılmadan ve konusunun uzmanı kişilerin eleştirilerini göz ardı edilerek “Yaptık, oldu” anlayışıyla çok kısa sürede yapımı tamamlanan yeni havaalanının pek çok potansiyel problem barındırıyor olması yatırımın işlerliğine gölge düşürmektedir.

Ekonomik sıkıntıların yanı sıra insanların sosyal hayatları ve kent yaşamı içerisinde karşılaştıkları bir takım olumsuzlukların arttığı gözlemlenmiştir. Özellikle etnik köken ve cinsiyet üzerinden gördükleri baskılar yüzünden halkın bir kısmı dezavantajlı bireyler haline gelmiştir. Kadına yönelik taciz ve şiddet olaylarının artması, Suriyeliler başta olmak üzere göçmenlerin yaşadığı sıkıntılar bu olumsuzluklara örnek olarak verilebilir. Yani İstanbul kent yaşamında insanlar her gün fiziksel ve ekonomik problemler yanı sıra sosyolojik ve psikolojik problemlerle de yüzleşmek durumundaydılar. Bu problemlerin çözümü için elbette sadece belediye yönetimlerinin değişmesi yeterli olamayacağından, partiler ve ideolojiler üstü eğitim politikaları geliştirilmedikçe, halkın bunlarla yüzleşmeye devam edecek olması acı bir gerçektir.

Tüm bunlar yaşanırken ülke büyük bir tehlike atlatmıştır. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Türk tarihinde bir cemaatin teşebbüs ettiği tek darbedir. Darbe teşebbüsü gecesi 250 kişi hayatını kaybetmiş ve binlerce insan yaralanmıştır. Hayatını kaybeden insanlar 15 Temmuz şehitleri olarak tarihe geçmişlerdir. Sonrasında halkın ve meclisin tüm desteğini arkasına alan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümeti Gülen cemaati ve Fethullah Gülen’i terörist ilan ederek her alanda mücadeleye girişmişlerdir.

2017 yılında ise AKP başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Kadir Topbaş görevinden ayrılmıştır. Erdoğan’ın “Metal Yorgunluğu” olarak tanımladığı, üst üste iki ya da üç dönem seçilerek görev yapmış belediye başkanlarının artık yönetimden el çekmesinin doğru olacağını düşünerek görevlerini bırakmalarını istemiştir. (BBC, 2017) Özellikle Ankara’da Melih Gökçek’in ve İstanbul’da Kadir Topbaş’ın görevden ayrılması tüm halk üzerinde şaşırtıcı bir etki yaratmıştır. Kararın demokratik anlamda sorgulanması bir tarafa tüm görevden istifası istenen belediye başkanlarının kabullenerek bu isteği yerine getirmeleri halkın iradesi üzerine gölge düşürmüş bir olay olarak tarihe geçmiştir.  

Büyükşehir Belediyesi ve AKP yönetiminin en çok eleştirildiği noktalardan birisi belediye iştirak şirketlerinin yıllık cirolarında zarar açıklamaları olmuştur. Beltur, İspark gibi büyük iştirak şirketlerinin zararları İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetiminin halk tarafından sorgulanmasına sebep olmuştur. Sayıştay raporlarıyla belgelenen İSPARK zararı 2019 yerel seçimlerinde partinin tekrar seçilmemesinde etkisi büyüktür. (Güvenli, 2018)

Çok partili döneme geçiş yıllarından günümüze kadar olan bu siyasi gelişmeler ışığında, 2019 yerel seçimlerinde özellikle İstanbul özelinde yaşanan olaylar Türk siyasi tarihinde önemli bir yerde konumlanacaktır. Zira bu seçimler kentin 25 yıllık yönetimini değiştirmiş ve uzun zamandır muhalefet partileri konumunda olan Cumhuriyet Halk Partisi ve İyi Parti ittifakının yerel yönetimlerde neredeyse tüm büyükşehirleri kazanarak nüfus yoğunluğuna göre bakıldığında yerelde iktidar konumuna gelmesini sağlamıştır.

Bu seçimlerin şüphesiz başlıca önemli isimleri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve rakibi Ak Parti – MHP ortak adayı eski Başbakan ve Meclis Başkanı Binali Yıldırım olmuştur. 31 Mart’ta yapılan olağan seçimlerden sonra rakibini %1 gibi bir oy oranıyla geride bırakan eski Beylikdüzü Belediye Başkanı İmamoğlu, süren itiraz dönemleri sonuçlanmadan mazbatasını alarak göreve başlamıştır. Kısa yönetiminde büyükşehir belediye meclisi oturumlarının canlı yayınlanmasını sağlamış ve halka vermiş olduğu şeffaflık sözünü yerine getirmeye çalışmıştır. Ak Partinin yaptığı itirazlar sonucu tartışmalı bir kararla Yüksek Seçim Kurulu İstanbul seçimlerinin tekrarını istemiştir. Bu karar ile İmamoğlu’nun görevi iptal edilmiş, vekaleten İstanbul Valisi Ali Yerlikaya geçici olarak başkanlık etmiştir. Bu esnada İstanbul yeniden bir buçuk aylık bir seçim atmosferine girmiş ve 23 Haziran 2019 tarihinde seçim yenilenerek %9 oy oranı farkıyla İmamoğlu tekrar Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçilmiştir. İmamoğlu tanınır bir aday olmamasına rağmen bu süreçte kararlı ve serinkanlı kişiliğiyle takdir edilmiş, seçim döneminde gösterdiği kriz yönetimiyle sadece İstanbul değil Türkiye’de insanların ilgisini çekmeyi başarmıştır. İstanbul’un problemleri ve çözüm önerilerini seçim kampanyasının merkezine oturtan CHP-İyi Parti ortak adayı, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İyi Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, parti örgütleri ve halkın desteğini pozitif yönde kullanmayı başarmıştır. Binali Yıldırım ise eski Başbakan ve Meclis Başkanı olma sıfatıyla girdiği bu yarışta, adaylığı ilk açıklandığında birinci olacağı düşünülmesine rağmen, Milliyetçi Hareket Partisi örgütlerinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve bakanlar kurulunun tüm desteğini almış olsa da İstanbul seçmeninde yeterli karşılığı bulamamıştır.

İstanbul seçiminin kazananı kim sorusundan ziyade Ak Parti’nin bu seçimi kaybetmesinin sebebinin sorgulanması günümüz siyasi atmosferin anlaşılmasında daha etkili olacaktır. 25 yıllık yönetim anlayışının artık değişmesi gerektiği fikri tek başına bu seçimleri açıklayamayacak kadar basit bir düşünce olacaktır. Bu seçimlerin sonucunda etkili olan başlıca sebepler arasında; Türkiye’nin ekonomik durumu, yeni başkanlık sisteminin fiilen yarattığı problemler, Ak Parti’nin kurulduğu yıllarda olduğu gibi halkın partisi olmaktan uzaklaşması, Türkiye halklarının etnik köken üzerinden görmüş olduğu baskıcı ve ötekileştirici siyaset, İstanbul kent özelinde rant siyaseti ve mega projelerin faydalarından çok zararı olduğunun anlaşılması, büyükşehir belediyesinin mali durumu gibi gerçekler sıralanabilir.  İmamoğlu ise siyasette yeni bir soluk yaratması ve eski belediye başkanlığı döneminde Beylikdüzü’nde başarılı sayılabilecek bir yönetici olması, tüm insanları kucaklayıcı tavrı ve kabul gören seçim kampanyası ile öncelikleri farklı olan halkın neredeyse tüm kesimlerinde bir umut olarak görülmüştür. Belki de muhalefetin bu seçimlerdeki en büyük başarısı farklı problemleri olan insanları birleştirebilecek bir ortak payda yaratmış olmasıdır.

Bu seçimler sonucunda Türk siyasetinde dengeler değişmeye başlamıştır. Yeni partilerin kurulacağına dair haberler, başkanlık sistemi tartışmaları, bakanların değişebileceğini ön gören kulis tartışmaları gibi yenilik yaratacak gelişmeler yaşamaktayız. Günümüz Türkiye’sinde; darbe ve muhtıraları geride bırakmış bir Cumhuriyet ve demokrasi bilincinin hala gelişmeye devam ettiği ama asgari ölçüde oy kullanma hakkına sonuna kadar sahip çıkan bir halk iradesi ile demokrasi yolculuğu devam etmektedir. İstanbul’un yolculuğunda ise genel siyasi hayatın gelişmeleri yanı sıra kentin kendi iç dinamikleri ve problemlerinin doğru yönetilmemesi halinde tüm Türkiye’nin etkileneceği gerçeğinin unutulmaması gerekmektedir.  Yeni yönetimin neler başaracağı, kentin problemlerinin ne derece çözüleceği önümüzdeki yerel seçimlere kadar seçmenlerin takibinde olacaktır.

Ezgi Araz – Sencan Araz

Kaynakça

Altan, C. (2005, Bahar). GENEL SEÇİMLER-YEREL SEÇİMLER İLİŞKİSİ (1983-2004). e-sosder, 176-177.

BBC. (2017, Ekim 28). Cumhurbaşkanı Erdoğan AKP’de değişim düğmesine neden bastı? Ağustos 24, 2019 tarihinde BBC News Türkçe: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41632586 adresinden alındı

Bila, F. (2013, Ocak). 28 Şubat’ta yapılan yanlış bir şey yoktur. Ağustos 24, 2019 tarihinde Milliyet: http://www.milliyet.com.tr/28-subat-ta-yapilan-yanlis-bir-sey-yoktur/siyaset/siyasetyazardetay/08.01.2013/1652600/default.htm adresinden alındı

Gül, E. (2014, Mart 31). Türkiye’de ilk yerel seçimler: 1930 Seçimleri. Ağustos 24, 2019 tarihinde Dünya Bülteni: https://www.dunyabulteni.net/tarihten-olaylar/turkiyede-ilk-yerel-secimler-1930-secimleri adresinden alındı

Güvenli, Ö. (2018, Aralık). İBB şirketleri 94.5 milyon lira zararda. Ağustos 24, 2019 tarihinde Sözcü: https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/ibb-sirketleri-94-5-milyon-lira-zararda-2927454/ adresinden alındı

Hamsici, M. (2017, Nisan 04). 1982 referandumu: Mavi, Beyaz’a karşı. Ağustos 24, 2019 tarihinde BBC News Türkçe: https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-39450106 adresinden alındı

Hürriyet. (2001, Haziran). Fazilet Partisi kapatıldı. Ağustos 24, 2019 tarihinde Hürriyet: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/fazilet-partisi-kapatildi-39250176 adresinden alındı

Hürriyet. (2016, Ağustos). Nurettin Sözen’in başı dertte: 22 yıl sonra yine İSKİ. Ağustos 24, 2019 tarihinde Hürriyet Gazetesi: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/nurettin-sozenin-basi-dertte-22-yil-sonra-yine-iski-40191930 adresinden alındı

İBB Kurumsal. (2019). İstanbul Büyükşehir Belediyesi – Belediye Tarihçesi. Ağustos 24, 2019 tarihinde İBB Kurumsal: https://www.ibb.istanbul/SitePage/Index/102 adresinden alındı

Milliyet. (1998, Şubat). Erdoğan için hapis istemi. Milliyet, s. 1.

Miş, N. (2019, Şubat). Geçmiş Seçimlerde İstanbul’a Kim Ne Vadetti? Ağustos 24, 2019 tarihinde SETA: https://www.setav.org/gecmis-secimlerde-istanbula-kim-ne-vadetti/ adresinden alındı

Sabah. (2008, Mart). Milli Görüş’ten 4 parti kapatıldı. Ağustos 24, 2019 tarihinde Sabah Gazetesi Arşiv: http://arsiv.sabah.com.tr/2008/03/15/haber,0E0014F9515341A98B5A573C4568CE0D.html adresinden alındı

Sözcü. (2015, Şubat 28). 28 Şubat süreci nasıl başladı? 28 Şubat kararları sonrası neler oldu? Ağustos 24, 2019 tarihinde Sözcü: https://www.sozcu.com.tr/2015/gunun-icinden/28-subat-sureci-nasil-basladi-28-subat-kararlari-sonrasi-neler-oldu-757603/ adresinden alındı

Uşaklıgil, E. (2014). Bir Şehri Yok Etmek: İstanbul’da Kazanmak ya da Kaybetmek. İstanbul: Can Yayınları.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir