Kafkasya » Makale Analiz » Manşet » SSCB - Rusya

Yazı Dizisi: Türkiye-Rusya İlişkileri / Genel Bakış

Temmuz 7, 2013   ·   2 Comments

Erdoğan Putin

Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerinin 1497 karadeniz ittifakıyla başladığını söylemek mümkündür.Bu ticari ve ekonomik ilişkiler 8.Cumhurbakanı Turgut ÖZAL” la yol almaya devam etmiştir. 2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisinin özellikle ikinci iktidar döneminde (2007 sonrası) söz konusu ekonomik ilişkilerin en üst düzeye çıktığı söylenebilir.

Bu çerçevede; AKP hükümetinin parti programında “Türkiye’nin Rusya Federasyonu ile Orta Asya ve Kafkasya’da rekabete değil işbirliğine dayanan dostça ilişkiler sürdürecektir”, şeklindeki yaklaşımı, ekonomik ilişkileri siyasi ilişkilerden çok farklı tuttuğunun göstergesidir. Rusyanın Türkiye’nin en büyük ticari ortağı olarak Almanya’nın yerini aldığı gerçeği de gözden kaçırılmamalıdır.

Rusya’nın en çok ihracat yaptığı on ülke arasında, Türkiye 4. sırada yer alırken en çok ithalat yaptığı ülkeler arasında 14. sırada yer almaktadır. Ayrıca, Rusya Türkiye’nin üretim yetenekleri ve kapasitesi açısından çok kıymetli bir pazar niteliği de taşımaktadır.

Bu makalemizde; 2000 yılı sonrası, Türkiye-Rusya Ekonomik İlişkileri ele alınacaktır. Ekonomik ilişkiler bağlamında, Türkiye- Rusya arasında turizm, ticaret, enerji ve doğrudan yatırım hizmetleri gibi hususlara yer verilecektir. Ayrıca bu iki ülkenin ekonomik ilişkilerinin siyasete etkisi de incelenmeye çalışılacaktır.

Türkiye-Rusya İlişkileri (Yazı Dizisi)

1. Bölüm: Genel Bakış

Rusya ve Türkiye 500 yıllık öncesine dayanan bir geçmişe sahiptir. 1497’de Karadeniz ittifakıyla başlayan ticari ilişkilerin yerini zaman zaman savaşlar, barışlar, ittifaklar, yardımlar, dostluklar ve ardından gelen soğuk savaş koşulları teslim almıştır. 1984 yılında, “doğal gaz arzı anlaşması” imzalandı. Bu  anlaşma her iki ülkenin ticaretinde dönüm noktası oldu. Bu sözleşme, Türk tarafının değerinin yüzde 70’ini ürünlerle ve inşaat hizmetleri ile ödeyerek Türkiye’nin 25 yıllık doğal gaz alımını sağlıyordu.Doğal gaz arzı anlaşması, iki ülke arasındaki ticari hacmin artışına ve ülkemizde Rus inşaat şirketlerinin müteahhit faaliyetine yol açtı.

Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Rus-Türk ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığı söylenebilir. İyi komşuluk ilişkileri işbirliğine dönüşmeye başladı. Soğuk Savaş’ın askeri, siyasi ve ideolojik yüzleşmesinin sona ermesiyle onun tam teşekküllü gelişimi için coğrafi yakınlık, siyasi ticari-ekonomik ilişkilerinin yoğun geçmiş deneyimi, benzer zihniyet nedeniyle ülke halklarımızın karşılıklı çıkarları gibi objektif faktörlerin kullanılması mümkün oldu. Türkiye 80’li, Rusya 90’lı yıllarda ekonomisinin ve dış ekonomik ilişkilerin piyasa temeline geçişini sağlamasıyla önce dış ticarette, sonrada bir çok başka yönde karşılıklı ticari faaliyetlerin büyümesine katkıda bulundu.

1992’de T.C’nin Rusya Federasyonunu tanımasıyla “ortak çatı” altında işler yapmak için bir birlerine karşı şüpheyle yaklaşımların yanında ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirmeyi de politikaları arasında almışlardır.25 Mayıs 1992 yılında Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki temel ilişkiler ile ilgili antlaşmanın ve onu izleyen diğer anlaşmaların – bilimsel ve teknik işbirliği, yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması, çifte vergilendirmeyi önleme, enerji sektöründe işbirliği ve diğerleri dahil olmak üzere imzalanmasıyla, Rus-Türk ilişkileri ve işbirliğinin çok yönlü gelişimi için yasal temeller atılmıştır.

Rusya Başbakanı Putin’in Aralık 2004’teki Ankara ziyareti sırasında “taraflar arasında derinleştirilmiş çok boyutlu işbirliği çerçeve anlaşması”nın imzalanması ilişkilerin ilerlemesi için tarafların istekli olduğunun bir göstergesidir. 2009 yılında mesafeli seviyeli ortaklık olarak yol almaya başlayan ikili ortaklık bugün “ stratejik ortaklık” seviyesine gelmiştir. İlişkilerin önemli boyutunu ekonomik ve ticari ilişkiler oluşturmaktadır.  AKP iktidara geldiğinde Rusya, Türkiye’nin sekizinci en büyük ticaret ortağı durumundaydı.2008 yılına gelindiğinde, ABD ve Avrupa’nın Türkiye’nin ticaretindeki toplam payı, ilk kez yüzde 50’ye düştü. Böylece Rusya Türkiye’nin en büyük ticari ortağı haline geldi.

Türkiye’de kısmen kendini belli eden ABD aleyhtarlığı ile 1990’lı yıllarda yükselişe geçen Avrasyacılık, Ankara-Moskova yakınlaşmasına önayak olmuştur. Ticaret koşulları da ilişkilerin siyaset dışında bir etkenle devam etmesi gerekliliğini, AKP’nin Moskova’ya yakınlaşmaya olan ihtiyacını gösteren bir araçtır.  TOBB ve Tüsiad’ında aralarında bulunduğu 200’ye yakın şirket  Rusya’da farklı sektörde ticaret yapmaktadır.  Türkiye ayrıca Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütüne üyeliğini desteklemekmektedir. Rusya,  ülke gündeminde olan Şangay Beşlisi veya Şangay İşbirliği örgütüne Türkiye’nin üye olmasını istemektedir. Dolayısıyla Türkiye ve Rusya ekonomik ilişkiler üzerinden iki ülke siyasetini ve diğer ilişkilerini kurumsallaştırmaya çalışıyor.

2. Türkiye-Rusya İlişkilerine Genel Bir Bakış:

Avrasya bölgesi, dünya yerleşim birimi olarak pek çok uygarlığa, devlete ev sahipliği yapmıştır. Rusya ve Türkiye bu uygarlıklar arasında aralarında sahip oldukları ve 500 yıllık tarih öncesine dayanan bir geçmişe sahip bölgedeki iki önemli güç olabilmişlerdir.Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu arasındaki ilişkilere  gözatıldığında kökeninin 15.yüzyılın sonlarına dayandığı görülmektedir.İki ülkenin birbirleriyle olan diplomatik ilişkileri bu günkü konumuna gelene kadar pek çok aşamadan geçmiştir. [1]

XV.yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu doğu karadeniz bölgesinde kurulmuştu. Fakat osmanlılar kuzeye doğru daha fazla ilerlemeyi düşünmediler. Güney steplerde göçebe hayvancılığının yerine tarıma elverişli şartların yatarılması yönünde iklimin değişmesi ve Rusya için bu bölgenin doğal şartlarının cazip gelmesine rağmen, Rus İmparatorluğu XVII yüzyılın yarısına kadar güney steplerde her hangi bir hak talebinde bulunmamıştır.[2]

Osmanlı-Rus ilişkileri, 16.yüzyıldan 20.yüzyılın başına kadar savaşlar ve güç mücadeleleri tarihi olarak gelişmiştir. Bu sürecin ana nedenleri arasında, Rusya’nın güneye doğru yayılma arayışının Osmanlı İmparatorluğunun çıkarlarını sürekli tehdit etmesi yer almaktadır.Öte yandan bir çok bölgedeki nüfus rekabeti de bu iki gücün sürekli çatışmasına neden olmaktaydı.

Rusya-Türkiye diplomatik ilişkileri, 1492’de Büyük İvan’ın Osmanlı Sultanı II.Beyazıt’a diplomatik bir heyet gönderme yönündeki yazılı talebini içeren mektubuyla başladı. Bunu 1497’de İstanbul’daki Rus elçiliğinin açılması takip etti.Askeri zaferlere daha çok bel bağlayan tüm siyasal yapılarda olduğu gibi Osmanlı’da da diplomasi daha yavaş geliştiğinden Nişli Mehmet Ağa Moskova’da ancak 1722-1723’de elçi olarak kaldı. Osmanlı’nın ilk sürekli elçiliklerinden biri de St.Petersburgda açıldı. Bunun ötesinde, Osmanlı-Rus ilişkileri, yukarıda belirtildiği gibi, diplomasinden çok savaşların egemen olduğu bir çizgide ilerlemiş ve iki devletin çatışmacı siyasaları önce Karadeniz Havzasını sonra’da Balkanları içine alacak şekilde Avrasyayı savaş alanı haline getirmiştir.[3]

Çarlık ve Osmanlı imparatorluklarının Birinci Dünya Savaşı sonrası yıkılması ve yerlerine Türk ve Sovyet Cumhuriyetlerinin kurulmasını izleyen dönemde rekabetçi ilişkilerin yerini bir süre dayanışma ve işbirliğini öngören ilişkiler almıştır. Her iki ülke iç gelişmelere ağırlık vermekte ve uluslararası mücadelelerin dışında kalmak istmekteydiler. Ayrıca iki komşu olan bu ülkeler sömürgeci batı emperyalizmine hedef teşkil etmişler ve bağımsızlılarını koruyabilmek için azami derecede mücadele vermek zorunda kalmışlardır.[4]

1917’de Bolşevik Hükümeti, Brest-Litovsk Antlaşmasını 3 Mart 1918’de imzalayıp 1.dünya savaşından çekilirken emperyalist ülkelerin Osmanlı’yı parçalamaya dair paylaşımlarını dünya kamuoyuna açıklaması  Sovyet iktidarını pekiştirmeye yönelikti. SSCB, kurtuluş savaşını anti-emperyalist bir savaş olarak nitelendirip Ankara hükümetine para ve silah yardımında bulundu. Bu nedenle, 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması ile bu hükümeti tanıyan ilk devletin Ankara hükümeti olması şaşırtıcı değildir.[5]

Cumhuriyetin kurulması ve Türkiye Cumhuriyetinin ülkeler sistemine katılmasından sonra iki ülke arasında işbirliği dönemi başladı. Devamında çeşitli anlaşmalar yapıldı. Bunlara 1929‘daki Dostluk Antlaşması ve 1934 ve 1937’deki ticaret anlaşmaları örnek olarak verilebilir. Bu noktadan sonra, ikinci dünya savaşı ile başlayan süreç Türkiye-Rusya ilişkilerinde 30 yıllık bir gerilemeye sebep olmuştur. Yani 2.dünya savaşı esnasında Sovyetler, Türkiye’den boğazlardan üs ve doğudan toprak talep ettiler. Bu sırada Türkiye savaşta tarafsız iken, savaş biterken Almanya ve Japonya’ya savaş ilan ederek, batı ittifakına girdi.Stalin dönemi ile tekrar eski yüksek tansiyonlu dönemine giren Türkiye-Rusya ilişkileri Türkiye’nin Nato tarafından Doğu Bloğuna bir set gibi çekilmesi amacıyla ilişkileri iyiden iyiye gerilmeye başlamıştı.[6]

1953’te Stalin’in ölümünden sonra ilişkiler önemli ölçüde yatışırken 1960’ların başlarında da Sovyetler Birliği Türkiye üzerindeki taleplerini geri çekti. Bununla da kalmayıp, Türkiye’ye ortak sanayi projeleri için ekonomik destek sağlayan SSCB 1967, 1972 ve 1979’daki ticaret anlaşmalarının imzalanmasıyla iki ülke arasındaki soğukluk yerini yumuşamaya bırakıyordu.[7] Başka bir deyişle, soğuk savaş döneminde Türk-Rus ilişkileri, büyük ölçüde batı ittifakının, özellikle ittifak lideri ABD’nin Rusya ile olan ilişkilerine bağlı bir seyir izlemiştir.

Rusya Federasyonunun kurulmasıyla birlikte Türk-Rus ilişkileri canlı bir döneme girmiştir. İktisadi ilişkiler hızla ilerlerken siyaset ve güvenlik alanlarında daha yavaş gelişmeler olmuştur. Ekonomik ilişkilerin hızla ilerlemesine rağmen siyaset ve güvenlik alanlarında ise ilişkilerin aynı tempoda gelişememesinin nedeni Rusya’nın Kafkasya ve Orta Asya gibi eski sovyet topraklarını kendisinin özel nüfus bölgesi olarak görmesinden kaynaklanmıştır. Rusya Federasyonu iktisaden güçlendikçe ve içeride otoritesini sağlamlaştırdıkça durum değişmiş, dış politikasında daha rekabetçi bir anlayış yeniden hakim olmaya başlamıştır.[8]

Türkiye’nin Rusya Federasyonunu tanımasının ardından 1992’de dönemin Dışışleri Bakanı Hükmet ÇETİN’in bu ülkeye ilk resmi ziyaretini gerçekleştirirken bu ziyareti Rus Mevkidaşı Abdrei Kozirev’in Türkiye ziyareti izlemiştir. Yine 1992’de dönemin Başbakanı Süleyman  DEMİREL’in RF ziyareti sırasında iki ülke ilişkilerinde açılan yeni dönem için temel bir belge niteliğini taşıyan “ Türkiye ile Rusya Federasyonu Arasındaki İlişkilerin Esasları Hakkında Antlaşma” 25 Mayıs 1992’de imzalanmıştır.[9]

İki ülke arasındaki gelişmelere baktığımızda 1992-1998 yılları arasında enerji ve ticari ilişkilerde kısmen iyileşme  ve zaman zamanda kırılmalar yaşanmıştır. Ayrıca iki ülke arasında etnik bölgesel rekabet alanlarının olması ilişkileri olumsuz yönde etkilemiştir. Ancak iki devlet arasındaki sorunlar, ilişkileri 1992-1998 yılları arasında istenilen düzeye getirememiştir.Rusya Federasyonu Sovyet Rusya’dan kendisine miras kalan bulunduğu bölgedeki coğrafi üstünlüğünü kaybetme endişesi içerisinde olduğu için Orta Doğu politikasında Stalin’in yolunu izlemiştir. Bu yüzden Türkiye’ye rakip ülke gözüyle bakarak Kafkaslar ve Orta Asyada Türkiye’nin etkin bir güç olmasını istemediğinden buna engel olmak için gerekli önlemleri almıştır.[10]

Dönemin Başbakanı Bülent ECEVİT’in Kasım 1999’da Moskovaya yaptığı ziyaret esnasında terorizmle mücadele konusunda yayımlanan “Ortak Deklarasyon” un yanında iki ülkenin özellikle enerji alanında daha yakın bir işbirliği kararı ilişkilere ivme kazandırmıştır. 16 Kasım 2001’de dönemin iki ülke Dışişleri Bakanları New Yorkta imzaladıkları Avrasya İşbirliği Eylem Planı ( AİEP), ikili işbirliğini “çok boyutlu ortaklık” seviyesine yükselmiştir. [11]

2000’lı yıllardan sonra Türk-Rus ilişkilerinin normalleşmeye doğru gittiğini söylemek mümkündür. Rusya özellikle, 2000’li yıllardan itibaren dünya sistemine ağırlık kazanma girişimlerinde bulumuş, Putin, 1997 yazdığı “yerel doğal kaynakların stratejik açıdan yeniden yapılandırılması” konulu doktora tezindeki görüşlerini Devlet Başkanı olarak  hayata geçirmeye başlamıştır. Türkiye ise bir taraftan AB ilişkilerini geliştirmiş, diğer yandan Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya/Orta Asya bölgelerindeki etki sahasını genişletmiştir. Her iki ülke normallleşmeyi fırsata dönüştürmek için gayret sarfetmiştir. [12]

Dönemin Dışişleri  Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL’ün 23-26 Şubat 2004’deki ziyareti sırasında Türk-Rus işadamları konseyi toplantısıyla iki ülke müteşebbisleri bir araya gelmişlerdir. Bu ziyareti 5-6 Aralık 2004’teki ziyareti izlemiştir.RF’nun Aralık 2006’da “Karadeniz Uyumu Harekatına” katılımı bölge güvenliğinin pekiştirilmesi açısından dikkate değer bir adımdır.

Kısacası; 500 yılı aşan bir birlikteliğe sahip olan Türkiye ve Rusya, beş asır boyunca genellikle savaş meydanlarında karşı karşıya gelselerde  değişen uluslararası konjönktürün gereği olarak kendi  çıkarları doğrultusunda akla ve gerçekliğe veya realizme uygun ilişkiler üretmek zorunda olduklarını anladılarki, şu an 20 yıllık dilimde enerjiden turizme, sağlıktan askeri malzemelere ve diplomatik ilişkiler gibi  her konuda ilişkiler gerçekleştirmiş ve bir nevi stratejik ortak olmak istemişlerdir.Medvedev’in “zaten Türkiye’yi bizler stratejik ortak olarak görüyoruz” sözüyle beraber ilerleyen yıllar içerisinde iki ülkenin ilişkilerinin artması ve gelişmesi sonucu ilişkilerin daha güven verici bir sürece doğru evrildiğini söylemek mümkündür.

Bu noktadan sonra, iki ülkenin yapması gereken şeyin şu ana kadar devam ettirdikleri realist ve yapıcı eylemlerini çıkarları doğrultusunda devam ettirmektir. Çünkü asırlar boyunca, coğrafik ve jeopolitik olarak  bir birlerine yakın hatta iç içe olan bu iki devlet uluslararası ilişkiler sisteminde önemli rollere sahip aktörlerdir. Rusya’nın özellikle enerji alanındaki dominant durumu Türkiye’nin ise, Avrupa-Asya- Afrika arasındaki transit geçiş yollarına hakimiyeti bu iki ülkenin birbirleriyle iyi geçinmesini zorunlu kılmaktadır.

500 yıl önce devletler savaş meydanlarında anlaşırken günümüzdeki devletler, masalarda diplomasinin son gücünü de kullanarak anlaşmaktadırlar. İşte Türkiye ve Rusya çıkarları doğrultusunda bu hususu asla unutmamalı ve gelecekteki hedeflerine de realizm ve pragmatizm doğrultusunda günün koşullarına uygun bir şekilde  barışçıl ve yeni stratejiler izleyerek ulaşmalıdırlar.

ALİ KOPLAY
Turgut Özal Üniversitesi
koplayali@yahoo.com
.
NOT: Türkiye-Rusya İlişkileri başlıklı yazı dizimizin bir bölümünü okudunuz. Yazı dizisinin diğer bölümlerine ulaşmak için tıklayınız.

[1] EZGİN, Bahar “ Türkiye-Rusya İlişkileri- 2007-2010”  Hazar Strateji Enstitüsü, 31 Ekim 2010

[2] OREŞKOVA, Svetlana” Osmanlı Rusya İlişkileri: Bazı yanlış algılamalar ve Onların Üstesinden Gelmenin Yolları”  Türkiye- Rusya Federasyonu Dostluk Derneği  Yayını-Ankara 2013

[3] ÇEMBEREK,Murat “ Rusya-Türkiye İlişkileri” Yeni Rusya Dergisi, SDE-  Haziran 2010

[4] TURAN, İlter” Türk- Rus İlişkileri ve Fırsatlar” 11 Şubat 2009

[5] ÇEMBEREK,Murat “ Rusya-Türkiye İlişkileri” Yeni Rusya Dergisi, SDE-  Haziran 2010

[6] PARLAK,Erdem” Türkiye-Rusya İlişkilerine Genel Bir Bakış” TUİÇ Akademi, Ağustos 2010

[7] ÇEMBEREK,Murat “ Rusya-Türkiye İlişkileri” Yeni Rusya Dergisi, SDE-  Haziran 2010

[8] TURAN, İlter” Türk- Rus İlişkileri ve Fırsatlar” 11 Şubat 2009

[9] ÇEMBEREK, Murat “ Rusya-Türkiye İlişkileri” Yeni Rusya Dergisi, SDE-  Haziran 2010

[10] İSKENDER, Serdar “ Türk-Rusya İlişkilerine Tarihsel Bir Bakış” Tütev Enerji Danışmanı, Rapor no:12- Şubat 2012

[11] ÇEMBEREK,Murat “ Rusya-Türkiye İlişkileri” Yeni Rusya Dergisi, SDE-  Haziran 2010

[12]  KÜÇÜKCAN,Talip” Türk-Rus İlişkilerinde Yeni Perde”  Sabah Perspektif” 08/12/2012

 

 

Rusya ve Türkiye 500 yıllık öncesine dayanan bir geçmişe sahiptir. 1497’de Karadeniz ittifakıyla başlayan ticari ilişkilerin yerini zaman zaman savaşlar, barışlar, ittifaklar, yardımlar, dostluklar ve ardından gelen soğuk savaş koşulları teslim almıştır. 1984 yılında, “doğal gaz arzı anlaşması” imzalandı. Bu  anlaşma her iki ülkenin ticaretinde dönüm noktası oldu. Bu sözleşme, Türk tarafının değerinin yüzde 70’ini ürünlerle ve inşaat hizmetleri ile ödeyerek Türkiye’nin 25 yıllık doğal gaz alımını sağlıyordu.Doğal gaz arzı anlaşması, iki ülke arasındaki ticari hacmin artışına ve ülkemizde Rus inşaat şirketlerinin müteahhit faaliyetine yol açtı.

Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Rus-Türk ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığı söylenebilir. İyi komşuluk ilişkileri işbirliğine dönüşmeye başladı. Soğuk Savaş’ın askeri, siyasi ve ideolojik yüzleşmesinin sona ermesiyle onun tam teşekküllü gelişimi için coğrafi yakınlık, siyasi ticari-ekonomik ilişkilerinin yoğun geçmiş deneyimi, benzer zihniyet nedeniyle ülke halklarımızın karşılıklı çıkarları gibi objektif faktörlerin kullanılması mümkün oldu. Türkiye 80’li, Rusya 90’lı yıllarda ekonomisinin ve dış ekonomik ilişkilerin piyasa temeline geçişini sağlamasıyla önce dış ticarette, sonrada bir çok başka yönde karşılıklı ticari faaliyetlerin büyümesine katkıda bulundu.

1992’de T.C’nin Rusya Federasyonunu tanımasıyla “ortak çatı” altında işler yapmak için bir birlerine karşı şüpheyle yaklaşımların yanında ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirmeyi de politikaları arasında almışlardır.25 Mayıs 1992 yılında Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki temel ilişkiler ile ilgili antlaşmanın ve onu izleyen diğer anlaşmaların – bilimsel ve teknik işbirliği, yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması, çifte vergilendirmeyi önleme, enerji sektöründe işbirliği ve diğerleri dahil olmak üzere imzalanmasıyla, Rus-Türk ilişkileri ve işbirliğinin çok yönlü gelişimi için yasal temeller atılmıştır.

Rusya Başbakanı Putin’in Aralık 2004’teki Ankara ziyareti sırasında “taraflar arasında derinleştirilmiş çok boyutlu işbirliği çerçeve anlaşması”nın imzalanması ilişkilerin ilerlemesi için tarafların istekli olduğunun bir göstergesidir. 2009 yılında mesafeli seviyeli ortaklık olarak yol almaya başlayan ikili ortaklık bugün “ stratejik ortaklık” seviyesine gelmiştir. İlişkilerin önemli boyutunu ekonomik ve ticari ilişkiler oluşturmaktadır.  AKP iktidara geldiğinde Rusya, Türkiye’nin sekizinci en büyük ticaret ortağı durumundaydı.2008 yılına gelindiğinde, ABD ve Avrupa’nın Türkiye’nin ticaretindeki toplam payı, ilk kez yüzde 50’ye düştü. Böylece Rusya Türkiye’nin en büyük ticari ortağı haline geldi.

Türkiye’de kısmen kendini belli eden ABD aleyhtarlığı ile 1990’lı yıllarda yükselişe geçen Avrasyacılık, Ankara-Moskova yakınlaşmasına önayak olmuştur. Ticaret koşulları da ilişkilerin siyaset dışında bir etkenle devam etmesi gerekliliğini, AKP’nin Moskova’ya yakınlaşmaya olan ihtiyacını gösteren bir araçtır.  TOBB ve Tüsiad’ında aralarında bulunduğu 200’ye yakın şirket  Rusya’da farklı sektörde ticaret yapmaktadır.  Türkiye ayrıca Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütüne üyeliğini desteklemekmektedir. Rusya,  ülke gündeminde olan Şangay Beşlisi veya Şangay İşbirliği örgütüne Türkiye’nin üye olmasını istemektedir. Dolayısıyla Türkiye ve Rusya ekonomik ilişkiler üzerinden iki ülke siyasetini ve diğer ilişkilerini kurumsallaştırmaya çalışıyor.

 

A-      Türkiye-Rusya İlişkilerine Genel Bir Bakış

Avrasya bölgesi, dünya yerleşim birimi olarak pek çok uygarlığa, devlete ev sahipliği yapmıştır. Rusya ve Türkiye bu uygarlıklar arasında aralarında sahip oldukları ve 500 yıllık tarih öncesine dayanan bir geçmişe sahip bölgedeki iki önemli güç olabilmişlerdir.Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu arasındaki ilişkilere  gözatıldığında kökeninin 15.yüzyılın sonlarına dayandığı görülmektedir.İki ülkenin birbirleriyle olan diplomatik ilişkileri bu günkü konumuna gelene kadar pek çok aşamadan geçmiştir. [1]

XV.yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu doğu karadeniz bölgesinde kurulmuştu. Fakat osmanlılar kuzeye doğru daha fazla ilerlemeyi düşünmediler. Güney steplerde göçebe hayvancılığının yerine tarıma elverişli şartların yatarılması yönünde iklimin değişmesi ve Rusya için bu bölgenin doğal şartlarının cazip gelmesine rağmen, Rus İmparatorluğu XVII yüzyılın yarısına kadar güney steplerde her hangi bir hak talebinde bulunmamıştır.[2]

Osmanlı-Rus ilişkileri, 16.yüzyıldan 20.yüzyılın başına kadar savaşlar ve güç mücadeleleri tarihi olarak gelişmiştir. Bu sürecin ana nedenleri arasında, Rusya’nın güneye doğru yayılma arayışının Osmanlı İmparatorluğunun çıkarlarını sürekli tehdit etmesi yer almaktadır.Öte yandan bir çok bölgedeki nüfus rekabeti de bu iki gücün sürekli çatışmasına neden olmaktaydı.

Rusya-Türkiye diplomatik ilişkileri, 1492’de Büyük İvan’ın Osmanlı Sultanı II.Beyazıt’a diplomatik bir heyet gönderme yönündeki yazılı talebini içeren mektubuyla başladı. Bunu 1497’de İstanbul’daki Rus elçiliğinin açılması takip etti.Askeri zaferlere daha çok bel bağlayan tüm siyasal yapılarda olduğu gibi Osmanlı’da da diplomasi daha yavaş geliştiğinden Nişli Mehmet Ağa Moskova’da ancak 1722-1723’de elçi olarak kaldı. Osmanlı’nın ilk sürekli elçiliklerinden biri de St.Petersburgda açıldı. Bunun ötesinde, Osmanlı-Rus ilişkileri, yukarıda belirtildiği gibi, diplomasinden çok savaşların egemen olduğu bir çizgide ilerlemiş ve iki devletin çatışmacı siyasaları önce Karadeniz Havzasını sonra’da Balkanları içine alacak şekilde Avrasyayı savaş alanı haline getirmiştir.[3]

Çarlık ve Osmanlı imparatorluklarının Birinci Dünya Savaşı sonrası yıkılması ve yerlerine Türk ve Sovyet Cumhuriyetlerinin kurulmasını izleyen dönemde rekabetçi ilişkilerin yerini bir süre dayanışma ve işbirliğini öngören ilişkiler almıştır. Her iki ülke iç gelişmelere ağırlık vermekte ve uluslararası mücadelelerin dışında kalmak istmekteydiler. Ayrıca iki komşu olan bu ülkeler sömürgeci batı emperyalizmine hedef teşkil etmişler ve bağımsızlılarını koruyabilmek için azami derecede mücadele vermek zorunda kalmışlardır.[4]

1917’de Bolşevik Hükümeti, Brest-Litovsk Antlaşmasını 3 Mart 1918’de imzalayıp 1.dünya savaşından çekilirken emperyalist ülkelerin Osmanlı’yı parçalamaya dair paylaşımlarını dünya kamuoyuna açıklaması  Sovyet iktidarını pekiştirmeye yönelikti. SSCB, kurtuluş savaşını anti-emperyalist bir savaş olarak nitelendirip Ankara hükümetine para ve silah yardımında bulundu. Bu nedenle, 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması ile bu hükümeti tanıyan ilk devletin Ankara hükümeti olması şaşırtıcı değildir.[5]

Cumhuriyetin kurulması ve Türkiye Cumhuriyetinin ülkeler sistemine katılmasından sonra iki ülke arasında işbirliği dönemi başladı. Devamında çeşitli anlaşmalar yapıldı. Bunlara 1929‘daki Dostluk Antlaşması ve 1934 ve 1937’deki ticaret anlaşmaları örnek olarak verilebilir. Bu noktadan sonra, ikinci dünya savaşı ile başlayan süreç Türkiye-Rusya ilişkilerinde 30 yıllık bir gerilemeye sebep olmuştur. Yani 2.dünya savaşı esnasında Sovyetler, Türkiye’den boğazlardan üs ve doğudan toprak talep ettiler. Bu sırada Türkiye savaşta tarafsız iken, savaş biterken Almanya ve Japonya’ya savaş ilan ederek, batı ittifakına girdi.Stalin dönemi ile tekrar eski yüksek tansiyonlu dönemine giren Türkiye-Rusya ilişkileri Türkiye’nin Nato tarafından Doğu Bloğuna bir set gibi çekilmesi amacıyla ilişkileri iyiden iyiye gerilmeye başlamıştı.[6]

1953’te Stalin’in ölümünden sonra ilişkiler önemli ölçüde yatışırken 1960’ların başlarında da Sovyetler Birliği Türkiye üzerindeki taleplerini geri çekti. Bununla da kalmayıp, Türkiye’ye ortak sanayi projeleri için ekonomik destek sağlayan SSCB 1967, 1972 ve 1979’daki ticaret anlaşmalarının imzalanmasıyla iki ülke arasındaki soğukluk yerini yumuşamaya bırakıyordu.[7] Başka bir deyişle, soğuk savaş döneminde Türk-Rus ilişkileri, büyük ölçüde batı ittifakının, özellikle ittifak lideri ABD’nin Rusya ile olan ilişkilerine bağlı bir seyir izlemiştir.

Rusya Federasyonunun kurulmasıyla birlikte Türk-Rus ilişkileri canlı bir döneme girmiştir. İktisadi ilişkiler hızla ilerlerken siyaset ve güvenlik alanlarında daha yavaş gelişmeler olmuştur. Ekonomik ilişkilerin hızla ilerlemesine rağmen siyaset ve güvenlik alanlarında ise ilişkilerin aynı tempoda gelişememesinin nedeni Rusya’nın Kafkasya ve Orta Asya gibi eski sovyet topraklarını kendisinin özel nüfus bölgesi olarak görmesinden kaynaklanmıştır. Rusya Federasyonu iktisaden güçlendikçe ve içeride otoritesini sağlamlaştırdıkça durum değişmiş, dış politikasında daha rekabetçi bir anlayış yeniden hakim olmaya başlamıştır.[8]

Türkiye’nin Rusya Federasyonunu tanımasının ardından 1992’de dönemin Dışışleri Bakanı Hükmet ÇETİN’in bu ülkeye ilk resmi ziyaretini gerçekleştirirken bu ziyareti Rus Mevkidaşı Abdrei Kozirev’in Türkiye ziyareti izlemiştir. Yine 1992’de dönemin Başbakanı Süleyman  DEMİREL’in RF ziyareti sırasında iki ülke ilişkilerinde açılan yeni dönem için temel bir belge niteliğini taşıyan “ Türkiye ile Rusya Federasyonu Arasındaki İlişkilerin Esasları Hakkında Antlaşma” 25 Mayıs 1992’de imzalanmıştır.[9]

İki ülke arasındaki gelişmelere baktığımızda 1992-1998 yılları arasında enerji ve ticari ilişkilerde kısmen iyileşme  ve zaman zamanda kırılmalar yaşanmıştır. Ayrıca iki ülke arasında etnik bölgesel rekabet alanlarının olması ilişkileri olumsuz yönde etkilemiştir. Ancak iki devlet arasındaki sorunlar, ilişkileri 1992-1998 yılları arasında istenilen düzeye getirememiştir.Rusya Federasyonu Sovyet Rusya’dan kendisine miras kalan bulunduğu bölgedeki coğrafi üstünlüğünü kaybetme endişesi içerisinde olduğu için Orta Doğu politikasında Stalin’in yolunu izlemiştir. Bu yüzden Türkiye’ye rakip ülke gözüyle bakarak Kafkaslar ve Orta Asyada Türkiye’nin etkin bir güç olmasını istemediğinden buna engel olmak için gerekli önlemleri almıştır.[10]

Dönemin Başbakanı Bülent ECEVİT’in Kasım 1999’da Moskovaya yaptığı ziyaret esnasında terorizmle mücadele konusunda yayımlanan “Ortak Deklarasyon” un yanında iki ülkenin özellikle enerji alanında daha yakın bir işbirliği kararı ilişkilere ivme kazandırmıştır. 16 Kasım 2001’de dönemin iki ülke Dışişleri Bakanları New Yorkta imzaladıkları Avrasya İşbirliği Eylem Planı ( AİEP), ikili işbirliğini “çok boyutlu ortaklık” seviyesine yükselmiştir. [11]

2000’lı yıllardan sonra Türk-Rus ilişkilerinin normalleşmeye doğru gittiğini söylemek mümkündür. Rusya özellikle, 2000’li yıllardan itibaren dünya sistemine ağırlık kazanma girişimlerinde bulumuş, Putin, 1997 yazdığı “yerel doğal kaynakların stratejik açıdan yeniden yapılandırılması” konulu doktora tezindeki görüşlerini Devlet Başkanı olarak  hayata geçirmeye başlamıştır. Türkiye ise bir taraftan AB ilişkilerini geliştirmiş, diğer yandan Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya/Orta Asya bölgelerindeki etki sahasını genişletmiştir. Her iki ülke normallleşmeyi fırsata dönüştürmek için gayret sarfetmiştir. [12]

Dönemin Dışişleri  Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL’ün 23-26 Şubat 2004’deki ziyareti sırasında Türk-Rus işadamları konseyi toplantısıyla iki ülke müteşebbisleri bir araya gelmişlerdir. Bu ziyareti 5-6 Aralık 2004’teki ziyareti izlemiştir.RF’nun Aralık 2006’da “Karadeniz Uyumu Harekatına” katılımı bölge güvenliğinin pekiştirilmesi açısından dikkate değer bir adımdır.

Kısacası; 500 yılı aşan bir birlikteliğe sahip olan Türkiye ve Rusya, beş asır boyunca genellikle savaş meydanlarında karşı karşıya gelselerde  değişen uluslararası konjönktürün gereği olarak kendi  çıkarları doğrultusunda akla ve gerçekliğe veya realizme uygun ilişkiler üretmek zorunda olduklarını anladılarki, şu an 20 yıllık dilimde enerjiden turizme, sağlıktan askeri malzemelere ve diplomatik ilişkiler gibi  her konuda ilişkiler gerçekleştirmiş ve bir nevi stratejik ortak olmak istemişlerdir.Medvedev’in “zaten Türkiye’yi bizler stratejik ortak olarak görüyoruz” sözüyle beraber ilerleyen yıllar içerisinde iki ülkenin ilişkilerinin artması ve gelişmesi sonucu ilişkilerin daha güven verici bir sürece doğru evrildiğini söylemek mümkündür.

Bu noktadan sonra, iki ülkenin yapması gereken şeyin şu ana kadar devam ettirdikleri realist ve yapıcı eylemlerini çıkarları doğrultusunda devam ettirmektir. Çünkü asırlar boyunca, coğrafik ve jeopolitik olarak  bir birlerine yakın hatta iç içe olan bu iki devlet uluslararası ilişkiler sisteminde önemli rollere sahip aktörlerdir. Rusya’nın özellikle enerji alanındaki dominant durumu Türkiye’nin ise, Avrupa-Asya- Afrika arasındaki transit geçiş yollarına hakimiyeti bu iki ülkenin birbirleriyle iyi geçinmesini zorunlu kılmaktadır.

500 yıl önce devletler savaş meydanlarında anlaşırken günümüzdeki devletler, masalarda diplomasinin son gücünü de kullanarak anlaşmaktadırlar. İşte Türkiye ve Rusya çıkarları doğrultusunda bu hususu asla unutmamalı ve gelecekteki hedeflerine de realizm ve pragmatizm doğrultusunda günün koşullarına uygun bir şekilde  barışçıl ve yeni stratejiler izleyerek ulaşmalıdırlar.


[1] EZGİN, Bahar “ Türkiye-Rusya İlişkileri- 2007-2010”  Hazar Strateji Enstitüsü, 31 Ekim 2010

[2] OREŞKOVA, Svetlana” Osmanlı Rusya İlişkileri: Bazı yanlış algılamalar ve Onların Üstesinden Gelmenin Yolları”  Türkiye- Rusya Federasyonu Dostluk Derneği  Yayını-Ankara 2013

[3] ÇEMBEREK,Murat “ Rusya-Türkiye İlişkileri” Yeni Rusya Dergisi, SDE-  Haziran 2010

[4]TURAN, İlter” Türk- Rus İlişkileri ve Fırsatlar” 11 Şubat 2009

[5] ÇEMBEREK,Murat “ Rusya-Türkiye İlişkileri” Yeni Rusya Dergisi, SDE-  Haziran 2010

[6] PARLAK,Erdem” Türkiye-Rusya İlişkilerine Genel Bir Bakış” TUİÇ Akademi, Ağustos 2010

[7] ÇEMBEREK,Murat “ Rusya-Türkiye İlişkileri” Yeni Rusya Dergisi, SDE-  Haziran 2010

[8] TURAN, İlter” Türk- Rus İlişkileri ve Fırsatlar” 11 Şubat 2009

[9] ÇEMBEREK, Murat “ Rusya-Türkiye İlişkileri” Yeni Rusya Dergisi, SDE-  Haziran 2010

[10] İSKENDER, Serdar “ Türk-Rusya İlişkilerine Tarihsel Bir Bakış” Tütev Enerji Danışmanı, Rapor no:12- Şubat 2012

[11]ÇEMBEREK,Murat “ Rusya-Türkiye İlişkileri” Yeni Rusya Dergisi, SDE-  Haziran 2010

[12]  KÜÇÜKCAN,Talip” Türk-Rus İlişkilerinde Yeni Perde”  Sabah Perspektif” 08/12/2012

Okan Yuksel (349 Posts)

1988'de Adana'da doğdu. Uludağ Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler, Anadolu Üniversitesi'nde Medya ve İletişim öğrenimi gördü. 2011'de Olay TV'de dış haber editörü olarak gazeteciliğe başladı. 2014'te Al Jazeera Turk'e katıldı. Blog, makale ve haber dallarında 6 ödülü bulunuyor. Politik Akademi'nin genel koordinatörlüğünü üstleniyor.


By


Readers Comments (2)