Kategori: Siyaset Bilimi

Ata Erad’la İran İslam Devrimi ve İdeolojiler Üzerine Konuştuk

İran İslam Devrimi’nin ortaya koyduğu ideolojiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Geride kalan bunca yılda hala İran’ın ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu? Efendim, İran Devrimi ve ona bağlı ideoloji dünyayı derinden etkilemiştir. Belki 1900 yılların mıntıkada vuku aldığı en önemli olaylardandır. Sebebi Amerika’ya dayalı Şah Rejiminin çökmesi ve Burjuvazi Komprador üstünlüğünü bitirmesidir. Bu devrim dünyanin tüm entellektüel güçlerine ilham olup hatta İslami içeriğine rağmen komünist ve sosyalist hareketleri bile canlandirmistir. Bu konuda sol ve sag Türkiye gençligi de bu paralelde çok fazla yol katetmistir. (Detaya girmiyorum.) Sorunun ikinci bölümüne gelirsek şayet şöyle ifade etmek isterim, tabi ki her hareket gibi insanlarin her sinif ve...

Read More

Başkanlık Sistemi ve Türkiye’ye Yansımaları

Bu makalede ülkemizin gündemini uzun zamandır meşgul eden yönetim biçimlerinden biri olan Başkanlık Sisteminin teorik tanımının yanı sıra Türkiye üzerinde uygulanabilirliği üzerinde durulacaktır. Öncelikle nedir bu Başkanlık sistemi, avantajları, dezavantajları ve en sağlıklı uygulandığı ülke olan Amerika Birleşik Devletlerinde sistem nasıl çalışmaktadır onu incelemeliyiz. Başkanlık sistemi, yasama ve yürütme kuvvetlerinin birbirinden “sert” bir şekilde ayrıldığı bir hükümet sistemidir. Bu sistemde, yürütme organı tek bir kişiden oluşur. Bu kişi de başkandır. Başkan belli bir süre için doğrudan doğruya halk tarafından seçilir ve süresi dolmadan da görevden alınamaz. Dünyada 76 açık rejimden 33’ü başkanlık sistemiyle yönetilmektedir. Yukarıdaki kısa bilgiden sonra halk tarafından bir başkan seçilmekte ve check and balance dediğimiz mekanizma ile bütün anayasal kurumlar birbirinden sert bir şekilde ayrı görev yapmaktadır. Başkanlık sisteminin temel özelliklerine baktığımız zaman; Başkan halk tarafından doğrudan ve dolaylı olarak belirli bir süre için seçilir. Bu süre hiçbir şekilde parlamento tarafından kısaltılamaz ve feshedilemez. Kuvvetler ayrılığı kesin biçimde uygulanır. Devlet organlarının eş güdümü içinde aksamadan çalışması için fren ve denge sistemiyle organların yetki ve güç suistimali engellenir. Hükümet üyeleri başkan tarafından seçilir ve azledilir. Başkan hükümet üyelerinin düşüncelerine uymak zorunda değildir. Hükümet üyeleri, yasama organı içinden başkan tarafından seçilebilir. Ancak seçildikten sonra yasama organı üyeliklerini sürdüremezler. Devlet Başkanı Hükümet Başkanı ayrımı yoktur. Yürütme, yasamanın güvenine dayanmaz. Sabit başkanlık süresi vardır. Seçimler, planlanmış tarihlerde yapılır. Güvensizlik oyu ile hükümet düşürülüp, erken seçim düzenlenemez. Başkan görevi ile ilgili...

Read More

Gelişmekte Olan Ülkeler ve Siyasal İstikrarsızlık

Gelişmekte olan ülkelerin (Gelişmekte olan ülkeler hakkında detaylı bilgi için: Uluslararası İlişkilerde Üçüncü Dünya başlıklı makaleyi okuyabilirsiniz.) pek çoğunda görmekte olduğumuz bir olgu da siyasal istikrarsızlıklardır. İş bu ülkelerin pek çoğu içsel ve dışsal anlamda siyasal çatışmalar ve istikrarsızlıklar içerisinde debelenmektedir. Bu durum, şüphesiz bu ülkelerin gelişme sürecini olumsuz etkilemektedir. 21. yüzyılda iç politikasında istikrarı sağlayamamış bir ülkede, ekonomik bir gelişmenin beklenmemesi gerekir. İstikrarın sağlanamadığı bir ülkeye sermaye akışı olamayacağı gibi ülke içerisindeki mevcut sermaye de ülke dışına çıkacaktır. Bu durumda gelişmenin önemli bir ayağı olan ekonomik gelişme sağlanamayacak ve bu haldeki “gelişmekte olan ülkeler” daha uzun yıllar bir anlamda gelişememiş ülke demek olan “gelişmekte olan ülke” nitelemesini taşımak durumunda kalacaklardır. Siyasal istikrarsızlık, gelişmekte olan ülkelerin sadece iç işlerinde görülmemekte, ne yazık ki komşularıyla ilişkilerinde de görülmektedir. Özellikle sınırlar nedeniyle oluşan ihtilaflar, gelişmekte olan ülkeler arasında ciddi gerginliklere ve hatta savaşlara neden olabilmekte. Bu da gelişmekte olan ülkelerin bölgesel ve küresel işbirliği yapmalarının önünde ciddi bir engel olarak durmaktadır. Bölgesel ve küresel anlamda siyasal ve ekonomik işbirliği gerçekleştirememiş bir üçüncü dünyanın gelişmesi de beklenmemelidir. Gelişmekte olan ülkelerin yaşamakta oldukları bu siyasal istikrarsızlıkların arka planında, koloniyel dönemden kalma anlayışların ve bu dönemde kimi gelişmiş ülkelerce çizilmiş suni sınırların etkisi oldukça fazladır. Emperyalist amaçlarla hareket eden gelişmiş ülkeler, gelişmemiş ülkeler kendi aralarındaki güç mücadelesi ile parçalara ayırmış ve sonrasında parçalanmış bir şekilde uluslararası sahneye çıkan gelişmemiş devletler ciddi bir sürtüşme içerisine...

Read More

Uluslararası İlişkiler, Siyaset Bilimi ve Propaganda

Propaganda, “yayılması gereken” anlamına gelen Latince “propagare” kökeninden gelen, Türk Dil Kurumu Büyük Sözlüğü’nde “Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı ve benzeri yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca”[1] olarak tanımlanan bir kavramdır. Blackwell’in Siyaset Bilimi Ansiklopedisi’nde ise propaganda, “Simgelerin (sözcükler, sloganlar, gösteriler, müziksel ve görsel gösteriler de dâhil olmak üzere) hesaplı bir biçimde manipülasyonu izleyici topluluğun tutum ve davranışlarını tasarlama veya dolaylı olarak değiştirme”[2] olarak tanımlanmaktadır. Bir diğer tanıma göre, propaganda, “bir topluluğun düşüncelerini, duygularını, davranışlarını, tavır ve hareketlerini etki altında tutmak ve onları değiştirmek amacıyla yayınlanan bilgi, belge, doktrin ve görüşlerdir.”[3] “Propagandanın kullanımı konusunda esas gelişme iki savaş arası dönemde totaliter ve otoriter rejimlerin ortaya çıkışıyla yaşanmıştır. Gerek Sovyetler Birliği gerekse Nazi Almanya’sı daha gelişmiş ve daha pahalı olan mekanizmaları devreye sokmuşlar ve hatta Batılı demokratk ülkeler bunların karşısında oldukça zorlanmışlardır. Özellikle 1917’de Rusya’da Bolşevik rejimin işbaşına gelmesiyle propaganda uluslararası ilişkilerde önemli bir unsur haline gelmiştir. Nazist ve Faşist rejimler Bolşevik Rusya’dan esinlenerek bu yöntemi totaliter rejimlerin iç ve dış politikalarında gerekli bir unsur olarak kullanmışlardır. Ancak Nazizmin ve Faşizmin piyasadan silinmiş olmasına rağmen savaş sonrasında propaganda sona ermediği gibi yoğunluğu daha da artarak kullanılmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası dönemde propaganda neredeyse diplomasinin yerini alarak Soğuk Savaşın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş ve Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri kendi müttefiklerini tutabilmek ve yeni müttefikler kazanabilmek amacıyla propagandaya ağırlık vermişlerdir.”[4] “Psikolojik savaşın en...

Read More

Akademik Bir Disiplin Olarak Uluslararası İlişkiler ’in Ortaya Çıkışı ve Çalışma Alanı

Uluslararası İlişkiler ‘in Tanımı Uluslararası İlişkiler ‘in tanımını şu şekilde yapabiliriz: ” Uluslararası İlişkiler, siyaset biliminin bir dalıdır ve ‘ uluslararası sistem ‘ içindeki aktörlerin, özellikle de uluslararası ilişkilerin temel aktörü olarak kabul edilen devletlerin, diğer devletlerle, uluslararası / bölgesel / hükümetlerarası örgütler, çok uluslu şirketler, uluslararası normlar ve uluslararası toplumla olan ilişkilerini inceleyen disiplinlerarası bir disiplindir.   Disiplinlerarası bir disiplin olması sebebiyle siyaset bilimi, iktisat (uluslararası iktisat, uluslararası politik ekonomi), tarih (siyasi tarih), hukuk (anayasa hukuku, yönetim hukuku ve özellikle uluslararası hukuk), felsefe (siyaset felsefesi ve etik), sosyoloji, psikoloji, coğrafya, antropoloji gibi pek çok farklı disiplinden faydalanır.”(1)   Uluslararası İlişkiler ‘in Ortaya Çıkması Uluslararası İlişkiler in bir akademik disiplin olarak ortaya çıkması, Batılı kaynaklarda sıklıkla vurgulandığı gibi, I. Dünya Savaşı sonrasında mümkün olabilmiştir.    I. Dünya Savaşı sonrasında düzenlenen 30.05.1919 tarihli Paris Barış Konferansı‘nın katılımcıları arasında yer alan Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere bu konferansta, bu alanda araştırmalar yapacak birer enstitü kurulmasını kararlaştırırlar. Bu kararın üzerinden bir yıl sonra ise British Institute of International Affairs ve American Institute of International Affairs çalışmalarına başlar. Bu süreç akademik bir disiplin olarak uluslararası ilişkiler in başlangıcı olarak kabul edilmektedir.   Uluslararası ilişkiler disiplini, 20. yüzyılın hemen başlarında ortaya çıkmış olsa da, çalışma alanı ve süreci 20. yüzyıl ve sonrası ile sınırlı kalmamıştır. Şüphesiz ki insanlığın ve uluslararası ilişkilerin tarihi çok daha eskilere...

Read More

Twitter’da Takip Edin!

Arşivler