İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Soma faciasında ihmali bulunan kamu görevlileri yargılanacak

13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma ilçesindeki kömür madeninde yaşanan patlama 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan maden faciası ülke tarihimizdeki en kanlı maden faciası olarak kayıtlara geçmişti. 

Patlamanın ardından birçok hukuk skandalı peş peşe geldiğini gördük. Bunların en dikkat çekeni ise Soma Maden faciasında ihmali bulunan başta müfettişler olmak üzere bir çok kamu görevlisi hakkında dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik tarafından soruşturma izni verilmemesi olmuştu.

Patlamada ihmali bulunan kamu görevlileri hakkındaki yeni gelişmeyi geçtiğimiz hafta gazeteci Alican Uludağ’ın ankaragazetecisi adlı internet sitesinden öğrendik. Uludağ’ın “Danıştay 1. Daire, 301 madencinin öldüğü Soma katliamında kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararı kaldırdı” şeklindeki haberiyle patlamada ihmali bulunan kamu görevlilerinin yargılanmasının önünün açıldığını kamuoyuyla paylaşan ilk gazeteci oldu.

İlgili haberi (https://ankaragazetecisi.com/2021/06/23/danistaydan-soma-karari/) adresinden okuyabilirsiniz. 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik Soruşturma İzni Vermemişti

2014 yılında Soma’da yaşanan patlamanın ardından soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcılığı görevlerini ihmal ettikleri yönünde şüphe oluştuğu gerekçesiyle maden ocağının denetimini yapanlar ve Çalışma Bakanlığı görevlileri hakkında ilgili bakanlıktan soruşturma izni istemişti. 

Dönemin ÇSGB Bakanı Faruk Çelik ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız.

301 işçinin yaşamını yitirdiği maden faciasının meydana geldiği ocakta daha önce incelemelerde bulunan ve olumlu rapor veren 2 müfettiş ile kamu çalışanlarına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik soruşturma izni vermediğini hep birlikte takip etmiştik.

Bakanlık bu kararıyla kamuoyundan çok tepki almasına rağmen herhangi bir şekilde geri adım atmadığına şahit olmuştuk. 

Facianın hemen ardından en çok tartışılan konulardan biri olan, kazadan kısa süre önce ocakta, iş sağlığı ve iş güvenliği açısında incelemelerde bulunan iki müfettişin, olumlu rapor vermesi olmuştu. Müfettişlerin olumlu rapor verdiği ocakta nasıl oldu da bu patlamanın meydana geldiği konusunda kamuoyunda derin şüpheler oluşmuştu. 

Aralarında madene olumlu rapor veren bu iki müfettişinde bulunduğu diğer kamu görevlileri için de savcılık, soruşturma dosyasına bunları dahil edip, şüpheli olarak ifadelerini almak, kusurları bulunması halinde ise yargılanmalarını sağlamak için bakanlıktan izin talebinde bulunmuştu. Ancak facianın üzerinden yaklaşık 4 ay geçtikten sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in adli soruşturma için izin vermediği ortaya çıkmıştı.

Bu nedenle ocakta gerekli incelemelerde bulunmayan bu müfettişler izin verilmediği için haklarındaki suçlamalardan dolayı yargılanamamıştı. Patlamada yakınlarını kaybedenlerin hukuk mücadelesini önce Danıştay’a sonrasında da Anayasa Mahkemesi’ne taşımışlardı. 

Beklenen karar patlamanın üzerinden yedi yıl geçmesinin ardından Danıştay Birinci Dairesinden geldi.  

Danıştay Birinci Dairesi önce eksik inceleme var dedi, sonra soruşturma verilmemesi kararına karşı itirazları reddetti.

Çalışma Bakanlığı, aleyhlerinde ön inceleme yürüttüğü İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü ile iş başmüfettişi, iş müfettişi veya iş müfettiş yardımcısı olan on iki kişi hakkında soruşturma izni verilmemesine karar vermişti. Cumhuriyet Başsavcılığı ve patlamada yakınlarını kaybedenler bu karara karşı Danıştay Birinci Dairesi (Birinci Daire) nezdinde itiraz etmişti.

Birinci Daire 4/12/2014 tarihinde 5/9/2014 tarihli bilirkişi raporunda yer alan iş müfettişleriyle ilgili tespitlere işaret ederek eksik inceleme yapıldığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesine dair kararın kaldırılmasına karar vermişti. 

9/3/2015 tarihinde Çalışma Bakanlığına bir müzekkere yazan Cumhuriyet Başsavcılığı, Birinci Daire tarafından verilen karar sonrasında herhangi bir ön inceleme yapılıp yapılmadığını sormuş ve soruşturma izni verilmesini talep etmişti.

Ön inceleme raporunda, kazanın asıl oluş nedeni ve bu nedenin ortaya çıkmasında sorumluluğu bulunanlar hakkında yeterli delil ve emareye ulaşılamadığından bakanlıkça soruşturma izni verilmemesi kararı verilmişti.

Ön incelemedeki tespitlerden hareketle haklarında ön inceleme yapılanların eylemleri ile maden kazasının meydana gelmesi arasında doğrudan bir illiyet bağı kurulamadığı sonucuna ulaşan Birinci Daire tüm itirazları reddetmiş, patlamada ihmali bulunan kamu görevlilerinin yargılanmasının önünü kapatmıştı.

Anayasa Mahkemesi hak ihlali var dedi, dosyayı Danıştay Birinci Dairesine geri gönderdi

Danıştay Birinci Dairesince itirazları reddedilen ve kazada yakınlarını kaybeden aileler Anayasa Mahkemesine “yaşam hakkının ihlali” nedeniyle başvuru yapmışlardı.

Anayasa Mahkemesi 29/1/2020 tarihinde, Abdülkadir Yılmaz ve Diğerleri (B. No: 2016/13649) başvurusunda Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermişti.

Başvurucuların Birinci Dairenin Ceza Mahkemesince dinlenen tanık ve mağdurların beyanlarını değerlendirmeden, soruşturma izni verilmemesine dair karara yaptıkları itirazların hiçbirini dikkate almadan ve haklarında Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açılan dört sanığın ifadelerine istinaden eksik ve yanlı bir inceleme sonucunda karar verdiğini belirterek etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdi.

Anayasa Mahkemesi tarafından 29.01.2020 tarihinde “Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Danıştay Birinci Dairesine gönderilmesine,” şeklinde karar vererek, dosyayı hak ihlalinin etkilerinin ortadan kaldırılması amacıyla Danıştay Birinci Dairesine göndermişti. 

Danıştay Birinci Dairesi 2020/535 E. 2020/1845 K. 28.12.2020 tarihli kararıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının 7.9.2015 tarih veİTK-04 sayılı soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararının kaldırılmasına kararı verdi.

Anayasa Mahkemesi tarafından 29.01.2020 tarihinde verilen kararla birlikte “yaşam hakkı ihlalinin” ortan kaldırılması amacıyla Danıştay Birinci Dairesine gönderilmişti. Danıştay Birinci Dairesi yeniden yargılama yaparak 28.12.2020 tarihinde verdiği kararla Soma Maden faciasında ihmali bulunan kamu görevlilerin yargılanmasının önünü açtı. Kararda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının 7.9.2015 tarih veİTK-04 sayılı soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararını, bir üyenin karşı oyuyla oyçokluğuyla kaldırılmasına karar verdi.

Danıştay Birinci Dairesi, gerekçeli kararında hüküm kısmında “Anayasa Mahkemesinin söz konusu ihlal kararı gereğince itirazların kabulüne ve isnat edilen eylem nedeniyle ilgililer hakkında soruşturma yapılmasını teminen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının 7.9.2015 tarih veİTK-04 sayılı soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararının kaldırılmasına, Dosyanın, K. Ö., E. A., A. Y., A.E., Y. K., E. G., A. B., M. G., M. K., M. T., G. A., E. G. ve E. B. yönünden gereği yapılmak üzere karar ekli olarak Soma Cumhuriyet Başsavcılığına, kararın birer örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile itiraz edenlere gönderilmesine 28.12.2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.” şeklindeki ifadeleriyle, patlamada ihmali bulunan kamu görevlilerinin yargılanmasının önünü açtığı görülmektedir.

Karara karşı bir üyenin çoğunluk görüşüne katılmayarak karşı oy kullandığı, üyenin karşı oy gerekçesini “Dairemizce verilen kararların kesin olduğu, söz konusu kararların 2577 sayılı Kanun uyarınca verilmiş yargısal nitelikte kararlar olmadığı, dolayısıyla yargısal nitelikte olmayan kararlarımızın, yargılamanın yenilenmesi usulü uygulanıp kaldırılmasına yasal imkan bulunmamaktadır.” şeklinde gerekçelendirerek, Danıştay Birinci Dairesinin kararlarının yargısal nitelikte olmadığını ve yargılamanın yenilenmesi şeklinde bir usulün olmadığını ileri sürdüğü görülmektedir.                                                                                                                                                            

Danıştay Birinci Dairesinin bu kararı ne anlama geliyor?

Yukarıda anılan Danıştay Kararının kaynağı Anayasa Mahkemesi’nin kararının olduğunu unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi bu kararı almamış olsaydı Danıştay tarafından bu kararın alınması ve ihmali bulunan kamu görevlilerinin hukuk önünde hesap vermesi imkansız hale gelecekti. 

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Soma Faciası davasından çıkan karara karşı basın açıklaması.

Bu ortaya çıkan yeni durumla birlikte savcılık makamı tarafından  bu kişilerle ilgili iddianame hazırlamak durumunda. Hazırlanacak iddianameye göre yeni bir yargılama ve mahkeme süreci başlaması gerekiyor. Ancak Danıştay izin verdikten sonra Savcılık illaki iddianame düzenlemek zorunda değil. Savcılıkça kovuşturmaya yer yoktur kararı da verebilir, belki hiçbir şekilde dava da açılmayabilir.

Ancak kamuoyunda vicdanların rahatlaması için bu kişiler hakkında iddianame düzenlenip, hukuk önünde hesap vermesi gerekmektedir.

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir