Yazar: Okan Yüksel

Tarihe Işık Tutmak: 1940’larda Türkiye

Elimde güzel bir dergi var, Ocak 1949 basımı bir Bütün Dünya… Artık dedemin mi, ya da başka birisinin mi bilmiyorum. Sadece okduğum ve şaşırdığım bir noktayı paylaşmak istiyorum. Dergide bir tablo yer alıyor, başlığı: “Türkiye’nin Vaziyeti” Tabloda Türkiye’in 1949 yılındaki görünüşüne dair önemli istatistikler şu şekilde sıralanıyor:   Nüfus: 1945’te 18.860.000 kişi. Bunun %75’i ziraatle geçinmektedir. Öğretim: 1927’de halkın %91’i okuma ve yazma bilmiyordu. 1935’de latin alfabesi kabul edildikten sonra, bu nisbet % 84,5 a düştü. Daha yeni olan istatistiklere göre nispet halen %80’dir. Devletleştirilmiş Sanayi Şubeleri: Demiryolları, kömür madenleri, dokuma sanayii, şeker istihsali. Başlıca İhracatı: Tütün, hububat ve zahire, yağlı yemişler, deri, krom. Başlıca İthalatı: Makine. Kadınların Vaziyeti: Harem hayatı ortadan kalkmıştır. Kadınlar kanuni, içtimai, siyasi ve iktisadi sahada erkeklerle müsavidir. 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanundan sonra fazla kadınla evlenmek yasaktır. Rey Hakkı: Kadın ve erkekler meclis seçiminde 22 yaşından itibaren seçmek ve 30 yaşından itibaren de seçilmek hakkına sahiptirler.   Tarihe çok güzel bir not düşmüşler, paylaşmak istedim. Nereden nereye geldiğimizi ve nereden nerelere açılacağımızı düşündüm. Umarım çok daha gelişiriz, büyürüz… Elbette aydınlanma ve bilimin...

Read More

Mussolini ve Ordu Süvari Ekibi

1938 yılının Mayıs ayındayız. Yer İtalya’nın Nice kenti. İktidarda olan faşist lider Mussolini ayakta, milli marşı ve göndere çekilen bayrağı selamlamakta.. Tahmin edeceğiniz üzere marş İtalyan milli marşı ve bayrak da İtalyan Bayrağı… Değil! Marş, İstiklal Marşı ve bayrak ay yıldızlı Türk bayrağı! Ve tekrar edeyim marşı ve bayrağı ayakta selamlayan kişi prestij politikalarıyla tarihe geçen faşist lider Benito Mussolini.. Peki neden? Sebep Türk Süvari Ekibi! Roma/Milletler Kupası düzenlenmekte o zaman, ödül Altın Mussolini Kupası. Türk süvarileri 7 ülkenin süvari ekibini geride bırakıyorlar ve kupayı ellerine alıyorlar. Türk basını da tabii ki ilgileniyor bu durumla, zaten Mussolini de Hitler de fazla...

Read More

Thomas More, Machiavelli’ye Karşı…

Siyaset bilimi hocamız, Yard. Doç. Dr. Mert Gökırmak vizede sormak için iki kitap okumamızı şart koştu. Bunlardan birisi güzel bir dünya hayaliyle, ütopyasıyla yazılan “Ütopya“; bir diğeri de içinde bulunduğumuz günümüz dünyasının tüm acımasız ve hoşsuzluklarını görmemize sebep “Prens“. Şaşırdım açıkçası, çünkü her ikisini aynı zamanda okumak hayata dair karma görüşler edinmemi sağladı. Machiavelli Prens’inde “Amaca ulaşmak için her yol mübahtır” edebiyatı yaparken; Thomas More tertemiz, kirlerinden arınmış bir dünya var ediyordu, her ne kadar edebiyat olsa da. Bu noktada ne öğrendim veya hangi yolu seçerim? Açıkçası ben biraz realist takılma taraftarıyım, Machiavelli bana daha mantıklı geliyor. Yani günün şartlarını ortaya koymak ve bu şartlar üzerinden hareket etmek. Ya da şöyle bir karma çok daha mantıklı; Thomas More’un ütopyalarına ulaşmak için Machiavelli kurnazlığıyla davranmalı insan… “Hayat acımasız! İnsanlar kötü! Adam edilmesi, zaptedilmesi gerekli koca bir toplum!” Hal bu olunca realist olmalı insan, Machiavelli’ye kulak vermeli ve ütopyaları gerçekleştirmek için çabalamalı! Bir karma yapmalı, her ikisini de katmalı işin içine. Daha güzel bir dünya için çalışmalı, Machiavelli’in kurnazlığı ve More’un iyimserliğiyle… “More, Machiavelli’ye Karşı” diye attık başlığı ama aslılsız bu. More da Machiavelli de kötü, aksak düzene karşı; güzel günlere gebe düşünceler sunmuşlar, güzel günlerin tohumlarını serpmişler kurak dünya...

Read More

Twitter’da Takip Edin!

Arşivler